Dilekçe Nasıl Yazılır?

02 Mayıs 2012 Yazan  
Kategori Edebiyat

 

Dilekçe Nasıl YazılırBir iş için resmî bir kuruluşa gittiniz ve sizden dilekçe yazmanız istendi. Dilekçe sözünü duyduğunuz anda içinizi bir telaş kapladı:

Dilekçe nasıl yazılıyordu yaa?… Okulda hocamız öğretmişti ama… Nasıl da unutmuşum bee… Üstelik hocamızın, ‘Bakın bu konu çok önemli gençler, unutursunuz haa, beni dikkatle dinleyin, ileride dilekçe yazmanız gerekebilir…’ diye bizi defalarca uyarmış olmasına rağmen…

Aman bee!.. Altı üstü bir dilekçe değil mi?… Beş dakikada yazarım ben onu… Tarih yazılıyor muydu, nasıl başlasam acaba, çizgili kâğıda yazsam daha mı iyi olur, imza atıyor muyduk yaa, atıyorduk atmasına da nereye?…

Yazmasına yazarım da… Ben yine de şu karşıda duran görevliye bir sorayım, ne olur ne olmaz, işimi sağlama alayım.”

Şayet siz de her dilekçe yazmanız gerektiğinde benzer sıkıntılar yaşıyorsanız, “Dilekçe yazmak benim için bir kâbus… Benim dilekçe fobim var hocam, istesem de öğrenemem… Ben biraz unutkanım hocam, şimdi öğrenirim, fakat bir süre sonra gene unuturum… Dilekçe yazmak zor iş be hocam, bu konu beni aşar…” diyorsanız bilin ki bu yazı sizin için.

On yıllık bir eğitimci olarak iddia ediyorum ki, bu kısacık yazıyı dikkatle okuyan herkes, dilekçe yazmayı öğrenecek ve bir daha unutmayacak.

Öncelikle ihtiyacınız olan şey,  güven duygusu. Merak etmeyin, bu konuda da size yardımcı olacağım. “Yazı yazmayı biliyor musunuz?” “Yapmayın hocam, bu da soru mu şimdi?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Hayır, şaka yapmıyorum. Dilekçe yazma konusunda kendinize güvenmeniz için yazı yazmayı biliyor olmanız yeterli. Herkes yazı yazmayı bildiğine göre, artık gönül rahatlığıyla dilekçe yazmaya geçebiliriz.

BAŞLIK – RESMΠKURUM ADI

Kâğıt kalemi elimize aldık, yazı yazmaya başlayacağız. Bir yazıda öncelikle ne gerekir? Tabi ki “başlık”. Konu ne olursa olsun bir yazı yazacağımız zaman öncelikle bunun bir başlığı olmalıdır. Peki dilekçenin başlığı ne olur? İstek ve şikayetinizi bildiren dilekçenizi vereceğiniz resmî kurumun adı, dilekçenin başlığı olur. Kısaca dilekçenizi hangikuruma verecekseniz, o kurumun adını büyük harflerle yazacaksınız. Soruyorum şimdi size, bir kâğıda resmi bir kurumun adını yazmak çok mu zor? Elbetteki değil.

İstek – Şikâyet

Başlığınızı attıktan, yani kurum adını yazdıktan sonra sıra geldi derdinize. Bir paragraf halinde, dilekçeyi vereceğiniz kurumdan isteğiniz ya da şikâyetçi olduğunuz durum neyse kısa ve öz bir şekilde yazacaksınız. Örneğin “…’nın  yapılmasını istiyorum.” yahut “…’dan şikâyetçiyim diyeceksiniz.”

Saygı Sözü – “Gereğini arz ederim.”

İsteğinizi ya da şikâyetinizi yazdığınız paragraftan sonra, satır başı yaparak şu cümleyi yazacaksınız: “Gereğini arz ederim.” Bana göre bu bölüm, çok önemli. Çünkü aradan yıllar geçse de bir dilekçe için başlık, yani kurum adı ezberlemenize gerek yok. Çünkü hayatınızın hangi döneminde, nerede, hangi kuruma dilekçe vermeniz gerekeceğini şimdiden tespit etmeniz olanaksız. İstek ya da şikâyet paragrafı da öyle. Kısaca bir dilekçede kurum adı değişir, istek veya şikayetler değişir, fakat saygı sözü “Gereğini arz ederim.” değişmez. Öyle ki bir dilekçede ezberlemeniz gereken tek cümle bu. “Gereğini arz ederim.” Sözü bir dilekçenin olmazsa olmazıdır, bu bir gelenek olmuştur. Yıllar sonra dilekçe yazmanız gerektiğinde, hatırlamanız gereken tek cümle bu.

Tarih – Ad-Soyadınız – İMZA

Saygı sözünden sonra, metnin sağ alt köşesine alt alta gelecek şekilde, önce tarihi yazacaksınız, sonra ad-soyadınızı yazacaksınız ve altına imzanızı atacaksınız. Bu bölüm de gerçekten kolay. İnsanın dilekçeyi yazdığı günün tarihini bilmesi çok zor değil. Ad-soyadı derseniz, daha kolay. Eh imzayı da atarsınız artık. Burada en çok karıştırılan şey, tarihin yazının üstüne mi, yoksa altına mı atılacağıdır. Bunu öğrenelim. Önce yazı, sonra yazının altına tarih.

Adres

Evet şu an dilekçeniz hazır. Ancak karşı tarafın gerektiğinde bize ulaşabilmesi için yazınızın sol alt köşesine kendi adresinizi yazacaksınız. Adressiz dilekçe olmaz. Adres yazmayı unutmayacaksınız. Yıllar sonra hatırlamanız gereken şey, dilekçeye adresin de yazıldığıdır.

(EK)

Şunu da hatırlatayım, bazen dilekçeyle birlikte kimlik fotokopisi, tecil belgesi, diploma gibi başka belgeler de vermeniz gerekebilir. Bu durumda, sol alt köşeye EK yazarak bu belgelerin adlarını 1., 2., 3… diye alt alta yazarsınız. Bu, verdiğiniz belgelerin kaybolmaması içindir.

Tebrik ederim, artık dilekçe yazmayı biliyorsunuz. Nasıl, hiç de korktuğunuz gibi değilmiş değil mi? Hâlâ şüpheniz varsa, yukarıdaki başlıkları birkaç kez sırasıyla tekrar edin.

Şimdi dilekçe yazmayı bilen kişiler olarak gelin isterseniz, dilekçe  konusunu adamakıllı pekiştirelim. Ne dersiniz?

DİLEKÇE

Bir istek veya şikayeti bildirmek amacıyla resmi ya da özel kurumlara verilmek üzere yazılan yazılara “dilekçe” denir. Dilekçeler de iş mektubu olarak kabul edilir.

Kişi çevresinde gördüğü birtakım yanlışlık ve eksikliklerden rahatsız olduğunda, bu durumu çözüme kavuşturmak için resmi ya da özel kurumlardan yazılı talepte bulunur. Dilekçe, kişinin bir yasal hakkıdır. Dilekçenin sunulduğu kurum, kişiye yasal süre içerisinde mutlaka bir cevap vermek zorundadır.

Dilekçeye eskiden  “istida”, “arzuhal” denirdi.

Dilekçe, konusuna göre uzun veya kısa yazılabilir. Ayrıntıya inilmemeli, kısa ve özlü bir anlatım benimsenmelidir. Dilekçede resmî ve ciddî bir üslûp kullanılır. Lâubali ve yapmacık ifadeler, gereksiz süslemeler, abartılı anlatımlar dilekçenin ciddiyetini bozar.

Dilekçe, A4 boyutundaki çizgisiz beyaz kâğıda, siyah veya mavi mürekkepli kalemle, gayet okunaklı ve düzgün bir el yazısıyla yazılır. Dilekçe elle yazılabildiği gibi daktilo veya bilgisayarda da yazılabilir. Dilekçe yazarken kâğıdın üst, sol, sağ ve alt taraflarında belli bir boşluk bırakılmalıdır.

Dilekçe Planı

a) Kurum Adı: Dilekçenin sunulacağı kurumun adı, kâğıdın üst tarafına satırı ortalayacak şekilde yazılır. Kurum adının tamamı ya da adı oluşturan sözcüklerin ilk harfleri büyük yazılır.

Kurum adının sonuna gelecek şekilde bir alt satıra kurumun bulunduğu il ve ilçe adı yazılır.

b) Dilekçe Metni: Dilekçeyi yazan kişi kendisini kısaca tanıtır. İstek veya şikâyetini kısa ve öz bir anlatımla dile getirir.

c) Saygı Sözü: İstek veya şikayetin dile getirildiği paragraftan sonra satırbaşı yapılır. “Gereğini arz ederim.”, “Gereğini rica ederim.”, “Gereğini bilgilerinize sunarım.” gibi saygı sözlerinden biri yazılır.

Alt makamdaki bir kişi üst makama yazıyorsa “Gereğini arz ederim.”, üst makamdaki biri alt makama yazıyorsa “Gereğini rica ederim.” sözünü kullanır.

ç) Tarih: Saygı sözünden sonra, metnin sağ alt köşesine tarih, gün/ay/yıl olarak yazılır.

d) Ad-Soyad, İmza: Tarihin hemen altına dilekçeyi yazan kişi adını, soyadını yazar, hemen altına imzasını atar.

e) EK: Eğer dilekçe ile birlikte başka belgeler de sunulacaksa, metnin sol alt köşesine “EK” yazılıp altına bu belgelerin adları numara verilerek sıralanır.

f) Adres: Sol alt köşeye dilekçeyi yazan kişinin adresi yazılır.

Dilekçe, tablo

Moda 2012

02 Mayıs 2012 Yazan  
Kategori Moda

Lyns WeddingMaterialism

çok güzel kırmızı güllü pike takımı

02 Mayıs 2012 Yazan  
Kategori EL isLeri

 

 

You might also like:

bebek kızlara şapka ve patik

02 Mayıs 2012 Yazan  
Kategori EL isLeri

Ortaya bir kemik attım

02 Mayıs 2012 Yazan  
Kategori Magazin

Akalın’ın bu yazdıklarının gazetelere haber olması üzerine İbrahim Tatlıses’in oğlu İdo, twitter’dan hem Akalın’a hem de son dönemde babası hakkında ağır eleştirilerde bulunan Erol Köse’ye cevap verdi:

İMPARATOR’un yani BABAMIN başarısı kimlerin canını acıtıyorsa onlara sesleniyorum :) Durun Daha Yeni Başladık !!!

YAZDIKLARIM İBO’YA DEĞİL

Demet Akalın, attığı twitin yanlış anlaşıldığı belirterek şu mesajı paylaştı; ”Tatlıses’e ilet lütfen mesajımı Eyüpcüm. Acil şifalar dilediğimi de. Kastedilen, kendisi değil.”

TATLISES’TEN AĞIR CEVAP

Demet Akalın’ın bu barış mesajının ardından İbrahim Tatlıses, twitter sayfasından isim vermeden şu mesajı yayınladı; ”Kral TV’nin gecesinde isim vermeden ortaya bir kemik attım, köpekler hemen kendini belli edip kemiği kaptı! Kemiğe gel :) )))” dedi.

İbo’nun bu ağır sözlerinin muhatabının son dönemde kendisi hakkında ağır eleştirilerde bulunan Erol Köse olduğu öğrenildi.

 

İbrahim Tatlıses, Kral TV Müzik Ödülleri’nde sahneye çıktığı sırada, kavgalı olduğu Demet Akalın’ın twitter’a “Cennet de cehennem de bu dünyada. Ne kadar büyüksün sen Allah’ım” yazması geceye damgasını vurmuştu.

Anneye Mektup Anneler Günü

16 Nisan 2012 Yazan  
Kategori ŞiirLer

Anneye Mektup Anneler GünüZaman geciyor,
Hergün bir yaprak,
Hergün bir damla daha hayattan,
Büyüyorum anne.
Hani içinde bir kıvılcım olurya,
Hani herşey çok güzeldir,
Benim kıvılcımım kor oldu,
Ama bak herşey yolunda değil anne.
Hani ufacık bir bebekken,
Sadece acıkınca ağlarmışım,
Başka zamanlarda sürekli gülermişim,
Artık sadece acıkınca ağlamıyorum anne.
Bak yıllar ne çabuk geçmiş,
Sadece gülünmeyecegini öğrenmişim,
Belkide öğretilmişim.
Ben büyümüşüm be anne.
Yanından ayrılmayan kızın,
Bak artık uzaklarda,
Üstelik yalnız,
Hemde herkesin içinde anne.
Öyle birde tuzağa düşmüşki,
Of dese olmaz, yok dese hiç,
Adını bile koyamamış,
Yardım etsene anne.
Anlayacağın eskiyi özledim anne,
Yeniden çocuk olmayı,
Sadece acıkınca ağlamayı,
Ve hiç şimdiyi yaşamamayı.
Zaman geriye gitmez değilmi?
Ya da ben yeniden çocuk olamazmıyım?
Söylesene onu unuttum diyebilirmiyim?
Yani herşey söylemek kadar kolay olabilirmi anne?
Dur söyleme,
Ben yine hayal kuruyorum değilmi?
Sadece kendimi kandırıyorum değilmi?
Peki kalbimi kim kandıracak anne?
Eskiden günlerin, hatta dakikaların hesabını tutardım,
Şimdi günlerden Cuma belkide salı,
Günlerin ne önemi kaldıki,
Takvimlere bile küs oldum anne.
Yinede ayaktayım, direniyorum.
Belkide bir ışık arıyorum,
Bulunca herşeyden kurtulabileceğim,
Ne güçlü büyütmüşsün beni anne!
Sen yinede beni merak etme,
Herşeyle savaşmayı,
Güzel günlerinde olacagını,
Ben senden öğrendim anne.
Yinede buralar güzel, soğukları saymazsan.
İnsanlar mutlu, beni saymazsan.
Gündüzler ve gecelerde iyi, yalnızlıgımı saymazsan.
Beni soracak olursan anne,
Bende iyiyim, içimdeki yangını saymazsan

Anneler Günü anneme mektup

16 Nisan 2012 Yazan  
Kategori ŞiirLer

Biliyor musun en çok mektuba başlamam gereken hitap şeklinde zorlandım. Bir başlasam sonu gelecekti eminim! Ama sıradan sözcükleri hiç yakıştıramadım sana, yapmacık sözlere konduramadım seni… Sonra sana hiç mektup yazmadığım aklıma geldi, içim burkuldu, canım acıdı…Bu mektubu sana gurbetten yazıyorum; sesine sözüne hasret, yüzüne hasret, sıcağına hasret gönlümle başlıyorum mektubuma. Seni o kadar çok özledim ki; Meğer hiç bir kucak seninki kadar sıcak değilmiş, hiçbir acı senin yokluğuna bedel değilmiş. Hiç ama hiçbir hasret senin özlemin kadar yakmazmış içimi.

En acısı, dost bildiklerim, yâr seçtiklerim toplanıp bir araya gelseler, senin çeyreğin bile edemezmiş. Bilsen ne zor bunları itiraf etmek kendime ve sana… Gurbet bile gururumu söndüremedi. Hâlâ gururlu, şımarık, kucuk kızınim. Hayır, hayır yavrunum. Ben artık bir genç kızım, başkalarının yanında bana yavrum deme. derken bile böyle düşünüyordum inan. Şimdi içten bir seslenişine, Yavrum! hitabına öyle ihtiyacım var ki…

Hatırlıyor musun? İlk . yürümeye başladığım anları anlatırken ellerimi bırakmadığın için sana kızdığımı, hırslandığımı ve bir an önce yürümek istediğimi söylerdin. Şimdi sakın bırakma ellerimi, anneciğim. Evimizin yumuşak halıları değil yürüdüğüm yollar, bir düşersem halim yaman. Ellerini, sevgini, duanı, desteğini ve sıcağını hiç esirgeme benden.

Hani küçükken en çok kimi seviyorsun diye sıkıştırıp dururdum seni. Ağzından “Seni!” cevabını alana kadar bırakmazdım eteklerini… Seni abimden, babamdan ve ablalarımdan kıskanırdım. Hâlâ büyüyemedim, hem şimdi daha çok kıskanıyorum. İçindeki sevgiyi ve gözlerindeki derin şefkati yalnız benim için sakla…

Ama yapamazsın degil mi? Ana yüreği dayanmaz… Senin sevgin hepimize yeter, ana olunca ben de anlarım değil mi? Aslında en çok bu huyunu seviyorum. Adaletini ve yufka yürekliliğini, anne şefkatini… Fakat hâlâ babam işe giderken boşalan yatağını en çok benim hak ettiğimi düşünüyorum.

Seni öyle özledim ki!..

Şu bilmem kim tarafından icat edilen telefon bile dindirmiyor içimdeki hasreti. Gurbetin yağmurları, söndürmeye . yetmiyor içimde büyüyen ateşi… Beni buralara yollarken, “Daha güçlü ol!” diyordun ya, sana kavuşunca öyle bir sarılacağım ki, gücüme şaşacaksın. Sevgimin gücünü sen de anlayacaksın.

Yılların yükünü çekmiş, yorgun ama dimdik omuzlarını özledim.

Dolaplarımı düzenlerken, eşyalarıma bakıp bakıp ağladığın duyuyorum. Yahut arkadaşlarımla konuşurken gözlerinin dolduğunu… İçim acıyor ama bilsen nasıl seviniyorum. Yokluğuma alışamamış olman, mest ediyor beni…

Puslu gözlüm, dert ortağım! İnan içim içimi yiyiyor, ya bitmezse gurbet geceleri, ya geçmezse hasret saatleri, ya vuslat ateşiyle bindiğim mavi tren getirmezse beni… Uzar da yollar kavuşamazsam sana, ya özlem alışkanlık olur da unutursan beni.

Ama beni unutmaman için hep dağınık bırakacağım odamı. Söylene söylene toplarken, yine gözyaşların ıslatacak eşyalarımı. Babam yine dalga geçecek, anlatacak bir bir ağladığını. Ya ben…

Arkadaşlarım çınlatacak odamın duvarlarını, hep anne kokan ilâhilerle… Güçlü ol demiştin ya, ben de yorganı çekmeden başıma hiç ama hiç ağlamayacağım. Ama . sonra, Allah ne verdiyse…

Anneciğim! Gözyaşlarım söndüremez içimde yanan ateşi… Çünkü yokluğun, bilmem kaç nüfuslu şu kocaman şehirde kendini yapayalnız hissetmek gibi, imkânsız bir şeyi diz çöküp de Yaradandan dilemek gibi.. En azaplı günahlardan sonra sızlayan vicdanım gibi…

Gül kokulum, puslu gözlüm!

Sakin sensiz, sevgisiz ve duasız bırakma beni… Sevgilerle… Beş parmaktan biri…

BENİ BUL ANNE

16 Nisan 2012 Yazan  
Kategori GuzeL SozLer

Beni Bul Anne

Dün gece gördüm düşümde
Seni özledim anne
Elin yine ellerimde
Gözlerin ağlamaklı
Gözyaşlarını sildim anne
Camlar düştü yerlere
Elim elim kan içinde
Yanıma gel yanıma anne
İki yanımda iki polis
Ellerim kelepçede
Beni bul beni bul anne

Dün gece gördüm düşümde
Seni özledim anne
Gözlerinden akan bendim
Düştüm göğsüne
Söyle canın yandı mı anne
Camlar düştü yerlere
Elim elim kan içinde
Yanıma gel yanıma anne
İki yanımda iki polis
Ellerim kelepçede
Beni bul beni bul anne

23 Nisan Şiirleri

16 Nisan 2012 Yazan  
Kategori Genel

Kiminin saçı siyah,
Kiminin saçı sarı…
Ankara’da buluştu,
Dünyanın çocukları.

Her Yirmi Üç Nisan’da
Tekrarlanır bu olay.
Buluşma nedenini,
Açıklamak çok kolay.

Bu kocaman dünyada
Ülke sayısı çoktur.
Oysa ki hiç birinin
Çocuk Bayramı yoktur.

Dünyanın çocukları
Yurdumuza koşuyor,
Her Yirmi Üç Nisan’da
Cıvıldaşıp coşuyor.

Türkiye konuklarla,
Kalpler sevgiyle dolsun.
Dünya Çocuk Bayramı
Herkese mutlu olsun!

Anneler Günü Ne Zaman?

16 Nisan 2012 Yazan  
Kategori Genel

2012 Anneler Günü 13 Mayıs 2012 Pazar günü kutlanacak. Anneler gününün hangi güne denk geldiğini bulmak çok kolay aslında. Türkiye’de anneler günü her Mayıs ayının 2. pazar günü kutlanmaktadır. Buna göre birkaç yıllık anneler günü ihtiyacınızı karşılayayım

Sonraki yazılar »