Sizce hangi ilçe il olmalı? Tıklayın, oyunuzu kullanın
Evet arkadasLar Ben ßir SiverekLi oLarak Bunu SizLerle PayLasmak istedim ve SiverekLi HemseriLerimin De Desteqini ßekLiyorum…. http://www.haberturk.com/yasam/haber/584396-sizce-hangi-ilce-il-olmali-tiklayin-oyunuzu-kullanin LinKine tıkLayarak Siverek’i tıkLayIp Siverek’in Ön SıraLarda Yer aLmasını Bende istiyorum…. Burdaki ßildirimin Faydasiz ßirSey oLdugunu SanmayInız… Hersekilde Habertürk Kücük ßir Medya Grubu Deqildir Bu Her Sekilde YayInLanıLacaktır Gerek Tv Kanallarında gerekSe Radyo FreKansLarinda Bu Yuzden Sizin de Bu işin için Katkınızın oLmasını ßekLiyorum… Kolay Gelsin… Hepimize HayırLı UgurLu oLsun….
Hasan ÖYMEZ / ANKARA
Hakkâri’ye bağlı Yüksekova ve Cizre’nin il yapılacağına ilişkin haberlerin ardından il olmayı bekleyen 36 ilçe ve büyükşehir olmayı bekleyen 5 ilden gelen baskılar AK Parti yönetimini zor durumda bıraktı. Vatandaşlar, milletvekilleri ve parti genel merkezini telefon, faks ve mail yağmuruna tuttu.
Yönetime il tartışmaları nedeniyle seçim öncesi zor durumda kalacaklarını aktaran vekiller, “Ya bu iki ilçeyle birlikte bizim ilçeler de il yapılsın. Ya da bu tasarı seçim sonrasına kadar dondurulsun” önerisinde bulundu.
“POLİS Mİ TAŞLAYALIM?”
Milletvekilleri, “Yüksekova ve Cizre il olmasın demiyoruz. Ama sadece o iki ilçenin il yapılması durumunda biz çok zora düşeriz. Seçmenler, ‘gerekçe güvenlikse o zaman biz de yol keselim; lastik yakalım. Polis taşlayalım’ diyerek tepki gösteriyor” diye konuştu. Trabzon, Malatya, Hatay, Denizli ve Şanlıurfa milletvekilleri ise illerinin “büyükşehir” statüsüne yükseltilmelerine yönelik çalışmaların da yine seçim öncesinde netleşmesini talep etti.
Vekiller “Seçmen bizden ‘Kesin karar çıktı’ haberi bekliyor” diyerek parti yönetiminden Başbakan Erdoğan’ı bilgilendirmesini istedi. Parti yönetimi de, “Konuyu Başbakanımıza ileteceğiz. Seçim öncesi bir çözüm mutlaka bulunur” sözleriyle vekilleri sakinleştirmeye çalışıyor.
WE WANT TO …
Yaklaşık 50 yıldır il olma hayali kuran ve il olma aşkı Ankara oyun havalarına bile konu olan Polatlı’da, il olma isteği ilçenin girişine dikilen tabelada yazılı. “Bugüne kadar Türkçe söyledik olmadı: We Want To Be co me A Pro vin ce ” .
İŞTE İL OLMAYI BEKLEYEN İLÇELER
Vekiller tarafından verilen 28 “il olma” teklifi halen İçişleri Komisyonu’nda bekletiliyor. Teklifler arasında Tarsus, Anamur, Silifke, Şereflikoçhisar, Polatlı, Suşehri, Divriği, Erciş, Karadeniz Ereğli, Alanya, Siverek, Oltu, Edremit, Niksar, Çorlu, Lüleburgaz, Keşan, Gebze, Nazilli, İskenderun, Bafra, Ünye, Fatsa, Şebinkarahisar, Refahiye, İnegöl ve Ceyhan var. Meclis’te kanun teklifi verilmemiş ancak il olma heyecanı yaşayan ilçeler arasında ise Bandırma, Fethiye, Elbistan, Konya Ereğli, Kozan, Bergama ve Ödemiş öne çıkıyor.
DeliceSohbet.Net OKURLARINA SORUYOR! SİZCE HANGİ İLÇE İL OLMALI?
Lady Gaga ara versin
Lady Gaga’ya hayranım” diyen heavy metalin dev isimlerinden Ozzy Osbourne, bu kez çılgın şarkıcıyı kızdıracak bir açıklama yaptı: “Lady Gaga artık
çok olmaya başladı.
Nehir Erdoğan ameliyat oldu
Nehir Erdoğan’ın tiroidinden alınan nodül şüpheli çıktı. Sonuç haftaya belli olacak.
Tiroit bezinin büyümesi nedeniyle doktora giden Nehir Erdoğan’dan alınan nodül şüpheli çıktı. Habertürk gazetesinin haberine göre alınan nodül patolojik olarak incelenecek ve sonuç bir hafta sonra belli olacak. Erdoğan, “Patoloji sonucu bir hafta sonra. Ama bir şey çıkmayacağından eminim” diye konuştu.

Olay mesajın sırrı çözüldü
Geçtiğimiz gece hastaneye giden Mehmet Ali Erbil’i ziyaret eden isimler arasında ünlü popçu Demet Akalın da vardı. Mehmet Ali Erbil ile adı aşk dedikodularına karışan Yeliz Şar bu ziyareti öğrendiğinde ise ortalık karıştı.
Ayaklıgazete’nin haberine göre Şar, Akalın’ın ziyareti sırasında yakın arkadaşı Ece Erken’den, Mehmet Ali Erbil’e Akalın hakkında bir mesaj göndermesini istedi.
Ve arkadaşının bu isteğini kırmayan Erken ise, Mehmet Ali Erbil’e Akalın hakkında öyle bir mesaj gönderdi ki, ünlü popçu Demet Akalın bugün Ece Erken hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.
Mehmet Ali Erbil’le geçtiğimiz günlerde adı aşk dedikodularına karışan Yeliz Şar ‘Aşk haberlerini’ yalanlamış ve sadece arkadaş olduklarını dile getirmişti. Yaşanılan bu olayların ardından Ece Erken esprili bir yaklaşımla Yeliz Şar ve Mehmet Ali Erbil’in aşk yaşadığını söylemişti.
Yeşim bebek alışverişinde
İlk annelik heyecanını yaşadığında 20 yaşında olan ve kızı Gizem’i dünyaya getiren Yeşim Salkım, daha sonra yaptığı evliliklerde çok istemesine rağmen bir çocuk sahibi olamadı. O yıllarda rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören Salkım, 2′nci annelik heyecanını Hakan Eratik ile yaptığı evlilikte yaşama fırsatı buldu.
ÜZERİNE TİTRİYOR
20 yİl aradan sonra bu kez erkek bebeğe hamile kalan şarkıcı Yeşim Salkım önceki gün City’s'in altını üstüne getirdi. Öğle saatlerinde geldiği City’s'den doğacak erkek bebeği için bebek mağazasından milyarlık alışveriş yapan Salkım’ın imdadına eşi Hakan Eratik yetişti. Çift alışveriş sırasında, ‘Şimdiden hazırlıkları yapıyoruz ve eksikleri tamamlıyoruz. Çok heyecanlıyız’ dedi. 42 yaşındaki güzel şarkıcının aldığı fazla kilolar da gözlerden kaçmadı.
İlk annelik heyecanını yaşadığında 20 yaşında olan ve kızı Gizem’i dünyaya getiren Yeşim Salkım, daha sonra yaptığı evliliklerde çok istemesine rağmen bir çocuk sahibi olamadı. O yıllarda rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören Salkım, 2′nci annelik heyecanını Hakan Eratik ile yaptığı evlilikte yaşama fırsatı buldu.
ÜZERİNE TİTRİYOR
20 yİl aradan sonra bu kez erkek bebeğe hamile kalan şarkıcı Yeşim Salkım önceki gün City’s'in altını üstüne getirdi. Öğle saatlerinde geldiği City’s'den doğacak erkek bebeği için bebek mağazasından milyarlık alışveriş yapan Salkım’ın imdadına eşi Hakan Eratik yetişti. Çift alışveriş sırasında, ‘Şimdiden hazırlıkları yapıyoruz ve eksikleri tamamlıyoruz. Çok heyecanlıyız’ dedi. 42 yaşındaki güzel şarkıcının aldığı fazla kilolar da gözlerden kaçmadı.
5 GÜNLÜK HAVA TAHMİNİ
Kar Marmara’ya girdi
TEKİRDAĞ’da gece yarısından itibaren başlayan sağanak yağmur yağışı kent merkezi ve ilçelerini etkisi altına aldı. Ergene ve Çorlu derelerinin taşması sonucu buğday ekili alanlar sular altında kaldı. Hayrabolu’daki Çene Deresi’nin taşması sonucu ise Tekirdağ- Hayrabolu yolu ulaşıma kapandı.
Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı hava, Tekirdağ ve Kırklareli’nde etkili oldu. Gece yarısı başlayan yağmur yağışı nedeniyle Tekirdağ’ın Çorlu İlçesi’ndeki Çorlu Deresi taştı. Taşkın nedeniyle köprü araç trafiğine kapatıldı. Dere kenarında bulunan hayvan çiftlikleri ise sel tehlikesine karşı boşaltıldı. Dere yatağında bulunan evlerde oturanlar da sele karşı uyarıldı.
Karatepe mevkiinde, yaklaşık 20 ton hayvan yemi yüklü 22 DL 985 plakalı kamyon suların neden olduğu çökmeler nedeniyle yolda yan yattı. Kamyonda yüklü yem yol dışına savrulurken, kamyon sürücüsü ise kazayı yara almadan atlattı. Çorlu ilçe merkezinde Halit Ziya Uşaklıgil Caddesi ile altyapı çalışmaları devam eden Mustafa Kemal Caddesi, su birikintilerinin çökmelere neden olmasından dolayı geçici olarak trafiğe kapatıldı. Çorlu’da dün geceden bu yana metrekareye 40 kilo yağış düştüğü belirtildi. Hava sıcaklığının 2 dere ölçüldüğü ilçede yağışların gün boyu devam etmesi bekleniyor.
TEKİRDAĞ- HAYRABOLU YOLU KAPALI
Tekirdağ’ın Saray İlçesi’nde son 24 saatte metrekareye düşen 20 kilo yağış nedeniyle Ergene Nehri taştı, 2 bin dönüm buğday ekili alan sular altında kaldı. Hayrabolu İlçesi’nde ise Çene Deresi taştı. Taşkın nedeniyle yolda oluşan su birikintisi Tekirdağ- Hayrabolu yolunu ulaşıma kapattı. Çene Köyü Muhtarı Tuncay İrik, köydeki menfezlerin tıkalı olması ve barajdaki suların bırakılmasından dolayı her yıl köy arazisinin sular altında kaldığını söyledi. Geçen yıl yağmur yağışı nedeniyle köyde 10 günde 3 kez su baskını yaşandığını belirten İrik, “Geçen seneden bu yana değişen bir şey yok, en az yağışlı havalarda bile bu durumla karşı karşıya kalıyoruz. Köy etrafındaki arazilerde su baskınında dolayı her sene 3 bin ile 4 bin dekar ekili alanlara zarar veriyor. Yoğun sulardan dolayı Çene Deresi taştı, yollar trafiğe kapatıldı” dedi.
LÜLEBURGAZ DERESİ’NİN DEBİSİ YÜKSELDİ
Sağanak yağmur yağışı Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’nde de etkili oldu. Dün geceden beri devam eden yağışlar nedeniyle Lüleburgaz Deresi’nin debisi yükseldi. Taşkın olasılığına karşı belediye ekipleri, kepçe ile derenin üzerindeki köprü ağızlarında biriken ağaç dallarını temizlemeye çalışıyor.
Meteoroolji Müdürlüğü yetkilileri, Tekirdağ’da gün boyu kuvvetli sağanak, Kırklareli’nde ise karla karışık yağmur yağışının beklendiğini bildirdi.
BAZI BÖLGELER “YENİ YILA KARLA GİRECEK
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, hava sıcaklığının yarın Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu’da,Perşembe ve yılın son günü tüm yurtta 6 ila 8 derece azalacağını, yağışların iç ve doğu bölgelerde kar şeklinde olacağını bildirdi.
Çağlar, bugün Marmara ve Ege bölgesinde etkili olan sağanak yağışların, yarın Marmara’nın Doğusu, Ege, Karadeniz ile İç Anadolu’nun kuzeybatısında Ankara, Çankırı ve Eskişehir çevrelerinde devam edeceğini belirtti. Yarın Bolu, Düzce, Kastamonu, Afyon, Uşak, Kütahya, Bilecik, Eskişehir, Çankırı ve Ankara çevrelerinde görülecek yağışların karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacağını ifade eden Çağlar, rüzgarın Marmara ve batı Karadeniz’de kuzeydoğu yönlerden saatte 50 – 70 kilometre hızla kısa süreli fırtına şeklinde eseceğini söyledi.
Mehmet Çağlar, şunları kaydetti:
“Hava sıcaklığı yarın Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu’da, perşembe ve yılın son günü cuma tüm yurtta 6 ila 8 derece azalacak. Yağışlar iç ve doğu bölgelerde kar şeklinde olacak. Perşembe günü; Çorum, Amasya, Kırıkkale, Yozgat, Malatya, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Tunceli ve Bingöl’de, cuma günü doğu Anadolu’nun doğusu ile Gümüşhane, Bayburt ve Artvin çevrelerinde görülecek. Yeni yılın ilk günü Doğu Karadeniz ile doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin doğusu yağışlı, diğer bölgelerimiz az bulutlu geçecek.”
Çağlar, beklenen sıcaklık düşüşlerinin sebep olacağı buzlanma, don olayı, gribal enfeksiyon ve soğuk algınlığı ile kar yağışlarının meydana getireceği olumsuz şartlara karşı vatandaşların ve ilgililerin tedbirli olmalarını istedi.
SICAKLIKLAR 6-8 DERECE AZALDI
İstanbul‘da hava sıcaklığı düne göre 6-8 derece azalırken, il genelinde görülen sağanağın, akşam saatlerinde etkili olması bekleniyor.
İstanbul Meteoroloji Bölge Müdürü Mustafa Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, il geneli ve çevresinde bugün ve yarın kuvvetli poyraz görüleceğini söyledi.
Bugün havanın parçalı bulutlu ve yağışlı olacağını ifade eden Yıldırım, düne göre hava sıcaklığının da 6-8 derece azaldığını bildirdi.
Özellikle akşam saatlerinde il genelinde yağışların etkili olmasının beklendiğini dile getiren Yıldırım, şu bilgiyi verdi:
“Çarşamba günü hava poyrazla birlikte yağmurlu olacak, en düşük sıcaklığı 3, en yüksek ise 6 derece bekliyoruz. Perşembe günü havanın bulutlu geçmesini tahmin ediyoruz. En düşük sıcaklık 3, en yüksek sıcaklık ise 8 derece öngörülüyor. Cuma günü de az bulutlu olacak. O gün yağış beklemiyoruz. Sıcaklığın en düşük 1, en yüksek 10 derece olacağı tahmin ediliyor.”
Yılın ilk günü olan cumartesi için İstanbul ve çevresinde yağış beklemediklerini ifade eden Yıldırım, o gün havanın açık ve az bulutlu olacağını belirterek, “En düşük sıcaklık 1, en yüksek ise 11 derece olacağını bekliyoruz” dedi.
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, İzmir‘in batısında bulunan bulut kütlesinin, İzmir‘in kuzey kesimleri ile Balıkesir’in batı kıyılarında kuvvetli yağışlara sebep olacağının tahmin edildiğini bildirdi.
Meteoroloji, vatandaşları ve ilgilileri, kuvvetli yağışların neden olabileceği, ani sel, su baskını, yıldırım gibi olaylara karşı dikkatli ve tedbirli olmaları konusunda uyardı.
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI
Yağışların; Çanakkale, İzmir, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Bursa, İstanbul ve Yalova çevrelerinde kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (Sel, Su baskını vb.) rüzgarın; Marmara ile Kuzey Ege Kıyıları’nda kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-70 km/s) olarak esmesi beklendiğinden, başta denizciler olmak üzere yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (çatı uçması, ağaç devrilmesi vb.) dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.
SİS, BUZLANMA VE DON OLAYI UYARISI
Türkiye‘nin iç ve doğu kesimlerinde, sabah ve gece saatlerinde sis beklendiğinden özellikle ulaşımda meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı, doğu kesimlerde sabah ve gece saatlerinde buzlanma ve don olayı beklendiğinden, yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (ulaşımda aksamalar vb.) dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.
BAZI İLLERDE HAVA DURUMU
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün son verilerine göre bazı illerde hava durumu şöyle olacak:
İSTANBUL: Çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı geçecek. Yağışların, gece saatlerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgar, kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-70 km/s) olarak esecek 9
ANKARA: Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve gece saatlerinde yer yer sisli 13
İZMİR: Çok bulutlu, sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışlı geçecek. Yağışların, il genelinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgar, kıyılarında kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-70 km/s) olarak esecek 17
ANTALYA: Parçalı zamanla çok bulutlu 19
SAMSUN: Parçalı ve çok bulutlu 18
ERZURUM: Parçalı ve az bulutlu geçecek. Sabah ve gece saatlerinde yer yer hafif sis ile birlikte buzlanma ve don olayı bekleniyor 4
DİYARBAKIR: Az bulutlu ve açık 13
BÖLGELERDE HAVA DURUMU
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün son verilerine göre bölgelerde hava durumu şöyle olacak:
MARMARA: Çok bulutlu, aralıklı yağışlı geçecek. Yağışlar, Trakya’da karla karışık yağmur ve kar, diğer yerlerde yağmur ve sağanak şeklinde olacak. Yağışların ilk saatlerde Çanakkale, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ile gece saatlerinde İstanbul, Bursa ve Yalova çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgar, kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-70 km/s) olarak esecek.
EGE: Çok bulutlu, Kıyı Ege ile gece saatlerinde Kütahya çevreleri yağmur ve sağanak yağışlı geçecek. Yağışların, İzmir çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgar, Kuzey Ege kıyılarında kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-70 km/s) olarak esecek.
AKDENİZ: Parçalı ve az bulutlu, zamanla batısı çok bulutlu geçecek.
İÇ ANADOLU: Parçalı ve çok bulutlu geçecek. Bölge genelinde sabah ve gece saatlerinde yer yer hafif sis görülecek.
BATI KARADENİZ: Parçalı ve çok bulutlu, Zonguldak ve Düzce çevreleri ile zamanla bölge geneli yağmurlu geçecek. Bölgenin iç kesimlerinde sabah saatlerinde yer yer sis görülecek.
ORTA ve DOĞU KARADENİZ: Parçalı ve çok bulutlu geçecek. Sabah ve gece saatlerinde bölgenin iç kesimlerinde yer yer hafif sis ile birlikte Bayburt çevrelerinde buzlanma ve don olayı görülecek.
DOĞU ANADOLU: Parçalı ve az bulutlu geçecek. Sabah ve gece saatlerinde bölge genelinde yer yer hafif sis ile birlikte buzlanma ve don olayı görülecek.
GÜNEYDOĞU ANADOLU: Az bulutlu ve açık geçecek.
Nazan hemşire kaza kurbanı oldu
Eskişehir’de çevre yolunun karşısına geçmek isteyen hemşire 20 yaşındaki Nazan Biçici, otomobilin çarpması sonucunda ağır yaralandı. Görev yaptığı Acıbadem Eskişehir Hastanesi’ne kald
Nazan hemşire kaza kurbanı oldu
ırılan Biçici, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Kızıyla en son Pazartesi günü konuştuğunu söyleyen baba Halil İbrahim Biçici, yılbaşından sonra kızı Nazan’ı istemeye geleceklerini gözyaşlarıyla anlatırken, ‘Rüyamda kabuslar görmüştüm. Ona bir şeyler olacağını tahmin etmiştim’ dedi…
Kaza dün saat 18.30 sıralarında, Çevreyolu Acıbadem Hastanesi yakınlarında meydana geldi. 50 yaşındaki Ahmet Harman yönetimindeki 26 TD 392 plakalı otomobil, mesaisi bittikten sonra evine giderken çevre yolundan karşıya geçmek isteyen Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Yoğum Bakım Servisi’nde görevli hemşire Nazan Biçici’ye çarptı.
ÇALIŞTIĞI HASTANEDE HAYATINI KAYBETTİ
Ağır yaralanan Biçici, hemen yakındaki çalıştığı Acıbadem Hastanesi’ne kaldırıldı. Biçici, buradaki doktorların tüm çabalarına rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.
“KÖTÜ BİR ŞEY OLACAĞINI HİSSETMİŞTİM”
Baba Halil İbrahim Biçici, kızıyla en son pazartesi akşamı telefonla konuştuğunu belirterek, şunları söyledi:
“Pazartesi akşamı telefonda görüştük. Ondan bir gün önce rüyamda kâbuslar gördüm. Kötü bir şeylerin olacağını tahmin etmiştim. Bunları düşünürken çalıştığım ormanda bir dal parçası suratıma çarptı ve burnum kanamaya başladı. Ertesi gün kızımla konuştuğumda, ‘baba bir doktora git’ dedi. Ben de, beni düşünmemesini söyledim.”
YILBAŞINDAN SONRA İSTEMEYE GELECEKLERDİ
Kızının erkek arkadaşıyla eve geldiğini ve birbirlerini sevdiklerini söylediklerini anlatan Baba, “Erkek arkadaşıyla birlikte çalışıyorlarmış. Bana durumu anlattılar. Ben de ‘siz birbirinizi seviyorsanız baba olarak üzerime düşen görevi yaparım’ dedim. Kızım hayatta olsaydı yılbaşından sonra istemeye geleceklerdi” dedi.
Ayakta durmakta zorlanan hemşire Biçiçi’nin annesi Bahriye ve ablası Şükran Biçici, uzun süre tabutun başından ayrılmadı. Yılbaşından sonra evlenmeyi planlayan Nazan Biçici’nin erkek arkadaşının da tabutun başından bir an ayrılmadığı gözlendi.
Ölen hemşire Nazan Biçici’nin cenazesi yakınları tarafından Bilecik’in Bozüyük İlçesi’ne götürüldü. Biçici’nin cenazesi, Yediler Mahallesi’ndeki Ertuğrulgazi Camii’nde bugün öğle namazının ardından kılınan cenaze namazından sonra Bozüyük’e bağlı Aksu Tekke Köyü’nde gözyaşları içinde toprağa verildi.
Konut sayısı nüfusundan fazla olan belde
Muğla’nın Bodrum ilçesine bağlı 3 bin 700 nüfuslu Gümüşlük beldesinde, 10 bin 100 konutun bulunduğu bildirildi.
Her yıl sanat, spor ve iş dünyasından çok sayıda kişinin ziyaret ettiği Bodrum’un Gümüşlük beldesi, son yıllarda özellikle yüksek kesimlere inşa edilen konutlarla dikkat çekiyor. Kardak kayalıklarına yakınlığıyla da gündeme gelen beldede yaz aylarında hareketli günler yaşanırken, kışın ise adeta sessizliğe bürünüyor.
Beldeyi her mevsim ziyaret edenler Gümüşlük sahilindeki restoran ve kafelerde zaman geçirirken, kimileri ise yürüme mesafesindeki Tavşan Adası’nı geziyor.
Gümüşlük Belediye Başkanı Mehmet Tire, beldenin turizm bölgesinde bulunduğunu ve ağırlıklı olarak tatil amaçlı konutların yer aldığını söyledi. Gümüşlük’te sürekli ikamet edenlerin sayısının yaklaşık 3 bin 700 olduğunu belirten Tire, “Ancak yazın nüfusumuzun 20 binin üzerine çıktığı günler de oluyor. Beldemizdeki konut sayısı 10 bin 100 civarında. Kışın bu konutlardan sadece bin 300′ünde oturan var” dedi.
Yaz mevsiminde çok sayıda kişinin beldeye tatilin geçirmek için geldiğini anlatan Tire, şöyle konuştu:
“Kullanılmayan konutları zaman içerisinde ev pansiyonculuğu ile turizme kazandırmak istiyoruz. Bunu yaptığımız takdirde bölge insanı da ekonomik kazanç sağlayacaktır. Ayrıca bölgemizde yabancıların satın aldığı yaklaşık 400 konut var. Fırsat buldukça alıp satanlar da var. Gümüşlük’ün henüz doğası bozulmamış. Arkeolojik sit bölgesi olmasından dolayı fazla yapılaşma olmamış. Yeşilin korunmuş olmasından dolayı çok fazla tercih ediliyor. Şu anda Aralık ayındayız ve dışarı çıktığımızda yazdan kalma bir havası var. İkliminin müsait olması da tercih için başka bir etken.”
GÜMÜŞLÜK TEPELERİNE İNŞA EDİLEN KONUTLAR
Gümüş Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Taşkın Atılgan ise son yıllarda Gümüşlük’te yapılaşmanın düzensiz bir şekilde arttığını iddia etti.
Beldenin çevresindeki yüksek tepelerin konutlarla kaplandığını belirten Atılgan, “5 yıl önce tepeler bomboştu. Şimdi ise konutlarla doldu. Ancak bu konutların büyük bölümü inşaat firmaları ve müteahhitlerin elinde kaldı. Çok ucuz fiyatlara verilmesine rağmen kimse almıyor.
Bina kaliteleri de oldukça kötü” dedi.
Tepelere yapılan konutların büyük bölümünde su sorunu yaşandığını anlatan Atılgan, şöyle konuştu:
“Bu bölgelerde su ve kanalizasyon sorunu yaşanıyor. Tankerlerle yüksek fiyatlara su taşınıyor. Bazı yerlerde kaçak olarak su kuyuları açılmış. Bu kuyuların bazılarından da su çıkmadı. Belediyeler alt yapı sorunlarını tamamen çözmeden yapılaşmaya izin verilmemeli. Beldede ev pansiyonculuğu yapılmalı ama önce kalite yükseltilmeli.
Avrupa ülkeleri ev pansiyonculuğundan yüksek miktarda para kazanıyor. Ama bu işi kaliteli şekilde yapıyorlar. Ülkelerine giden misafirlere doğa ve tarihin içinde, alt yapı sorunu çözülmüş bölgelerde hizmet veriyorlar. Gümüşlük doğası ve iklimi ile güzel bir tatil beldesi. Ancak bu bölgenin mutlaka korunması lazım. Yüksek miktarda yapılaşma yerine önce alt yapı sorunu çözülmeli ve kalite artırılmalı.”
Orta Asya’da Dini Ekstrmizm Yaygınlaşabilir mi?
Orta Asya için dini ekstremizmin tehlike oluşturma bakımından etkinliğini sürdürmeye devam edeceğini söylemek olanaklıdır, her ne kadar bu görüş kötümser olsa bile…
Bu yazıda Orta Asya bölgesinde günümüzde güncel olan dini aşırılıkların, bunların nedenlerinin ve mevcut durumlard
an olası çıkış yollarının üzerinde durulacaktır. Konu seçimini etkileyen neden ise, dinci örgütler tarafından yürütülen dinci ekstremizmin günümüzdeki Orta Asya bölgesindeki devletler açısından mevcut aşırılık çeşitlerinin içerisinde en tehlikelisini temsil etmesidir (örn, bu konuda bkz.: Burhanov 2000: 38). Bunu doğrulayan da, din olgusunun öteki ideolojilerden farklı olarak çok daha eski bir tarihe sahip olması ve dinin kendisi değil de, dini uygulayanların dini kendine göre yorumlamaları ve bunu yalnızca kendi ülkelerinde değil aynı zamanda komşu ve öteki ülkelere de sızdırmaya çalışmalarıdır. Tabii bunun için en elverişli zemin, aşırıcı örgütün kullandığı dinin zaten yaygın olduğu ülkeler temsil etmektedir.
Yazıdan önce burada kullanılacak terimlerin anlam boyutunun ortaya konulmasında yarar vardır. Örneğin, aşırılık olarak da bilinen ekstremizm kelimesinin etimolojisine göre bu sözcük Latince extremus, yani “uç” ya da “uçtaki” anlamına gelen bir kelimeden türemiş olup siyaset düzleminde “nesnel” ve dolayısıyla da kaçınılmaz bir olgu niteliğine sahiptir (daha ayrıntılı tanımlar için bkz.: Burhanov 2000: 4-12). Terör sözcüğü ise Latince “korkutmak, dehşete düşürmek, korkup kaçırmak, caydırmak” anlamına gelen terrere sözcüğünden gelmiş olup içinde şiddete başvurma anlamını taşır. Bu tür eylemlerin alt yapı bağlamında herhangi bir ideolojiye dayalı olarak mevcut siyasi düzene yönelik, yani siyasi amaçlar doğrultusunda uygulandığında terörizmden bahsetmek mümkündür (Alkan 2002: 13). İdeoloji ise, Ahmet Taner Kışlalı’ya (Kışlalı 1996:72; Aklan 2002: 29) göre “toplumların ya da toplumların içindeki belirli kesimlerin gereksinimlerine yanıt veren, kendi içinde tutarlı inanç sistemleridir”. İdeolojiler terörist oluşumlara fikir çerçevesinde besin sağlamaktadır denilebilir. Örneğin, dinci nitelikli terör örgütleri kendi kaynağını düşünce planında din kaynaklı ideolojilerden almaktadır (Alkan 2002: 30). Ekstremizm ve terörizm kavramlarına gelince siyasi ekstremizm, terör eylemlerinin yanı sıra, askeri darbe, devrim, devlet karşıtı söylevler, anayasal düzenin yıkılmasına yönelik çağrılar gibi eylemlerin de dahil olduğu bir biçimde mevcut siyasal düzenin yıkılması ve yerine ilgili ideoloji doğrultusunda sol veya sağ nitelikli totaliter diktatörlüğün kurulması amacıyla gerçekleştirilen ekstremist eylemlerin tümüdür (Burhanov 2000: 6). Siyasi ekstremizmin içinde yer alan terörizm çeşitlerinin arasında en önde gelenlerden biri olarak da dinci terörizmi görmek olanaklıdır. Dinci terörizmin amacı seküler devlet düzenini yıkmak, savunucusu olduğunu ileri sürdüğü din veya mezhebin toplumun içindeki öteki din veya mezheplere nazaran üstünlüğünü devlet düzeyinde kurmaktır (Burhanov 2000: 7). Bu arada günümüzdeki dinci ekstremizm kimi araştırmacılara göre köktenci (fundamentalist) ve tarikatçı (sectarian) olmak üzere iki alt gruba ayrılmaktadır. Özellikle bu köktendinci ekstremizm konusunda dünyada neredeyse bir çifte standart biçiminde daha çok İslamcı ekstremist oluşumlarla ilişkilendirilmektedir. Oysa bu kavram İslam’ın değil, bizatihi Hıristiyanlığın bir alt mezhebi olan Protestanlığın bir ürünü olup bu mezhebe ait en aşırı ve tutucu fanatiklerine verilen bir isim idi (Burhanov 2000: 7-8).
Tarih boyunca Orta Asya bölgesi hem coğrafya olarak hem de buna bağlı olarak ticaret ve dolayısıyla da ekonomi ilişkiler bakımından son derece önemli bir coğrafyaydı. Bu durumu teyit eden ise dünyadaki güçlü devletlerin bu bölgeye yönelik izlemiş oldukları siyasetlerdir. Özellikle XIX. yüzyılda dünya üzerinde en güçlü devletlerden olan Rusya ve İngiltere’nin bölgeye yönelik siyasetinin sonucunda (ki bu siyasete “büyük oyun” da denilmektedir) (Akçalı 2002: 17-33), oluşan siyasi harita günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Öte yandan Orta Asya coğrafyasının önemini teyit eden, günümüzde yine dünya üzerinde en güçlü devletlerden olup bölgedeki mevcudiyetini artıran Amerika Birleşik Devletleri ve halen de bölgede en güçlü mevcudiyete ve nüfuza sahip Rusya Federasyonunun askeri ve ekonomik olarak Orta Asya’da varlıklarını sürdürmeye ve derinleştirmeye yönelik siyaset izlemeleridir.
1991’in sonunda çöken Sovyetler Birliğinin ardından bağımsızlıklarını ilan eden Orta Asya devletleri aslında coğrafyanın jeo-politik ve jeo-ekonomik önemini azaltamamışlardır. Tam tersine bölgeye yönelik olarak devreye giren yeni oyuncular girmiştir. Bu oyuncuların bölgeye girmesinde ileri sürdüğü çeşitli gerekçeleri vardır. Bunlar: coğrafi komşuluk, kültür, tarih, din, dil, vs. alanlarındaki ortaklıklardır. Öte yandan doğal kaynak ve özellikle stratejik maddeler olan enerji kaynakları bağlamında Orta Asya devletleri ve özellikle Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan dünya çapında çekim merkezi haline doğru hızlı bir biçimde dönüşüm yaşamaktadır. Dolayısıyla devreye giren bölge komşusu sayılan yeni ülkelerin ve Rusya ile ABD’nin ortak, daha doğrusu benzerlik gösteren yanı, bölgede ekonomik olarak yeni oluşan piyasadan sahip olunan gücün izin verdiği ölçüde pay kapabilmeye yönelik hedefleridir (Gürsoy-Naskali 2002:11-15). Doğal olarak bölgeye yönelik tüm siyasaların yalnızca ekonomik yönünden açıklanması olanaksızdır, çünkü birçoğunun altında yatan nedenler gerçekten de daha önce zikredilen ortaklıklardır. Bununla birlikte ekonomik gelişme ve ortaklıkların yanı sıra bölgede yaşanan geçiş döneminde ortaya çıkan boşlukların ortamında siyasal çıkarların önemi de büyüktür.
Bölgeye, bölgenin dışından ve hatta başka kıtadan gelen “oyuncular”ın aynı zamanda bölgeye hem siyaset hem de ekonomi anlamında canlılık getirdiği de söylenebilir. Aynı zamanda bölgedeki doğal kaynaklara yönelik ekonomik çıkarlar güden taraflar yalnızca yabancı ülkelerle sınırlı değildir, çünkü Orta Asya bölgesi aynı zamanda sahip olduğu coğrafî konumu, doğal zenginlikleri gibi hem ekonomi hem de ticaret ve siyaset açısından önemli olduğundan bölgeye çeşitli aşırı hareketler de yönelmektedir. Bu arada bu aşırı hareketlerin güttüğü çıkarlar yine de ekonomik, siyasal niteliklidir. Bu ekstremist hareketlerin bölgeye ilişkin olarak güttükleri çıkarların büyüklük ve önemlilik oranına paralel olarak etkinlik göstermeleri beklenebilir. Nitekim, Orta Asya bölgesinde eski Sovyetlerin yol açmış olduğu din alanındaki boşluğu (din olgusunun Sovyetler döneminde de gizli de olsa yaşatıldığı bir gerçek olmakla birlikte) doldurmak ve aynı zamanda da mevcut seküler düzenler açısından tehlike oluşturmak suretiyle birçok aşırı dinci hareketin faaliyet gösterdiği da bir gerçektir (Akçalı 2002:17-33; Stone 2002:35-44). Bunlar; bölgenin içinden olup dış kaynaklı destek sahibi olan, bölgeye doğrudan bitişik ve hatta bölgenin dışından olan Ürdün ve Suudi Arabistan kaynaklı “Müslüman Kardeşler” ile İran kökenli Hizb-ut-Tahrir, Afganistan’daki (günümüzde etkinliği ortadan kaldırılmış olan ancak 1990’lı yıllardan beri önemli bir istikrarsızlık kaynağı olan) Taliban yönetiminin desteklediği “Özbekistan İslami Hareketi” örgütleridir (Akçalı 2002:17-33).
İslam Orta Asya bölgesinde ortaya çıkan yeni ulusların ulusallıklarının inşaasında en az etnik, daha doğrusu ulusal aidiyet duygusu kadar önemlidir. Bu konuda bölgedeki yönetimlerin, her ne kadar dinin devlet alanına sokulmaması gerektiğine ilişkin söylevler geliştirmesiyle birlikte yine de özellikle İslam konusunda göreceli de olsa oldukça belirgin bir yumuşamaya gitmeleri söz konusudur. Bu bağlamda, dine ilişkin tutum çerçevesinde herhalde en katı tutum izlediği söylenebilecek Özbekistan’ın cumhurbaşkanı bile hacca gitmiş ve cumhurbaşkanlığı yemin töreninde “Kuran üzerine el basarak” yemin etmiş olduğu ve Türkmenistan’da yayımlanan “Ruhnama” kitabının Kuran’dan hareket edilerek meydana getirildiği örnek olarak gösterilebilir (Akçalı 2002:17-33). Zaten bu doğal olsa da dinin devlet alanına kaymasının tam olarak önlenmesinde güçlüklerin çekildiğini gösterir niteliktedir. Her ne kadar Orta Asyalı ülke yöneticileri din ile devlet işlerini birbirinden ayrı tutmaya niyetli olsalar dahi (Akçalı 2002: 17-33). Ekstremizmin varlığı hem dış hem de iç etkenlerin varlığıyla açıklanabilir. Daha doğrusu ekstremizmin varlığının nedenleri bu iki ana grup altında toplanan ekonomik, sosyo-kültürel ve siyasal etkenlerle açıklanabilir ki burada dış etkenler çok daha tehlikelidir. Çünkü onların üzerinden ekstremizmin en uç dışa vurumu olan terörist oluşumlar sınırları aşabilmekte ve başta komşu ülkeler olmak üzere diğer devletlerin sınırları dahiline sızabilmekte ve faaliyetlerini orada örgütlenmek suretiyle sürdürebilmektedir (Burhanov 2000: 12-20). Bu arada dış etkenlere gelmişken Amerika Birleşik Devletleri ve eski Sovyetler Birliği’nin, terörizm olgusunun ortaya çıkmasında, gelişmesinde ve kasıtlı olarak desteklenmesinde “katkı payları”nın özellikle önemli olduğu söylenebilir (Burhanov 2000: 19).
Dinci ekstremizm Orta Asya devletleri için eşit derecede tehlike oluşturmazsa dahi bu tehlike her zaman geçerliliğini korumakta olup bu gibi gelişmelere karşı önlemler zamanında alınmazsa bir olasılıktan çıkıp bir gerçekliğe dönüşebilir. Örneğin Orta Asya’nın Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkeleri bu konuda çok daha iyi konumdadır. Çünkü bu bölgelerde İslam çok daha yumuşak biçimlerde yaşatılmaktadır. İslam bu bölgelerde halkın geleneksel hayatının bir parçası olan yerli Şaman inançlarıyla da içiçeydi. Ancak bu böyle diye, yani Orta Asya’nın öteki ülkeleri ve özellikle Özbekistan ve Tacikistan’dan farklı olarak katı İslamî geleneklere sahip olmayışı, bu iki ülkenin bu tür dinci ekstremizmden muaf olacağı anlamına da gelmeyeceği açıktır. Üstelik bu tür olgularla karşı karşıya kalınmadığı sürece devletin bu durumda ortaya konulması gereken refleksi ve bağışıklığı da yeterli düzeyde geliştirilmiş olabilir. İşte bunun için zamanında eğitim ve ülke içi gelir dağılımının sosyal politikalar vasıtasıyla düzeltilmesine yönelik çalışmaların yapılması kaçınılmaz derecede önemlidir (Burhanov 2000:38-40).
Dinci ekstremizmin Orta Asya’da yalnızca İslam diniyle, daha doğrusu bu dinin yorumlanması ve hayata geçirilmesi ile sınırlı olmadığını da vurgulamakta yarar vardır, nesnellik açısından. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi ekstremizm kavramının ortaya çıkmasına öncülük İslam’a ait değildir. Kaldı ki günümüzde Orta Asya bölgesinde bölge dışından kaynaklanan İslamî olmayan çok sayıda dini tarikatların faaliyet göstermesi de aslında olası tehlike kaynağını oluşturabilir. Nitekim, bölgenin dışında olsa da Japon kökenli bir terörist örgüt olan “Aum Shinrikyo” örneği bu konuda ikna edici olabilir (Burhanov 2000: 40).
Ayrıca dinî ekstremizm için doğrudan zemin oluşturmazsa da dini bölgedeki halkın içinde yayma çalışmaları hem İslam hem de Hıristiyanlık bağlamında sürüp gitmektedir (Paksoy 2003: http://www.turkhaber.org/140.html).
Dini ekstremizm olgusunun aynı zamanda kasıtlı olarak çeşitli amaçlarla kullanılmaya da elverişli olduğunun bilinmesinde yarar vardır. Örneğin bu olguyu öne sürerek devletin yönetimini elde tutanların insan haklarını ihlal pahasına birçok baskıcı önlemler alma dahil bu konuda çok geniş manevra alanları bulunmaktadır. Yani, yönetimin elinde bu tip ekstremizme karşı mücadele etmek, çok iyi bir biçimde istediği yönde faaliyette bulunmak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu gibi durumlarda devlet yönetimi bu fırsatları şu şekillerde kullanabilir; 1. ülke içindeki mevcut ekonomik sorunlardan dikkatleri başka yöne doğru çekme olanağı; 2. Batının gözünde İslamcı köktenciliğe karşı mücadelesi bağlamında Batı ülkelerinden destek sağlama olanağı; 3. bu yöndeki mücadele adı altında ülke içinde her türlü fikri ve siyasi muhalefetin ortadan kaldırılması veya en azından üzerinde baskı kurulmasına ilişkin olanak (Burhanov 2000:39).
Ekstremizm olgusu aslında her yöne çekilebilmeye müsaittir. Bunun için bu alandaki çözümlemelerin yapılmasında çok yönlü nesnel yaklaşımın kullanılmasında fayda vardır.
Yukarıda bahsedilenlerden hareketle Orta Asya için dini ekstremizmin tehlike oluşturma bakımından etkinliğini sürdürmeye devam edeceğini söylemek olanaklıdır, her ne kadar bu görüş kötümser olsa bile. Ancak bu durum, bu konuda hiçbir şey yapılamayacağı anlamına da gelmemektedir. Daha önce de değinildiği gibi dünya ekstremizm araştırmacılarının ortaya koyduğu gibi ekstremist hareketler sosyal adaletin bozuk olduğu toplumlarda ekonomik açıdan en güç durumlarda yaşayanları ve özellikle bu ortamlardan çıkan gençliği kendi içine çekmek adına son derece elverişli bir zemin bulmaktadır. Örneğin bir kıyaslama için Türkiye’deki terörist örgüt olan PKK (yeni adıyla KADEK) içerisinde yer alıp daha sonra tutuklananlara ilişkin olarak KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı tarafından yapılan bir saha araştırmasının sonucunda teröristlerin hem kendilerinin hem de “ailelerinin eğitim ve gelir düzeylerinin çok düşük olduğu” sonucuna varılmıştır. Oysa hem eğitim hem de ekonomik durum yükseldikçe bu tür örgütlere katılımda da bir azalma gözlemlenmiştir (Özönder 1998: 287-306; Alkan 2002: 38). Ancak sosyal, kültürel, ekonomi, psikoloji, vs. alanlarda yaşanan sorunların doğrudan bireylerin ve özellikle gençliğin ekstremist nitelikli oluşumlara girmesinin altında yatan nedenler olmadığını da bu konuda gerçekleştirilen araştırmalarca tespit edilmiştir. Bununla birlikte bahsi geçen alanlarda bireylerin ve özellikle gençlerin yaşadığı sorunlar bu insanların sağ veya sol nitelikli terörist örgütler tarafından kendi saflarına çok daha kolayca çekilmesine elverişli bir zemin oluşturur. Bu alanlardaki sorunlarla yüz yüze kalan bireyler çok daha kolayca ikna edilebilmekte ve sonuçta yasadışı oluşumlara katılmaktadır.
Dini ekstremizmin tamamen ortadan kaldırılmasının ancak topyekün bir baskıcı rejimde olanaklı olacağı ve bu tip yaklaşımın aslında demokrasiye aykırı olacağından bu tür toptancı çözümün yerine bu tür olgunun etkinliğinin azaltılması, kaynaklarının, daha doğrusu beslendiği damarların kurutulmasıyla mümkün olacağı gözükmektedir. Bunun için ise hem hukukî, hem eğitime ağırlık verilmek suretiyle sosyo-kültürel hem de ekonomik düzlemlerde etkin önlemlerin alınması kaçınılmazdır, denilebilir. Ayrıca bu olguların dış kaynaklarının da kesilmesine yönelik çalışmaların yoğunlaştırılması ve bölgedeki ülkelerin bu alanda, kendileri bu tür tehlikenin güncellik derecesine bakılmaksızın, işbirliğine ve karşılıklı yardımlaşmaya gitmeleri de zorunludur. Bundan da öte bu konuda yalnızca bölge ülkeleri yeterli olmayabilir, çünkü bölgeye komşu olan ülkelerde ve hatta dünya çapında bu alanda ortak tavrın ve işbirliğinin ortaya çıkarılması olmazsa olmaz koşuldur. Doğal olarak da bu alanda alınacak tüm önlemlerin hukukun üstünlüğü çerçevesinde hayata geçirilmesine çalışılmalı ve ekstremist unsurların yasal bir çerçeveye (örneğin, bunların da legalleşmesine yol açılması ve demokrasi kültürü dahilinde işlemelerinin özendirilmesi) çekilmeye gayret gösterilmelidir. Yine örnek vermek gerekirse, bu tür ekstremizm olgusuna toplumun içerisinde her hangi dinin önceliğine izin verilmemeli ki bu da ancak sekülerlikle (laiklik) sağlanabilir. Din ve mezhepler arası barışçıl diyalogun geliştirilmesi ve toplumda dini hoşgörü ve bu bağlamdaki göreceliliğin ve her bir dinin varlığını sürdürme hakkına sahip olması gibi düşüncelere yaygınlık kazandırılması gerekir.
Kaynakça
GÜRSOY-NASKALİ, Emine; ŞAHİN, Erdal (editörler), (2002). “Bağımsızlıklarının 10. Yılında Türk Cumhuriyetleri” (Ön Söz: Emine Gürsoy-Naskali, s.: 11-15) SOTA: Research Centre for Turkestan, Azerbaijan, Crimea, Caucasus, and Siberia, Haarlem, Hollanda.
AKÇALI, Pınar, (2002). “Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Bağımsızlık Dönemi Temel Sorunlarına Genel Bir Bakış” “Bağımsızlıklarının 10. Yılında Türk Cumhuriyetleri” GÜRSOY-NASKALİ, Emine; ŞAHİN, Erdal (editörler) SOTA: Research Centre for Turkestan, Azerbaijan, Crimea, Caucasus, and Siberia, Haarlem, Hollanda, s.:17-33.
STONE, Leonard A., (2002). “Turkic Republics Ten Years On: Transsitional Factors for Consideration” “Bağımsızlıklarının 10. Yılında Türk Cumhuriyetleri”, Gürsoy-Naskali, Emine; Şahin, Erdal (editörler)
SOTA: Research Centre for Turkestan, Azerbaijan, Crimea, Caucasus, and Siberia, Haarlem, Hollanda, s.:35-44.
BURHANOV, K.N. (genel redaktör), (2000). “Ekstremizm v Sentralnoy Aziyi”, İnstitut Rossii i Kitaya, Almatı.
ALKAN, Necati, (2002). “Gençlik ve Terörizm”, Ankara.
KIŞLALI, Ahmet Taner, (1996). “Güneydoğu’da Düşük Yoğunluklu Çatışma”, Ümit Yayıncılık, Ankara; (aktaran: Alkan, Necati, 2002, “Gençlik ve Terörizm”, Ankara).
ÖZÖNDER, M. Cihat, (1998). “Terörün Sosyo-Kültürel Yönleri” Doğu Anadolu’da Güvenlik ve Huzur Sempozyumu Bildirileri Elazığ, Fırat Üniversitesi, 1998 s.287-306. (aktaran: Alkan, Necati, 2002, “Gençlik ve Terörizm” Ankara).
PAKSOY, H.B. “Orta Asya’daki ‘Kökten Dinci’ Kimlik Üzerine Düşünceler” (erişim:26.12.2003) [http://www.turkhaber.org/140.html];
Timur B. DAVLETOV





