Evden 3 bebek cesedi çıktı!

03 Eylül 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

Hollanda bu skandalla çalkalanıyor. Yapılan aramalarda bir evden üç bebek cesedi çıktı…
Evden 3 bebek cesedi çıktı!
Evden 3 bebek cesedi çıktı Hollanda’nın Maastricht kentinde bir evde üç bebek cesedi bulundu.

Cuma günü evinde bir bebek cesedi bulunması üzerine gözaltına alınan 41 yaşındaki şüpheli kadın gözaltına alınmıştı. Kadının evinde incelemelerde bulunan polis ekipleri, evin bahçesinde iki bebek cesedi daha buldu.

Limburg Bölgesi Savcılık Sözcüsü Karin Janssen, “Şu an soruşturması devam eden bu kişinin bu trajik olaya sebep olmasındaki motivasyonuna yönelik yaptığı açıklamaları paylaşamıyoruz ancak bu arkamda görmüş olduğunuz evde oturan 41 yaşında Hollandalı bir kadın olduğunu ve bebeklerin annesi olduğunu düşündüğümüzü söyleyebiliriz. Bebeklerle olan kesin ilişkisi DNA testleri ile belirlenecek. Bu kişinin sorgulanması hala devam ediyor ve kendisi olayla ilgili tek şüphelimiz. Diğer aile bireyleri ile ilgili bilgi vermiyoruz. Başka cesetler bulunur mu bilemiyorum böyle bir olasılık var tabi ki, ancak bunu zaman gösterecek. Şüphesiz ki, yaşananlar trajik ve olaya dahil olan herkes için büyük bir dram. Toplum şok içerisinde ve bu yüzden olabildiği kadar şeffaf davranıyor ve bilgi veriyoruz ne var ki kişilerin özel hayatları, bilgileri ve haklarını da göz önünde bulundurmak zorundayız” dedi.

Hollanda’da benzer olayların arka arkaya yaşanmasının kaygısını yaşadıklarını ifade eden Janssen, olayların birbiriyle ilişkisi olup olmadığı konusunda şimdilik bir açıklama yapılamayacağını kaydetti.

Kasaba sakinleri ise olayın şokunu henüz atlatabilmiş değil. Zanlıyla aynı sokakta yaşayan ve kendisini tanıdığını söyleyen Sanne Luten, “Sorumlu tutulan kadını biliyorum. 30-40 yaşlarında, kızı erkek kardeşimin sınıf arkadaşı ve sanıyorum Hollanda doğumlu. Hala şok içerisindeyiz, geçen ay kuzeyde bir bölgede olduğunda böyle şeyler nasıl burada olabilir diye düşünürken şimdi benim mahallemde oldu. Gerçekten çok üzücü. Biz böyle şeyleri hiç duymamıştık. Duyduğuma göre bu tarz insanlara yardım edecek yerler için para ödemek gerekiyormuş ve bu kadının da parası yokmuş. Bu yüzden yardım alamamış. Gerçekten inanılmaz bir olay bu. Düşünebiliyor musunuz, çocuklarımız bu sokaklarda oynuyor ve böyle şeyler görüyorlar” ifadelerini kullandı.

Geleen Belediye Başkanı Sjraar Cox ise, İHA’ya yaptığı açıklamada, Hollanda’da herkesin sağlık güvencesinin olduğunu ve herkesin devlet hastanelerinden gerekli yardımı ücretsiz alabileceğini belirterek, “Daha önce buna benzer bir olay yaşandığını hiç hatırlamıyorum bu bölgede. Ülkenin kuzeyinde birkaç hafta önce de oldu ve ben şahsen bir açıklama getiremiyorum. Herhalde ülkelerimizden bağımsız olarak hepimiz aynı büyük kötü dünyada yaşıyoruz diye düşünüyorum. Sorulması gerek en büyük soru gerçekten de bu kadar yardım ve destek kurumunun olduğu bir ülkede bu tip şeylerin nasıl meydana gelebildiğidir. Olaylar arasında bir bağ var mı bilemiyorum ve sanmıyorum ancak son dönemlerde bu ülke insanları son derece izole yaşamaya başladılar diye düşünüyorum” diye konuştu.

Bölgelerinde 90 bin nüfus olduğunu ve Hollandalıların yanı sıra Türklerin ve Faslıların bulunduğunu anlatan Cox, şimdiye kadar herkesin barış içinde ve huzurla yaşadığını dile getirerek, yargı süreci sonuçlanana kadar ölen bebekler için herhangi bir anma töreni veya yas uygulaması yapmayı planlamadıklarını sözlerine ekledi. (İHA

Kargo uçağı otoyola düştü…

03 Eylül 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

Dubai’de bir kargo uçağı, trafiğin yoğun olduğu bir otoyola düştü.
Kargo uçağı otoyola düştü...
Kargo uçağının düşmesi sonucu otoyolda bazı araçlar ateş aldı.

Bir yerleşim birimi yakınındaki kaza yerine ambulanslar gelirken, ölü veya yaralı sayısı konusunda bir açıklama yapılmadı.

Yüzde 66 EVET yüzde 34 HAYIR

03 Eylül 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

Medya Takip Merkezi’nin (MTM) 44 ulusal gazetede yaptığı referandum araştırması sonuçlandı.
Yüzde 66 EVET yüzde 34 HAYIR
Medya Takip Merkezi’nin (MTM) 44 ulusal gazetede yaptığı araştırmaya göre; gazetelerde yayınlanan haberlerin yüzde 27′si ‘evet’i, yüzde 25′i de ‘hayır’ı destekleyen haber ve yazılardan oluşuyor.

Kullanacağı oyu açıklayan kanaat önderleriyle ilgili haberlerin yüzde 66′sında ise anayasa değişikliğine ‘evet’ görüşü öne plana çıkıyor.

Türkiye adım adım 12 Eylül’de yapılacak referanduma doğru giderken, meydanlardaki hareketlilik de arttı. Bir genel seçim havasında ilerleyen ve sıkı siyasi çekişmelere sahne olan halkoylaması süreci, sanatçıların ve fikir önderlerinin sürece dahil olmasıyla daha da kızıştı.

Sokaklarda ve dijital dünyada devam eden referandum tartışmalarının en önemli haber ve bilgi kaynaklarından biri de gazeteler.

MTM, Ağustos ayında ulusal gazeteleri mercek altına alarak, referandum konulu haberleri tek tek inceledi. Ulusal gazetelerde ve eklerinde yayınlanan her bir haber ve yazıyı, ‘evet’i destekleyen, ‘hayır’ı destekleyen ve tarafsız bir tavır sergilenen haber olarak sınıflandıran MTM, referanduma basının nasıl yaklaştığını ortaya koydu.

Ağustos ayını kapsayan araştırma raporuna göre, bir aylık süreçte 44 ulusal gazetede toplam 5 bin 251 haber yayınlandı. Bu haberlerin yüzde 19 gibi önemli bir dilimi gazetelerin 1. sayfalarından okuyuculara ulaştı.

MTM’nin raporuna göre, gazetelerde yayınlanan haberlerin yüzde 27′si ‘evet’i destekleyen haber ve yazılardan oluşuyor. Anayasa değişikliği ile ilgili olumlu bir tablo çizen bu haber ve yazılar kişilere yaklaşık 715 milyon 323 bin kez ulaştı. Ulusal gazetelerde okura sunulan haberlerin yüzde 25′inde ise anayasa değişikliğine ‘hayır’ görüşü öne çıkıyor. Anayasa değişikliğine karşı olumsuz bir duruş sergilenen yazılar, gazeteler aracılığıyla kişilere 417 milyon 611 bin defa ulaştı.

ÜNLÜ İSİMLERİN BÜYÜK KISMI ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE ‘EVET’ DEDİ

MTM’nin Ağustos raporuna göre, iş dünyası, medya, sivil toplum kuruluşları, sanat ve spor dünyası gibi çeşitli alanlardan ünlü isimler de referanduma yakın ilgi gösterdi. Toplumun görüşlerine önem verdiği ve fikirlerini takip ettiği bu isimlerin bir kısmı anayasa değişikliğini desteklerken, kimisi karşı duruş sergiledi. Basın, ünlü isimlerin görüşlerini sayfalarına sıkça taşıdı.

MTM’nin basın analiz raporuna göre; gazetelerde yayınlanan referandum haberlerinin yüzde 33′ünde kanaat önderlerinin görüşlerine yer verildi. Kanaat önderlerinin görüşlerinin yer aldığı haberlerin yüzde 68′inde kişiler anayasa değişikliği konusundaki oyunu açıklamaktan kaçındı veya kararsız kaldığını belirtti. Bu haberlerin yüzde 32′sinde ise kanaat önderinin referandumda kullanacağı oy açıklanarak, kamuoyunun dikkati çekilmeye çalışıldı.

Kullanacağı oyu açıklayan kanaat önderleri ile ilgili haberlerin yüzde 66′sında anayasa değişikliğine ‘evet’ görüşü öne çıktı. Anayasa değişikliğine karşı çıkan kanaat önderlerinin basın yansımaları ise, bu haberlerin yüzde 34′ünü oluşturdu.

 
Arkadaşınızın mail adresi:
 
 
 
 
Bu haber toplam 7.839 defa okunmuştur.
 Haberin Etiketleri  
 
Haberin Yorumları (3 yorum)
 
safları sıklaştırın çocuklar, bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır. %70 den az olmasın evetler.. bu sefer halkın demokrasi ve hukuk darbesi ile askeri vesayet sistemini yıkalım.

beyaz martı – 15:44, 03 Eylül 2010 Cuma
olurmu kardeşim evetler %99 hayırlar %1 ey allhım sen her gizliyi en iyi bilensin doğru ne ise insanların kalbini onu yerleştir

adnan tuğ – 14:06, 03 Eylül 2010 Cuma
bence evet %70 olacaktır.

recep yıldırım – 13:46, 03 Eylül 2010 Cuma
 
Diğer Gündem Haberleri
 
Çok Okunanlar
 

7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldi

03 Eylül 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

Yeni Zelanda’da 7,4 büyüklüğünde güçlü bir deprem meydana geldi.
7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldi
ABD Jeolojik Araştırmalar kurumuna göre depremin merkez üssü, 342.000 nüfuslu Christchurch’a 7 kilometre mesafede, 66 kilometre derinlikte.

Depremin yol açmış olabileceği zarara ilişkin açıklama yapılmadı.

Pasifik Tsunami Merkezi, tsunami tehlikesinin olmadığını açıkladı.

Başbakan Erdoğan Diyarbakır’da

03 Eylül 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

Başbakan Recep Tayyip Erdoğani referandum mitingleri kapsamında Diyarbakır’da halka seslend.
Başbakan Erdoğan Diyarbakır'da

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,”Ape Musa’nın, yani Musa Anter’in acısını bizler unutamayız. Diyarbakır Cezaevinde 7 yıl işkence gören Abdürrahim Semavi’nin çilesini bizler unutamayız. Şivan Perver’in hasretini görmezden gelemeyiz. Ahmet Kaya’nın gurbette vefatını hatırımızdan çıkaramayız” dedi.

Erdoğan, partisince Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde konuştu.

”Oğlunu şehit vermiş Çorumlu annenin gözyaşı benim yüreğime akar. Oğlunu dağda çetelere kaptırmış, terör örgütüne kaptırmış, göz göre göre ölüme yollanan oğlunu kaybetmiş ananın gözyaşı benim ciğerime akar” diyen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:



”Ape Musa’nın, yani Musa Anter’in acısını bizler unutamayız. Orhan Miroğlu’nun yarasını bizler unutamayız. Diyarbakır Cezaevinde 7 yıl işkence gören Abdürrahim Semavi’nin çilesini bizler unutamayız. Şivan Perver’in hasretini görmezden gelemeyiz. Ahmet Kaya’nın gurbette vefatını hatırımızdan çıkaramayız. Ahmede Hani’nin aşkını, Faki Teyran’ın sevdasını bizler aklımızdan çıkaramayız. Çünkü biz bu toprakların çocuğuyuz. Biz bir gün Edirneliyiz, biz Karslıyız, biz Rizeliyiz, İstanbulluyuz, biz Hakkariliyiz, Vanlıyız, Batmanlıyız, biz Yozgatlıyız, Aydınlıyız, Muğlalıyız, İzmirliyiz. Çünkü biz Diyarbakırlıyız, Diyarbakır’ın evladıyız.

”ZILGIT DA BİZİM, HORON DA BİZİM, HALAY DA BİZİM, ZEYBEK DE BİZİM”

81 vilayet bizim vilayetimizdir, 73 milyon benim öz be öz kardeşimdir. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Gürcüsüyle, Romanıyla, Arabıyla kim olursa olsun 73 milyon benim öz be öz kardeşimdir. Çünkü biz yaradılanı Yaradan’dan ötürü seviyoruz. Biz, Nurettin Zengi’nin, Kılıçarslan’ın, elbette ki Selahattin Eyyubi’nin şanlı ordusundaki neferlerin torunuyuz. Alparslan’ın ordusunda Malazgirt’e biz hep birlikte girdik. Selahattin Eyyubi’nin sancağı altında Kudüs’ü biz hep birlikte fethettik. Kanuni’nin, Yavuz Sultan Selim’in, Fatih’in eliyle üç kıtaya biz birlikte adalet dağıttık. Kut’ul Amare’yi birlikte savunduk. Çanakkale’de yan yana şehit düştük. İstiklal Savaşı’nı hep birlikte verdik. Şu Diyarbakır surlarında her birimizin alınteri var. Şu Süleyman Camii’nin tuğlalarında her birimizin sağlam inancı var.

Ulu Camii’nin, Behram Paşa Camii’nin, Şeyh Mutahhar’ın, Sipahiler Çarşısı’nın, Malabadi Köprüsü’nün, Dicle Köprüsü’nün harcında bizim kardeşliğimiz var. Zılgıt da bizim, horon da bizim, halay da bizim, Zeybek de bizim. Bizim dualarımız ortak, bizim kıblemiz bir, hepimiz aynı geleceğe yürüyoruz. Hepimiz, her bir vatandaşın haysiyetiyle, onuruyla yaşadığı, her bir vatandaşın, devlet karşısında birinci sınıf vatandaş olduğu bir gelecek istiyoruz. Nasıl tarihimiz birse istikbalimiz de bir.”

”ALLAH’A İNANDIĞIM GİBİ İNANIYORUM  BOŞA GİTMEYECEK”

Erdoğan, bu ülkenin yaşadığı sorunları her zaman yüreklerinde hissettiklerini vurgulayarak, şöyle konuştu:

”Hiçbir zaman pes etmedik, hiçbir zaman yılgınlığa kapılmadık, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmedik. Milletimize inandık, demokrasiye inandık, mücadeleye, çalışmaya, hizmet etmeye inandık. Eğer demokrasi mücadelesi verirseniz, eğer milletle el ele, gönül gönüle hareket ederseniz her türlü zorluğun aşılacağına inandık. AK Parti, Türkiye’yi demokratikleştirme hareketidir. AK Parti, Türkiye’yi özgürleştirme, Türkiye’yi büyütme, Türkiye’yi güçlendirme hareketidir. İşte bugün de verdiğimiz mücadele demokrasi mücadelesidir. Bugün de verdiğimiz mücadele hak mücadelesidir, hukuk mücadelesidir, adalet mücadelesidir. 12 Eylül’deki halk oylaması, Türkiye’nin demokratikleşme tarihinin en önemli olaylarından biridir. Türkiye’de demokrasi mücadelesi verenler büyük sıkıntılar, eziyetler çektiler, çok karanlık günler yaşadılar ama hiçbir mücadele karşılıksız kalmadı, hiçbir çaba boşa gitmedi. Demokrasi açısından her günümüz bir önceki günden daha iyi oldu. 12 Eylül halk oylaması için verdiğimiz demokrasi mücadelesi de boşa gitmeyecek, Allah’a inandığım gibi inanıyorum boşa gitmeyecek. 12 Eylülde kazanan A partisi, B partisi olmayacak, 12 Eylülde kazanan millet olacak, demokrasi olacak, özgürlükler olacak.”

”BU KARDEŞİNİZ, 12 ARALIK 1997′DE SİİRT’TE, SİİRTLİ KARDEŞLERİNİN ARASINDA BİR ŞİİR OKUDU. SİİRT’E, SİİRTLİ KARDEŞLERİME BİR ŞİİRLE SESLENDİĞİM İÇİN, YARGILANDIM, HÜKÜM GİYDİM VE PINARHİSAR CEZAEVİNDE YATTIM”

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Bir gece yarısı, sokak ortasında ensesine kurşun sıkılarak katledilen; katilleri gecenin karanlığında kaybolup bir daha hiç ortaya çıkmayan, çıkarılmayan faili meçhullerin acısını çok iyi biliriz” dedi.

Erdoğan, partisince Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, bugün yüreğini açmak, vatandaşlarla gönül diliyle hasbihal etmek istediğini söyledi.

”Biliyorsunuz, bizim Diyarbakır’a ayrı bir sevdamız, ayrı bir muhabbetimiz var” diyen Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

”Ozan Ahmet Arif, ‘Seni, baharmışın gibi düşünüyorum, Seni, Diyarbekir gibi’ diyordu. Biz de sizi Diyarbakır kadar büyük, Türkiye kadar engin bir muhabbetle seviyoruz. Çünkü biz inanıyoruz ki, insan yaratılmışların en şereflisidir ve insana hizmet etmek, siyasetin en büyük gayesidir. Çünkü biz inanıyoruz ki, insan kutsaldır, insanın hakları da kutsaldır. Millete efendilik yoktur, hizmetkar olmak vardır. Bu yüzden siyasetimizin merkezine insanı yerleştirdik, insana hizmeti yerleştirdik, insanın hak ve özgürlüklerini geliştirmeyi, sadece siyasetimizin değil, hayatımızın gayesi, hedefi bildik. ‘İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın’ anlayışını rehber edinirken biliyorduk ki, insanınız mutlu değilse, huzurlu değilse, özgür değilse, güvenlik içinde değilse geri kalan hiçbir şeyin önemi yoktur. İnsanı yüceltmeden, insana adalet sağlamadan, insana özgürce bir yaşam sağlamadan hiçbir sistem, hiçbir düzen varlığını devam ettiremez. Bu yüzden insanı yüceltmek kadar, demokrasiyi de geliştirmenin önemine inandık. Çünkü demokrasi yoksa, ileri demokrasi uygulanmıyorsa orada ekonomi de gelişmez, hukuk da çalışmaz, adalet de olmaz, güvenlik de sağlanamaz.”

”ÜÇ DEMOKRASİ KAHRAMANINI DARAĞACINA GÖNDERDİLER”

Erdoğan, Türkiye demokrasisinin büyük badireler atlattığını, insanların büyük sıkıntılar yaşadığını belirterek, şunları söyledi:

”Ama demokrasiye inanan insanların mücadelesi çok büyük zorlukları geride bıraktı. Rahmetli Menderes’in mücadelesi çok partili sistemi işler kıldı. Tahammül edemediler. Üç demokrasi kahramanını darağacına gönderdiler. Demokrasi biraz toparlanmaya başladı, 12 Mart’ta yeniden müdahale ettiler. 1970′ler de ayakları üzerinde doğrulmaya çalışan demokrasimiz yeniden müdahaleye uğradı. İkinci Dünya Savaşı’ndan büyük bir çöküşle çıkan Almanya bile yeniden toparlandı, ayağa kalktı. Birileri Türkiye’nin ayağa kalkmasına izin vermedi. 12 Eylül demokrasimize ağır bir darbe vurdu. Kaybeden yine gencecik fidanlar oldu, demokrasimiz oldu, milletimiz oldu. Rahmetli Özal’ın mücadelesi Türkiye’yi dünyaya açtı, ekonomik alanda devasa adımlar atıldı. Yine tahammül edemediler. 1990′ların ilk yarısı değişime direnenlerin sabotajlarıyla, kirli oyunlarıyla geçti.”

”SİİRTLİ KARDEŞLERİME BİR ŞİİRLE SESLENDİĞİM İÇİN YARGILANDIM”

28 Şubat sürecinin milli iradeyi hiçe saydığını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

”Demokratik kazanımları bir bir geri aldı, milletin ve memleketin üzerine karabasan gibi çöktü. Bu kardeşiniz, 12 Aralık 1997′de Siirt’te, Siirtli kardeşlerinin arasında bir şiir okudu. Siirt’e, Siirtli kardeşlerime bir şiirle seslendiğim için yargılandım, hüküm giydim ve Pınarhisar Cezaevinde yattım. Dört duvar arasında, milletimin hayır dualarıyla baş başa kaldım. Dört duvar arasında, umutsuzluğa hiç ama hiç kapılmadan, yeise düşmeden, milletime olan sevdamı, ülkeme olan aşkımı, hizmet tutkumu çoğalttım. Özgürlüğün kıymetini o mahpus duvarları arasında daha fazla anladım. Demokrasiye olan ihtiyacı o gün çok daha iyi hissettim. O gün, kimi gazeteler, ‘muhtar bile olamaz’ diye manşet attılar. Düşüncelerimiz, hareketimiz, millet sevdamız, memleket tutkumuz her zaman engellenmek istendi.”

”ÜNİVERSİTE KAPILARINDA BOYNU BÜKÜK KALMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLİRİZ”

”Bizi dışlamak istediler, bizi tecrit etmek istediler, bizi yok saydılar” diyen Erdoğan, şöyle dedi:

”Fikirlerimizi, siyasetimizi, millete hizmet etme tarzımızı küçümsediler. Biz bu ülkede fikirlerinden dolayı mahkum edilen insanların derdini çok iyi biliriz. Biz bu ülkede yazı yazdığı için, konuştuğu için, fikirlerini söylediği için, şiir okuduğu için, aş-iş dediği için, hak dediği, demokrasi dediği için mahpus damlarında çürümenin nasıl bir duygu olduğunu çok iyi biliriz. İnancından dolayı, ibadetinden dolayı, başındaki örtüden dolayı dışlanmanın ne olduğunu biz çok iyi biliriz. Üniversite kapılarında boynu bükük kalmanın ne demek olduğunu çok iyi biliriz. Biz yoksulluğu biliriz, yasakların, baskıların, mahrumiyetin ne olduğunu çok iyi biliriz. Bir gece yarısı, sokak ortasında ensesine kurşun sıkılarak katledilen; katilleri gecenin karanlığında kaybolup bir daha hiç ortaya çıkmayan, çıkarılmayan faili meçhullerin acısını çok iyi biliriz. Evi basılıp tarumar edilmek nedir biliriz. Kitapların derdest edilmesini biliriz. Köy meydanına toplanan köylülere uygulanan eziyeti biliriz; köylerin boşaltılması ne demektir, meraların yasaklanması nedir biliriz. Hapisteki oğlunu ziyarete giden ama oğluyla tek kelime Kürtçe konuşamayan annenin acısını, gözyaşını, feryadını, yüreğinde kopan fırtınayı biz biliriz. Hakkari’de, sabah ezanını okuduktan sonra saldırıya uğrayan ve oracıkta vefat eden, Hacı Sait Camii’nin imamı Aziz Tan’ı, onun ailesinin kederini biz biliriz.”

”BU ULU ŞEHRE GELİP DE, YALAN SÖYLEYENLER, O YALANIN ALTINDA EZİLİRLER, BİTERLER. BU AZİZ MİLLETİN HUZURUNA ÇIKIP DA, YAPAMAYACAKLARINI SÖYLEYENLER, VAATLERİNİN ALTINDA EZİLİRLER”

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ”Burada BDP, Erzurum’da da Bahçeli, işi gücü bırakmışlar, bize konuşma metni yazmanın derdine düşmüşler. Sayın Bahçeli, sen bize konuşma metni yazmayı bırak;  söyleyecek sözün varsa, eğer bir çözümün varsa buraya gel, Diyarbakır’a gel, söyleyeceğini şu Diyarbakır Meydanı’nda söyle” dedi.

Erdoğan, partisince İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde konuştu.

”Şurada, yanı başımızda, tam 41 sahabenin kabri bulunuyor” diyen Erdoğan, şunları söyledi:

”Diyarbakır, Mekke ve Medine;den sonra, en fazla sahabe kabrine sahip olan şehir unvanını taşıyor. Diyarbakır sahabelerin şehri, Diyarbakır ilim şehri, medeniyet şehri. Diyarbakır kardeşliğin şehri. Bu ulu şehre gelip de, yalan söyleyenler, o yalanın altında ezilirler, biterler. Bu aziz milletin huzuruna çıkıp da, yapamayacaklarını söyleyenler, vaatlerinin altında ezilirler. Burada samimiyet diliyle konuşmayanlar, muhabbet diliyle konuşmayanlar; burada Yunus Emre’nin, Mevlana’nın, Ahmede Hani’nin, İbrahim Gülşeni’nin gönül diliyle konuşmayanlar, milletin huzuruna çıkamaz, milletin yüzüne bakamazlar. Günlerdir birileri konuşuyor. Günlerdir birileri yazıp çiziyor. Başbakan Diyarbakır’da ‘ne konuşacak’ diyorlar. Başbakan Diyarbakır’da ‘ne mesaj verecek’ diyorlar.

Burada BDP, Erzurum’da da Bahçeli, işi gücü bırakmışlar, bize konuşma metni yazmanın derdine düşmüşler. Sayın Bahçeli, sen bize konuşma metni yazmayı bırak; söyleyecek sözün varsa, eğer bir çözümün varsa buraya gel, Diyarbakır’a gel, söyleyeceğini şu Diyarbakır Meydanı’nda söyle. Diyarbakır’ın bu güzel insanlarıyla, yiğit, mert insanlarıyla gönül bağı kurabiliyorsan gel buraya Diyarbakır insanının huzurunda konuş. Diyarbakır insanını kucaklamadan, Hakkari insanının hatırını sormadan, Batmanlı kardeşimizin gönlünü almadan hariçten gazel okumakla bu işler olmuyor. Türkiye’nin birlik bütünlüğü hamasetle korunmuyor. Bin yıllık kardeşliğimiz, inkarcı zihniyetle korunmuyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası küstüren, dışlayan, horlayan anlayışlarla korunmuyor. Bugün bizim ortaya koyduğumuz birlik siyaseti, Türkiye’nin bütünlüğüne hizmet ediyor. Biz Türkiye’nin partisiyiz. Belli bir etnik unsurun değil, bölgenin değil. 73 milyonun partisiyiz, 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının partisiyiz 81 vilayette ya birinci partiyiz, ya ikinci partiyiz.”

BU KARDEŞLİĞİMİZİ BOZMAK İSTEYENLERE KARŞI 12 EYLÜL BİR MANİFESTODUR”

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Bu Başbakan, tekrar ediyorum, doğuda ayrı, batıda ayrı; kuzeyde ayrı, güneyde ayrı konuşan bir Başbakan değildir. Bugüne kadar konuşmadım o şekilde, bundan sonra da konuşmayacağım” dedi.

Erdoğan, partisince Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde konuştu.

Başbakan Erdoğan, 81 vilayette ya birinci parti ya da ikinci parti olduklarını belirterek, şunları söyledi:

”Birileri için ne diyorlar onlar, ‘filanca etnik unsuru temsil ediyor.’ Bir diğeri için, ‘filanca etnik unsuru temsil ediyor.’ Bir diğer parti için ‘o kumsalların partisi’ diyorlar öyle mi? Kumsalların partisi CHP. Şu anda zaten kumsaldalar. Biz, etnik milliyetçiliği reddettik. Biz bölgesel milliyetçiliği reddettik, dinsel milliyetçiliğini reddettik. Ne dedik? Dedik ki, ‘Biz 73 milyonun partisiyiz.’ Bizim partimizde ayrım yok, Türkü de var, Kürdü de var, Lazı da var, Gürcüsü de var, Arabı da var, Boşnakı da var, hepsi var, 81 vilayetten 80′inde milletvekili var. İnşallah hedef 81′de 81, inşallah 2011′de bunu yakalayacağız. Niye? Çünkü biz size sevdalıyız be, sizi seviyoruz be. Ayrım yok bizde, ayrım yok. Yani Diyarbakır’da farklı konuş, İstanbul’a git farklı konuş, bizim kitabımızda bu yok ama onlara bakıyorsun farklı, Tunceli’de farklı konuşuyor, Kayseri’ye gidiyor farklı konuşuyor. CHP bu ama bizde bu yok. Biz Kayseri’de de aynı, Tunceli’de de aynı konuşuyoruz. Niye? Çünkü biz hepsine aynı nazarla bakıyoruz. Hepsini aynı şekilde seviyoruz, hepsine de hizmetkar olmaya devam ediyoruz, yine devam edeceğiz.”

”SÖZÜ EĞİP BÜKENLERDEN OLMADIK”

”Bakın, Diyarbakır’dan sesleniyorum” diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

”Bu Başbakan, tekrar ediyorum, doğuda ayrı, batıda ayrı; kuzeyde ayrı, güneyde ayrı konuşan bir Başbakan değildir. Bugüne kadar konuşmadım o şekilde, bundan sonra da konuşmayacağım. Türkiye’nin birliği beraberliği, bizim derdimizdir. Bizim aşkımız bu, bunu sağlayacağız. Bakınız biz söz verip sözünü unutanlardan da olmadık. Hatırlarsınız bu meydanda 22 Temmuzda ne demiştim, ne aldatan olacağız ne aldanan olacağız demiştim. Ve bugüne kadar bunu aynı böyle sürdürdük. Ve gönül diliyle konuşuyoruz. Sözü eğip bükenlerden olmadık. Verdiği sözü unutanlardan da olmadık. Diyarbakır’a gelip sonra sırtını dönenlerden olmadık. Rüşveti kelam edenlerden değiliz. Biz doğruyu gizleyenlerden, yanlışa göz yumanlardan değiliz. AK Parti’yi kurduğumuz günden itibaren Türkiye’nin meselelerini cesaretle dile getirdik. Türkiye’nin önünü tıkayan, Türkiye’ye ayak bağı olan, milletimize kan kusturan her ne mesele varsa onu kendi meselemiz edindik. AK Parti’nin parti programında ne dediysek onun arkasında durduk. Ve bunları yerine getirdik, getiriyoruz.”

”DEMOKRATİKLEŞME BİR ZİHNİYET DEVRİMİNİ GEREKTİRİR”

”Bugün huzurunuzda niçin varız” diye soran Erdoğan, şöyle konuştu:

”Bir Anayasa değişikliği için. 2005 yılında burada, Diyarbakır’da ağustos ayında ne dediysek onurumuzla, şerefimizle onun arkasında durduk. Demokratikleşme, bir zihniyet devrimini gerektirir. Özgürlük, bir zihniyet değişimini gerektirir. Eğer bu zihniyeti değiştirmezseniz hiçbir şey değişmez. İşte biz Türkiye’de bu statükocu zihniyeti değiştirerek, aydınlık yarınlara hazırlıyoruz. Onun için önce zihniyeti değiştirdik. Yönetim değişmeden hiçbir şeyin değişmeyeceğini çok iyi biliyorduk. Onun için önce zihniyeti değiştirdik, yönetim anlayışını değiştirdik, insana bakışı değiştirdik. Biz, ezberleri bozarak işe başladık, prangaları kırarak işe başladık, değişime direnen anlayışları elimizin tersiyle iterek yola çıktık. Baskıya direndik, dışlamaya, horlamaya tahammül göstermeyeceğimizi ilan ederek yola çıktık. Şimdi bu Anayasa değişikliğiyle her şey bitmiyor. Unutmayın 2011 seçimleri var, 2011 seçimlerinden sonra daha geniş tabanlı, yeni bir anayasanın temellerini atıyoruz. Yani şimdi kapıyı açıyoruz, kapıyı, onun için 12 Eylülde sandıklara giderek ‘evet’ demeye hazır mıyız?”

”BENİ YARADAN ALLAH ONLARI DA YARATTI”

Ayrımcılık yapan anlayışları hep karşılarına aldıklarını ifade eden Erdoğan, ”Benim Diyarbakırlı kardeşimin, Siirtli kardeşimden farkı yok, Rizeli kardeşimden farkı yok. Hepsi benim için aynı. Neden? Beni yaradan Allah onları da yarattı da onun için. Her zaman söylüyorum, biz kardeşiz, kardeş. Bu kardeşliğimizi bozmak isteyen var mı” diye sordu.

Alandakilerden ”evet” yanıtını alan Erdoğan, ”İşte, bu kardeşliğimizi bozmak isteyenlere karşı 12 Eylül bir manifestodur. Evet mi? Çünkü, biz milli birlik, beraberlik, kardeşlik derken neyi kastettik, işte bu engeller, bu ayrımcılık ortadan kalksın diye” dedi.

”KÖYE DÖNÜŞÜ TEŞVİK ETTİK. BU ÇOK ÖNEMLİ. TERÖRDEN ZARAR GÖREN VATANDAŞLARIMIZA 1 MİLYAR 665 MİLYON LİRA ÖDEME YAPTIK. BUNLAR, YAPTIKLARIMIZIN SADECE BAZILARI…”

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yapılacak halk oylamasının boykot edilmesini antidemokratik bir yaklaşım olarak gördüklerini belirterek, oy pusulasında ‘evet” ve hayır” dışında bir seçenek bulunmadığını bildirdi.

Erdoğan, partisince İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde halka hitap etti.

Erdoğan, bugüne kadar partisinin programında ne dedilerse onun arkasında durduklarını belirterek, ”hükümet programında ne dediysek, onun arkasında durduk. 2005 yılında, burada, Diyarbakır’da ne söylediysek, onurumuzla, şerefimizle onun arkasında durduk” dedi.

Demokratikleşmenin, bir zihniyet devrimi gerektirdiğini, zihniyet değişmeden, anlayış değişmeden, hiçbir şeyin değişmeyeceğini vurgulayan Erdoğan, ”Biz, Türkiye’de statükocu zihniyet değişmeden hiçbir şeyin değişmeyeceğini çok iyi biliyorduk. Onun için önce zihniyeti değiştirdik, yönetim anlayışını değiştirdik, insana bakışı değiştirdik” diye konuştu.

Ezberleri bozarak, prangaları kırarak işe başladıklarını, değişime direnen anlayışları ellerinin tersiyle iterek yola çıktıklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, baskıya, dışlamaya, horlamaya tahammül göstermeyeceklerini ilan ederek yola çıktıklarını söyledi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

”Olağanüstü Hali geldik, biz kaldırdık. Şimdi kimse hatırlamıyor, her şey normale döndü onun için… Çekiç Gücü biz gönderdik mi? Ama kimse bugün bunu konuşmuyor. Niye? O da unutuldu. Çünkü hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür. Hep unutuyor. Dediler ki, ‘Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırın’. Kaldırdık mı? ama o da unutuldu.

Birçok kanunu değiştirdik, demokrasinin standartlarını yükselttik. Bilgi Edinme Kanununu getirdik. Anneler, babalar, çocuklarına isim koyarken bile problem yaşıyordu, bu problemi ortadan kaldırdık. Yerleşim yerlerinin isimleri noktasında kısıtlamalar vardı. Bunu ortadan kaldırdık mı? Bazı yerler onları da kaldırıyoruz. Ana dilde yayın hakkı getirdik mi? Ana dilde kurslar açtık mı? Farklı dil ve lehçelerin öğretilmesinin önünü açtık mı? Gazete, dergi, kitap yayınının farklı dil ve lehçelerde yapılmasını sağladık mı? Devletin televizyonu yarım saat yayın yapıyordu. Bize dediler ki ‘yarım saatten ne olur?’ Biz ne yaptık? Devletin bir kanalını 24 saat yayın yapar hale getirdik mi? TRT Şeş’i kurduk, ardından TRT Arapça’yı kurduk.

Cezaevlerinde, görüş günlerinde analar oğullarıyla, kızlarıyla ana dillerinde konuşamıyordu. Bu zulme biz son verdik mi?

Suça itilen çocuklarımızla ilgili yasal düzenlemeyi düzenleyerek, bu çocuklarımızın cezaevlerinden çıkmasını hazırladık mı? Bakın bunları AK Parti iktidarı yoğun çalışmalarıyla gerçekleştirdi. Ve hala da gerçekleştirmeye devam ediyor.

Köye dönüşü teşvik ettik. Bu çok önemli. Terörden zarar gören vatandaşlarımıza 1 milyar 665 milyon Lira ödeme yaptık. Bunlar, yaptıklarımızın sadece bazıları…”

BÖLGEYE YÖNELİK YATIRIMLAR

”Doğu ve Güneydoğu Anadolu kardeşlerime şunu hatırlatmak istiyorum” diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarını yaptıklarını, 79 yılda yapılmayanları gerçekleştirdiklerini ifade ederek, ”Şu 8 yılda, Doğu ve Güneydoğuya yapılan yatırım 24,5 milyar lira…” dedi.

Doğu ve Güneydoğu illerinde 2002 yılına kadar, yani 79 yılda 53 bin derslik varken, 8 yılda buna 40 bin yeni derslik ilave ettiklerini anlatan Erdoğan, ”2002 yılında 95 bin olan öğretmen sayısını bu iki bölgemizde 143 bine yükselttik. Doğu Anadolu Bölgemizde 12, Güneydoğu Anadolu Bölgemizde 8 yeni üniversite kurduk. Tüm Türkiye’de olduğu gibi bölgemizde de üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı” dedi.

76 yeni hastane kurduklarını; hastanelere 31 ilave blok eklediklerini, 245 sağlık ocağını bölge illerine kazandırdıkların vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

”İki bölgeye yaptığımız sağlık yatırımı 2.5 milyar TL’yi aştı. Ambulans helikopter sistemini kurarak sağlık hizmetlerine ulaşımda engelleri ortadan kaldırdık. Doğu Anadolu’muzdaki 251 kilometre bölünmüş yola 2 bin 45 kilometre daha ekledik. Güneydoğu Anadolumuzdaki 326 kilometre bölünmüş yola bin 340 kilometre daha ekledik.

Cumhuriyet tarihimizin en büyük yerel kalkınma projelerini uygulamaya geçirdik. Ülke genelinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu illerimizde de, köylerimizin su ve yol ihtiyacını gidermek için kararlı şekilde mücadele ediyoruz. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ve Doğu Anadolu Projesi (DAP) bizim dönemimizde yeniden faaliyete geçti, ciddi şekilde ele alınıyor.

DAP Kapsamında sulama projelerini başlatarak 75 bin hektar alanı sulamaya açtık. GAP Bölgesinde Sulama projelerinin tamamlanma oranını yüzde 12;den yüzde 28;e çıkardık. Tarımda Cumhuriyet tarihinin en büyük desteklerini sağladık. Doğu Anadolu Bölgemizde 36 bin konutun inşasına başladık, 23 binini tamamladık. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde 30 bin 465 konutun inşasına başladık, 26 bin 101′ini tamamladık. Bunlar da yaptıklarımızın, yatırımlarımızın sadece bir kısmı… Eğitimde, sağlıkta, adalet ve emniyette, konutta, ulaştırmada, Cumhuriyet tarihimizin en büyük yatırımlarını bölgeye kazandırdık, bölgenin çehresini değiştirdik, değiştirmeye de devam edeceğiz.

Şu 8 yılda Diyarbakır’da 3 bin 185 derslik yaptık.”

RAHİBE KIYAFETİ

Başbakan Erdoğan, diğer atılımları da anlatarak, anamuhalefet partisi liderini eleştirdi.

Anamuhalefet partisi liderinin, ”eğer oyu vermezseniz yeşil kartı kaldıracağız” dediklerini iddia ettiğini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

”Bakınız İstanbul’da afişler asmışlar. Ne diyorlar biliyor musunuz? (Rahibe kıyafetine evet)… Yani benim başörtülü bacımın kıyafetini rahibe kıyafeti ile özdeşleştiren anlayış, CHP bu… Bugüne kadar, ne benim, ne arkadaşlarımın yeşil kart veya başka konularda olsun, asla bizler demokrasinin bir gereği olan bu referandum ile ilgili şunu yaparsanız, şunu yaparız gibi bir tehdidimiz olmamıştır, olamaz.

Biz, hayır’ diyene de saygı duyarız, ‘evet’ diyene de saygı duyulmasını isteriz. Beklenen budur. Çünkü demokrasi budur. İşte onun için biz, seçimlerin boykot edilmesini de antidemokratik bir yaklaşım olarak görüyoruz. Zira, oy pusulası içinde ‘evet’ var, ‘hayır’ var. Başka bir seçenek yok. Orada A partisi, B partisi de yok.

Sizler buradan seçip gönderdiğiniz milletvekillerini niçin parlamentoya gönderiyorsunuz? Gidin, konuşun, haklarınızı savunun, ondan sonra oyunuzu o istikamette verin’ diyorsunuz. Ama bunlar bir taraftan diyorlar ki, ‘bizim partimiz çok kapatıldı, öbür taraftan da yaptıkları işe bak. Parti kapatmayı zorlaştıracak madde geliyor, hiçbiri oy kabinine gitmiyor. Bu nasıl bir demokrasi mücadelesidir? Aslında bu, demokratik hakları ipotek altına almaktır. Böyle bir yaklaşım, siyasette olmaz.”

”12 EYLÜL DARBESİNİ YAPANLAR, ‘TÜRKİYE’DE İŞKENCE YOKTUR’ DİYE BAS BAS BAĞIRIRKEN, DİYARBAKIR CEZAEVİNDEN, 5. KOĞUŞTAN, DİYARBAKIR SEMALARINA

43 yıldır yanan dogalgaz krateri turizm merkezi oldu

29 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

Başkent Aşkabat’a yaklaşık 250 kilometre uzaklıktaki Merkez Karakum Çölü’nde yer alan kraterin derinliği yaklaşık 50 metre, genişliği ise 100 metrenin üzerinde bulunuyor. Türkmenlerin “Cehennem Kapısı” olarak adlandırdıkları krater, 1967 yılında doğalgaz sondajının çökmesi sonucu meydana geldi.

Türkmen jeologlar, kraterin sondaj esnasında yer altındaki kireç taşı benzeri madenlerin suyla teması sonucu erimesiyle meydana geldiğine inanıyor.

Bazı kaynaklar ise sondajın yeraltı mağarası üzerinde yapıldığını savunuyor. Uzmanlar, doğalgaz sızdıran bu tür yerlerin kapatılamadığını, kapatılsa dahi zamanla biriken doğalgazın patlayabileceğini ifade ediyor.

Cehennem Kapısı alev alev yanıyor

Cehennem Kapısı alev alev yanıyor
 

Cehennem Kapısı alev alev yanıyor
 
 

O afta Apo yok

29 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Tunceli’deki genel af sözüyle başlayan tartışma üzerine, “Toplumsal barış, uzlaşma sağlandığında bir genel af tartışılabilir. Öcalan’a af gibi bir düşüncemiz söz konusu olmadı” dedi.

Kılıçdaroğlu, dün Kayseri yolunda gazetecilerin sorularını yanıtladı, özetle şunları söyledi:

ABDULLAH Öcalan’ın affıyla ilgili zaten yasada bir hüküm var. Terör suçlarından müebbet hapse mahkûm olanlar af yasaları çıksa bile ömür boyu hapiste kalırlar. Bizim düşündüğümüz toplumsal barış, uzlaşma sağlandığında bir genel af tartışılabilir. AKP hemen kaptı, ‘Acaba buradan terör örgütüne af getirecek mi?’ ya da ‘Öcalan bu aftan faydalanacak mı?’ diye. Oysa bizim böyle bir düşüncemiz olmadı. AKP parlamentoya getirdiği yasa tasarısında, terör örgütü liderlerine af getiren bir madde koymuştu. Biz ona şiddetle itiraz ettik. O yasa teklifi hâlâ başbakanlığın internet sitesinde duruyor. Ne söylediğimizi biliyoruz, aklımız başımızda.

Türbanı çözeriz, biliyorlar

Başbakan Tokat’ta, ‘Türban olayını Kemal Kılıçdaroğlu’nun çözeceğine inanıyor musunuz?’ dediği zaman oradaki kitle ‘evet’ demiştir. Çünkü biliyorlar, biz sorunları çözeceğiz. Sorunları çözmek için yola çıktık.

Cumhurbaşkanı adayı değilim

Başbakan’ın Cumhurbaşkanı adaylığı hazırlığında olduğunu görüyorum. Başbakan dolaylı olarak bunu açıkladı. Ama bizim CHP olarak bir aday çıkarmamız şu anda söz konusu değil. Buna zamanı gelince bakarız. Bilgisi, birikimi, toplumun ona olan sevgisi, geçmişinde verilmemiş hesabı olmayan, şaibe taşımayan, dokunulmazlık dosyası bulunmayan, aile yaşantısıyla toplumun örnek aldığı birini aday yapabiliriz. Ama benim böyle bir düşüncem yok. Önce ülkeyi yöneteceğim ve Türkiye’yi bu çarpıklıklardan kurtaracağım.

Ecevit ekonomisi kötüydü

Referandum sonucu bizi etkilemez. Çünkü bu CHP ve AKP’nin yarışı değil. Sadece iki parti olsa belki ama pek çok parti var ve kimi evetçi, kimi hayırcı. Ama referandum sonucuna göre örgütleri denetleyeceğiz, performansını ölçeceğiz. Eski genel merkez binamızı eğitim binası yapacağız. Ekim ayında İstanbul’da partimizin ekonomi politikasını açıklayacağız. İş adamları bekliyorlar. Herkesin hataları olabilir. Benim de olabilir ama öz eleştiri yapmamız gerekiyor. Ecevit’in 80 öncesi başbakanlığında ekonomi kötü yönetildi. İş adamlarıyla çatışma içerisine girdi. Biz çatışma içinde olmayacağız. İş adamıyla da işçiyle de uyumlu olacağız.”

7 sülalemi hedef aldılar

Bu referandum kampanyası bir anlamda genel seçimin ön hazırlığı oluyor. AKP sürekli beni hedef alıyor. Annemi, babamı, soyumu sopumu 7 sülalemi hedef aldılar. Ellerinden geleni bırakmasınlar. Kafatası ölçmeye kalkan bir Başbakan’ın Türkiye’yi AB’ye sokma şansı sıfır. AB standardında RTÜK diyorlar. Allah aşkına hangi AB ülkesinde RTÜK var. Recep Bey söylesin de bilelim.

Brüksel’e gidince Recep Bey’in boyunu kilosunu anlatacağım

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, referandum mitinglerini dün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün memleketi Kayseri’de sürdürdü. Cumhuriyet Meydanı’nda coşkulu bir kalabalığa seslenen Kılıçdaroğlu, “Recep Bey’in dosyaları boyu kadar” diyerek, özetle şunları söyledi:

Bir Evren, bir de Erdoğan

“Kendisine AKP’nin güçlü olduğu bir ilden sesleniyorum. Yiğit adamsan, adam gibi adamsan, çıkarsın karşıma, tartışırız, millet ne olduğunu anlar. İki kişi Türkiye’de tartışmaktan korktu, birisi Kenan Evren, ikincisi Recep Tayyip Erdoğan. Sayın Başbakan’ın bir isteğini yerine getirelim, anamızı alalım, kardeşimizi alalım, dilini tutamayan, vatandaşa hakaret eden Recep Bey’e dersini verelim.

Şimdi Avrupa’ya gideceğim. Ayın 20’sinde Brüksel’e gideceğim. Recep Bey’in boyunu da kilosunu da orada anlatacağım. ‘Recep Bey artık Başbakanlık koltuğunu bırakıp eline pergel cetvel alıp milletin boyunu ölçmeye başladı’ diyeceğim. Demokrasi bu mu, hak bu mu, adalet bu mu? Bizim gözümüzde insan insandır ve insan Allah’ın yarattığı en değerli varlıktır.

Recep Bey dokunulmazlıkları kaldırır mı? Recep Bey’in yüreği yetmez, cesaret edemez. Verilecek hesabı var, o hesabı sormak da inşallah bizim görevimiz olacaktır. Kul hakkı yemek günahtır. Her türlü günah affedilebilir, ama kul hakkıyla öbür tarafa gitmeyeceksin. Onun dosyaları onun boyu kadar. Boyunu da ölçsün, dosyalarını da ölçsün. Görecektir, dosyalar boyunu aşmıştır.

Yiye yiye bir hal oldular

Biz huzur istiyoruz, ama onlar kavganın partisi. Biz insanlar arasında ayrım yapmıyoruz, onlar soy sop ayrımına girmeye başladılar. Yargının kantarını bozmayalım. O bozulan kantar, Recep Bey bir gün gelir, seni de tartar, unutma. Ben pastırma üreticisi diyorum, o pastırma anlıyor. Çünkü sadece yemekten anlıyor. Yiye yiye bir hal oldular.”

Hükümet memura 4+4 ve 80 lira ek ödeme önerdi

29 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

Hükümet ile memur konfederasyonları arasındaki toplu görüşme sona erdi. Memur-Sen hükümetin zam önerisin kabul etti, Türkiye Kamu-Sen ise kabul etmedi.

Hükümetle memur konfederasyonlarının 15 Ağustos‘tan bu yana sürdürdükleri toplu görüşme tamamlandı. Memur-Sen, hükümetin ikinci kez revize ettiği zam teklifini kabul etti, Türkiye Kamu-Sen ise taban aylığa zam yapılmadığı gerekçesiyle teklifi kabul etmedi.

4+4 VE 80 TL EK ÖDEME

Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından memur konfederasyonlarına yeni zam teklifi sundu. Buna göre, hükümet memur maaşlarına gelecek yıl yüzde 4 artı 4 zam yapılmasını önerdi.

Hükümet ayrıca, ek ödeme kapsamındaki memurlara 80 lira ek ödeme yapılmasına, aile yardımının gelecek yılın birinci ve ikinci altı aylarında 20′şer lira arttırılmasını teklif etti. Bunun yanında toplu görüşme priminin de üç ayda bir 45 lira olarak ödenmesine teklifinde bulunuldu.

Bakan Yazıcı, akşam verilen 3 saatlik görüşme arasından sonra “Hedefimiz sahura kadar çalışarak Hükümet ile kamu görevlileri sendikaları arasında yürütülen toplu görüşmeleri tamamlamak” derken bakanın bu tavrı karşısında, Türkiye Kamu-Sen Başkanı Bircan Akyıldız, “Görüşmeler maalesef Sayın Bakanın ‘Ben bu masanın başkanıyım, istediğim gibi yönetirim, gündemi ve zamanlamayı istediğim gibi yaparım’ anlayışı içinde antidemokratik tavırla sürdü. Bakanın buna hakkı olmadığını düşünüyoruz” diye tepki gösterdi.

Memurlar ne istedi

Hükümet memur maaşlarına yapılacak zam önerisini sunarken iki memur konfederasyonu yeni talepte bulundu.
Memur-Sen, memur maaşlarına gelecek yıl yüzde 4.5 artı yüzde 4.5 zam yapılmasını istedi.
Ayrıca ek ödeme kapsamındakilere 110 lira ek ödeme verilmesini isteyen Memur-Sen, aile yardımın 23 artı 23 lira arttırılmasını, sendikalı memurlara 3 ayda bir toplu görüşme primi ödenmesini önerdi.
Türkiye Kamu-Sen ise memur maaşlarına gelecek yıl yüzde 4 artı 4 zam yapılmasını talep etti. Ayrıca tüm memurlara yansıyacak şekilde 60 artı 60 TL seyyanen zam isteğinde bulundu.

Kadın memur 24 hafta doğum izni istiyor

BAŞBAKANLIK’ta 4’üncü turu yapılan toplu görüşmeleri, Ankara ve Adana’da KESK üyesi kadın memurlar protesto etti. KESK Kadın Sekreteri Songül Morsunbul, 4’üncü oturumun tiyatral gösteri olmaktan ileri gitmediğini savundu, şu isteklerini sıraladı:  Süt izinleri yol süresi hariç 3 saate çıkarılsın ve bebek 1 yaşına gelene kadar uygulansın; doğum öncesi 8 hafta, doğum sonrası 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta doğum izni verilsin; hamilelik -emzirme süresince kadınlar nöbet, vardiya, mesai gibi fazla çalışmaya tabi tutulmasın; iş yerinde cinsel taciz hizmet içi eğitim konusu haline gelsin, önleyici düzenlemeler olsun. (ANKA)

Çeçen lider Kadirov’un köyünde çatışma: 19 ölü

29 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

Çeçenistan Başkanı Kadirov’un sözcüsü Ulvi Kerimov’un verdiği bilgiye göre, terör saldırısında 12 saldırgan öldürüldü, iki emniyet görevlisiyle 5 sivil hayatını kaybetti. Çatışma bu sabah Kadirov’un köyü Çentoroy’da gerçekleşti.

Anadolu Ajansı, Kadirov’un saldırı esnasında köyde bulunduğunu bildirdi.  

Çeçenistan’da dün de terör saldırısında 16 kişi öldü. 

Çeçenistan'da kanlı pazar
 
Çeçenistan'da kanlı pazar

Çeçenistan'da kanlı pazar
 
 

Denizde can pazarı

29 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Haberler

İstanbul‘dan Tekirdağ’a yakınlarını ziyarete gelen 2′si çocuk, 2′si kadın 7 kişi, bugün öğlen saatlerinde, Değirmenaltı Mahallesi Alkaya Mevkii’nde sahilden kiraladıkları fibergrastan yapılan kayıkla denize açıldı. Kıyıdan yaklaşık 1 kilometre açılan 7 kişinin içinde bulunduğu kayık, saat 15.00 sıralarında su almaya başladı. Kayık yarısına kadar suya gömülürken, içindeki 7 kişi ise paniğe kapıldı ve denize düştü. İçlerinden iyi yüzme bilen bir kişi, yardım istemek için kıyıya kadar yüzdü. Diğer 6 kişi ise kayığın su üstünde kalan kısmına tutunup çığlıklar atarak kıyıdakilerden yardım istedi.

Bu sırada kayığın battığını gören Yavuz Pehlivanoğlu adlı kişi, sürat motaruyla hemen denize açıldı ve batan kayığın deniz üstünde kalan kısmına tutunarak hayatta kalmaya çalışan 5 kişiyi kurtararak sürat motoruna aldı. Diğer kişi ise jet-ski ile yanlarına gelen başka bir kişi tarafından kurtarıldı. Kıyıya çıkan ve yaşadıkları korku nedeniyle şoka giren 2 kadını çevredekiler sakinleştirmeye çalıştı. Kadınlardan biri, “Ne olur eve gidelim. Bizi eve götürün” diyerek sürekli ağladı. Daha sonra 2′si çocuk, 2′si kadın 7 kişi, evlerinin yolunu tuttu.

Kayıkta 7 kişinin olduğunu söyleyen Yavuz Pehlivanoğlu, “Eve giderken denizde bağırarak yardım isteyenleri gördüm. Sürat motorumla açılarak 2′si kadın 2′si çocuk 5 kişiyi kurtardım. Bir kişi de jet- ski ile gelen bir arkadaş tarafından kurtarıldı. Diğer kişi zaten kendi yüzerek karaya çıkmış. Hepsi panik halindeydi. Kayığın tam olarak batmaması faciayı önledi. Yoksa orada 6 kişi boğulurdu” dedi. Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor.

CAN PAZARI
 
CAN PAZARI
 

Sonraki yazılar »