Side
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Side Hakkında
Side

Antalya’ya 75 km. Manavgat’a 7 km.
uzaklıkta olan Side, Yaklaşık 400 m. eni ve 1 km. uzunluğu olan bir yarımada şeklindedir. “Side” adı Anadolu dilinde “Nar” anlamına gelmektedir. Bu özellik ve bilgede bulunan bazı yazıtlardan elde edilen bilgiler Side tarihinin Hititlere kadar uzandığını göstermektedir. Fakat Anadolunun en eski yerleşim birimlerinden biri olan Side’nin İ.Ö.VII yy’dan önce kurulduğu da söylenmektedir. Anadolu tarihleri içerisinde Side, diğer Pamphylia kentleriyle aynı aşamaları geçirmiştir. Yunanlılar İ.Ö. VII yy. göçler sırasında Side’ye gelmişlerdir. Eldeki yazıtlara göre İ.Ö. III yy’ a değin de kente özgü bir dil konuşmuşlardır. Hala tam olarak çözülemeyen bu dil Hint-Avrupa dillerindendir. Side İ.Ö. VI yy’ın ilk yarısında Lidyalıların, İ.Ö. 547-546′da da Persler’in egemenliğine girmiştir.
Pers yönetiminde gelişen kent. İ.Ö. 334′ de İskender’e teslim olunmuştur.İskender’in ölümünden sonra Antigonos’un (323-304). Ptolemaioslar’ın (301-215). İ.Ö. 215′ten sonrada Suriye Krallığı’ nın denetimi altına girmiştir. İ.Ö. II yy. da Ptolemaioslar’ın güçlü savaş ve ticaret filoları sayesinde en parlak dönemini yaşayan kent, bu sürede imar edilip bir bilim ve kültür merkezi haline getirilmiştir. İ.Ö. 188′de Apameia Barışı ile Bergama Krallığı’na bırakılan Side, Doğu Pamfilya bölgesiyle birlikte bağımsızlığını korumuş, büyük ticaret donanmasıyla refaha ve zenginliğe kavuşmuştur. İ.Ö. 78′den sonra Roma egemenliğinde bulunan kent, İ.S. II. Ve III. yy’larda bölgenin ticaret merkezi oldu.

Özellikle köle ticaretinin sağladığı zengin ve parlak bir dönem yaşandı. II. yy boyunca bir bilim ve kültür merkeziydi. Suriye krallarından VII. Antiokhos, tahta geçmeden önce burada eğitim gördü. Kral olduğu zaman ( İ.Ö. 138 ) ”Sidetes” adını aldı. Bu devre kadar başta Athena ve Apollon olmak üzere Afrodit, Ares, Asklepios, Hegeia, Kharitler, Demeter, Dionisos, Hermes gibi birço tanrıya inanıp tapan Side’liler İ.S. 4.yy’da hıristiyanlaşmaya başlamışlardır. Side, İ.S. V. yy’da Pamfilya Metropolisi ( Piskoposluk Merkezi ) olunca, 5. ve 6. yy’da en parlak devrini yaşamıştır. Bu gelişim VII. IX. yy’lar arasında Arap akınları ile son bulmuştur. Kazılar sırasında büyük bir yangın ve çok sayıda deprem izlerine rastlanmıştır.
Arap istilası, doğal afetler kentin terk edilmesine yol açmıştır. XII.yy’da Arap coğrafya cısı İdrisi burayı ölü bir kent olarak göstermekte ve ”Yanmış Antalya”olarak tanımlamaktadır. İdrisi’ye göre 1150′ye doğru kent halkı Side’den göç etmiş, XII.yy’da Side tümüyle boşaltılmıştır. 13.yy’da Selçuklular’ın 14.yy’da ise Hamitoğulları ve Tekelioğulları’nın egemenliği altına giren Side’de bu devirlerde yerleşim olmamıştır. 15. yy’da kesin olarak Türk topraklarına katılmıştır. Ancak ne Osmanlılar nede Selçuklular Side’de oturmadıklarından, yarımada üzerinde Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eserlere rastlanmaz. 1895 yılında, yarımadanın uç kısmına bir köy kurularak Girit Adası’ndan gelen göçmenler buraya yerleştirilmişlerdir. Bugünkü köyün çekirdeğini oluşturan küçük köy zamanla tüm yarımadayı kaplamıştır.antik yapılarıyla kendine özgü mimarisiyle, köy evlerinin bir arada bulunması sonradan “Selimiye” adını alan Side’nin turizme açılmasında büyük rol oynamıştır. Side tarihin derin izlerini taşıyan bir kenttir.
SİDE’DEKİ TARİHİ ESERLER: KENT SURLARI BÜYÜK KENT KAPISI , DOĞU KAPISI , SU KEMERLERİ , BÜYÜK ANITSAL ÇEŞME , KOLONNEL CADDE , EVLER , AGORA , ANITSAL KÜTÜPHANE VE DEVLET AGORASI , PİSKOPOS SARAYI VE BAZİLİKASI , VESPASIANUS ÇEŞMESİ , ÜÇ HAVUZLU ÇEŞME , TİYATRO , MEN TAPINAĞI , BAKÜS TAPINAĞI , BÜYÜK LİMAN HAMAMI , LİMAN HAMAMI , APOLLON TAPINAĞI , ATHENA TAPINAĞI , SİDE LİMANI.
SİDE MÜZESİ : Roma döneminde inşa edilen hamam kompleksi üzerine, son yıllarda yapılan küçük restorasyonlarla Side Müzesi kurulmuştur. Müze’ye doğu yönünde bir kapıyla girilir. Daha sonra tabanı taşlarla kaplı ve hamamın ikinci tepidariumu olduğu anlaşılan bir avludan geçilerek büyük bir bahçeye çıkılmaktadır. Bu avlunun etrafında ve bahçenin içinde Side’de yapılan kazılarda bulunan lahitler, sütunlar, büstler, torsolar, yazıtlar, heykeller, heykel kaideleri, sütun başlıkları, frizler, rölyefler ve steller görülmektedir. Müze bahçesi aslında Roma Hamamı’nın jimnastik salonu ve palaestrasının avlularıdır. Tabanı mermer parçaları ile kaplı olan bu avluların içindeki en önemli eser, avlunun kuzey duvarında görülen denizler tanrısı Poseido‘nun mitolojik öykülerinin yer aldığı friz serisidir. Burada tanrı ve tanrıçaların doğayla olan ilişkileri tasvir edilmektedir
Pamukkale
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Pamukkale Hakkında
Pamukkale

Bulutların gölgesinde yeryüzünün doğal güzelliklerinden payını düşeni fazlasıyla alan Pamukkale, doğal kaynaklar açısından da çok şanslı bir coğrafyada yer alıyor. Pamukkale, her geçen gün daha fazla ilgi gören ve umut bağlanan termal turizm merkezleri açısından çok zengin kaynaklara sahip Denizli’ye 17-18 kilometre uzaklıkta bulunan Pamukkale’yi iki ayrı açıdan gezmek lazım. İlki, o meşhur, herkesin bildiği travertenlerin Pamukkale’si, diğeri antik Hierapolis kenti. Bu iki kesim içiçe geçmiş olarak varlığını sürdürüyor.
Denizli’nin kuzeyinde yer alan ve antik kent Hierapolis ile iç içe olan Pamukkale, kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta. Bergama Kralı II. Eumenes tarafından M.Ö. 197 yılında kurulan, adını da Amazonlar Kraliçesi Hiera’dan alan Hierapolis, aynı zamanda “kutsal kent” olarak anılıyor. Hz. İsa’nın havarilerinden St. Philip’in burada öldürülmesi ve onun adına anıt mezar yaptırılması, Hierapolis’in inanç turizmi açısından da öne çıkmasını sağlıyor.
Apollon Tapınağı, St. Philip Martyriumu, Antik Tiyatro, Roma Kapısı, Kuzey Bizans Kapısı, Agora, bugün müze olarak kullanılan Roma Hamamı, su kanalları, Direkli Kilise ve nekropoller, Hiearapolis’teki başlıca tarihi yapılar. Bu yapıların bir bölümü İtalyanlar tarafından 1957 yılından bu yana sürdürülen kazılarda ortaya çıkarılmış durumda. Yine kazılarda bulunan tarihi eserler, Hierapolis Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.
Pamukkale’nin batısında yer alan ve 3 yıldır kazı çalışmaları yapılan Eskihisar Köyü yakınlarındaki Laodikya, Buldan İlçesi’ne bağlıYenicekent yakınlarındaki Tripolis, Honaz İlçesi yakınlarındaki Colossea, Lycus Vadisi olarak anılan bölgedeki diğer antik kentler
Marmaris
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Marmaris Hakkında
Marmaris

Marmaris Türkiye’nin en popüler tatil merkezlerinden birisidir. Özel araçla gidiyorsanız çamlar arasından Marmaris’e doğru inen yolda “İşte Marmaris” yazılı tabelayı görünce bir mola verip kenti kuşbakışı seyredebilirsiniz. Son 15 yılda çok hızlı bir yapılaşma yaşandı ama yine de güzel görünür kent, bu noktadan.
Marmaris yaz aylarında 100.00’i bulan şehir içi nüfusuyla artık devasa bir tatil şehri durumundadır. Otellerin yatak kapasitesi 60,000’i aşmıştır. Her bütçeye uygun otel bulmak mümkündür. Yüzlerce lokanta, cafe, eğlence yeri açılmıştır. Onca yapılaşmaya rağmen, yapılan çevre düzenlemeleri ve arıtma sistemleri sayesinde kent içindeki plajlardan denize girilebilen ender kentlerimizdendir.
Daha temiz deniz, daha boş sahiller arayanlar için karadan ya da tekne turlarıyla ulaşılabilen koyları vardır. Su ve doğa sporları meraklılarına, oteller ve seyahat acentaları çok çeşitli seçenekler sunar. Kent merkezindeki en önemli tarihi yapı Kale’dir. Kale ilk kez İonialılar tarafından yapılmıştı. Bugünkü kale 1522’de Osmanlılar tarafından yapılmış olandır. Kale, 1914 yılında bir Fransız savaş gemisinden atılan top ateşi sonucu büyük zarar görmüş. Cumhuriyet döneminde kale yerleşime açılmış ve 18 konut, çeşme yapılmış. 1980-90 Yılları arasında restore edilen Kale’nin içinde bugün müze yer almaktadır. Kalenin girişi doğrudan bahçeye açılıyor.
Avlunun iki yanından surlara merdivenlerle çıkılıyor. Surlardan çevreyi izlemeli. Kapalı mekanlardan ikisi arkeoloji müzesi olarak düzenlenmiş. Bahçede ve bu iki salonda bölgedeki kazılardan elde edilen eserler, amphoralar, Knidos, Burgaz, Hisarönü kazılarından elde edilen pişmiş toprak, cam eserler, sikke ve süs eşyaları sergileniyor. Galerilerden biri Türk Evi olarak düzenlenmiş etnografya salonu, bir diğeri de kale komutanının odasıdır. Kentteki diğer bir

Osmanlı yapısı da Hafza Sultan Kervansarayı’dır. 1545 Yılında yapıldığı üzerindeki yazıtta belirtilmiştir. Üzeri kemerlerle örtülü Kervansaray, kaleye çıkan dar ve basamaklı sokağın hemen girişindedir. Kervansaray’ın 7 küçük ve bir büyük odası günümüzde turistik eşya ve hediyelik satan dükkanlara tahsis edilmiş. Çarşı içindeki Tarihi Bedesten ise, eskiden olduğu gibi bugün de alışveriş merkezi olma özelliğini sürdürüyor. Alışverişi yapanlar ve satılan ürünler değişmiş sadece, her şey turistik olmuş. Marmaris yakın çevresinde Osmanlı dönemine tarihlenen başka eserler de var. Kemeraltı Mahallesi’ndeki İbrahim Ağa Camisi 1789’da, Muğla yolunun 10. Km’sindeki Taşhan ve Kemerli Köprü ise 1552’de yapılmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferine çıkmadan önce ziyaret ettiği kehanetleriyle ünlü Sarıana’nın türbesi aynı adlı mahallededir. Rivayete göre Rodos seferine hazırlanan koca Osmanlı ordusunun bütün askerleri Sarıana’nın tek ineğinin sütüyle kahvaltı yapmış. İskele ve yat limanı çevresinde Marmaris Netsel Marinası Güney Ege’nin en büyük ve modern marinasıdır. Net Holding tarafından işletilen marinada, yatlara her türlü servis verilmektedir. Marina ile çarşı arasındaki rıhtıma ise Mavi Yolculuk ve günübirlik gezi tekneleri bağlanırlar. Yat limanından Venedik deresini takip ederek içeri yöneldiğinizde barlar sokağına çıkacaksınız. Her türlü müzik zevkine hitap eden barlar sağlı sollu bu sokakta sıralanır.
Çoğu eski Marmaris evlerinin restorasyonuyla dönüştürülmüştür bugünkü işlevlerine. Yüksek duvarlarla çevrili eğlence kompleksleri de açılmıştır bu bölgede son yıllarda. Eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar sürer. Rıhtım boyunca sıralanan bar ve lokantalar ise günbatımı öncesinde dolmaya başlar. Rıhtıma paralel ve dik inen sokaklar Marmaris’in gece yaşamının en renkli noktasını oluştururlar. Müziğin ve eğlencenin her türü vardır. Eski kent devasa bir alışveriş merkezi gibidir. Araç trafiğine kapalı, üstü tentelerle örtülü sokaklara sıralanmış dükkanlar ve tezgahlar çok renkli bir görüntü oluştururlar. Alışveriş niyetiniz olmasa bile, bu sokaklarda dolaşmaktan keyif alacaksınız
Kemer
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Kemer Hakkında
Kemer

Kemer ilçesinin iklimi Akdeniz iklimi egemendir.Yazları kurak ve sıcak,kışları ılık ve yağışlı geçer.İlçenin kıyı şeridine kar yağmaz,kuzeyinin dağlarla kapalı oluşu,ılık ve güney rüzgarlarına açık bulunması,kış aylarında dahi en soğuk günlerın genellikle 1 derecenin altında düşmemesine neden olur.Deniz suyunun kış aylarında bile 15 derecenin altında düşmeyişi, çok yağışlı birkaç hafta dışında bütün bir yol denizden yararlanma olanağı sağlar.
KONUMU
Kemer, Antalya İl’in batısında,Batı Torosların eteklerinde bulunmaktadır.İlçe sırtını,dağlara dayanmıştır. Kıyıları ise oldukça girintili çıkıntılıdır.Yerleşim merkezi genellikle düzlük bölgelerdedir. Kemer(Merkez), Tekirova(17 km) Çayova(8 km), Aslanbucak(5 km), Beldibi(18 km),gibi yerleşim merkezlerini ile bir bütün oluşturmaktadır.

EKONOMİ

Kemer’in ekonomik yapısı genellikle turizme dayalıdır.Birinci derecede turizm alanı olduğundan kıyı boyunca çeşitli turistik tesisler yer almaktadır.Beş aileden birinin pansiyon veya otel gibi turizm kaynaklı uğraştıkları bılınmektedir.Yabancı sermaye ve yerli yatırımcılar turızme hitap edebilecek kapasitededir.Narenciye dalında başlıca ürünleri:Portakal,limon.mandalina ve çok meşhur ekşi narı sayabiliriz.

KÜLTÜREL DEĞERLER
Kemer ilçesi Kültür bakımdan çok zengin bir ilçedir.Kemer ilçesinde Kemer belediyesinin bünyesinde bulunan bir Tiyatro salonu bulunmaktadır.Ayrıca şehir merkezin içinde bir Kütüphanesi bulunmaktadır.Kemer’de her yıl Kemer Belediyesi tarafından düzenlenen ’Kemer Karnavalı’ Haziranın ikinci haftasında düzenlenmektedir.Bundan başka bir kültür merkezi,fuar,el sanatlar,halk inanışları,halk müziği ve halk edebiyatı değerler bulunmaktadır.
TURİZM
Kemer ilçesi turizm bakımdan çok zengindir.Turizm ilçede son zamanlarda önemli gelişmeler göstermiştir.Turizm amaçlı yatırımlar sayesinde Antalya İl’in yatak kapasitesi bakımdan önemli bır kısmını teşkıl eder.Kemer aynı zamanda modern bir kentleşmesinde örneğidir.Kemerde başta gelen çekiciklerinden birisi doğal güzeliğidir.Deniz,orman ve dağlar bır noktada bırleşmektedir.Örneğin deniz dalgaların çam ağaçlarına kadar uzanması ve çam ağaçların plajlarına gölgelık olarak kulanılması oldukça cazip gelmektedır.Denizin beraklığı,ormanın yeşiliği Kemer’dekı başka güzellıktır.Yakında tarihi yer olarak,Phaselis,Olımpos,gibi antik bölgelerın de bulunması başka bir çekicilıktır.Buralara karadan ve denız yoluyla ulaşmak mümkündür.Ayrıca yöredeki diğer çekıcıklerınde mağaralardır.Bu Mağaralar Beldıbı Mağarası Antalya’nın 27 km güneybatısında deniz kenarındadır.Burada tarih öncesı çağlara aıt kalıntılar bulunmuştur.Kemerde müze olarak yat lımanın arka tarafında bulunan ‘Yörük Çadırları’müzesı vardır.Yörüklerın yaşantısını anlatan bu müze görülmeye değer bır yerdır
Kıbrıs
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Kıbrıs

Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, üç kıtanın ticaret yollarının kesiştiği Doğu Akdeniz’de yer almaktadır. Adanın toplam yüzölçümü 9,251 kilometre kare olup, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yüzölçümü 3,242 kilometre karedir. Kıbrıs adasının en yakın komşusu, 65 km kuzeyinde yer alan Türkiye’dir. Ada ayrıca, Suriye’nin 100 km batısında, Mısır’ın da 420 km kuzeyinde yer almaktadır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 2005 yılı tahminine göre toplam nüfusu 220,289’dur. Nüfusun, 104,419’u kadın ve 115,870’i de erkektir. 2005 yılı nüfus tahminine göre kilometre kare başına nüfus yoğunluğu 67.9’dur.
Başkent Lefkoşa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en büyük kentidir. Deniz kıyısında yer alan, Gazimağusa ve Girne de diğer önemli kentlerdir. Güzelyurt ve Lefke ise geniş narenciye bahçeleri ile ünlü iki şehirdir.

İklim
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tipik Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü, yazların sıcak ve kurak, kışların ılık geçtiği bir ülkedir. Yağışların büyük bölümü Kasım – Mart döneminde düşmektedir. En soğuk ay olan Ocak’ta en düşük ve en yüksek hava sıcaklıkları ortalama 6ºC ve 16ºC’dir.En sıcak ay olan Ağustos’ta ise en düşük ve en yüksek hava sıcaklıkları ortalama 21ºC ve 35ºC dolaylarında olmaktadır.
Politik Sistem
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde çok partili demokrasi uygulanmaktadır. Cumhurbaşkanı, devletin başıdır ve beş yılda bir genel seçim ile seçilmektedir. Yasama yetkisi 50 üyeli Cumhuriyet Meclisi tarafından yürütülmektedir. Ülkede yürütme yetkisi ise, Cumhurbaşkanı tarafından atanan, Başbakan’ın yönetiminde oluşturulan Bakanlar Kurulu’na verilmiştir. Milletvekilliği genel seçimleri beş yılda bir yapılmaktadır.
Para ve Banka
KKTC’nde resmi para birimi Yeni Türk Lirası’dır (YTL). Gerçek ve tüzel kişilerin döviz bulundurması, dövizle tasarruf yapması, dövizi bir mübadele aracı olarak kullanması ve ödeme emri ve akitlerindeki rakamları döviz ile ifade etmesi serbesttir
Kuşadası
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Kuşadası Hakkında
Kuşadası

Eskiden Menderes vadisinin iskeleleri Ayasuluğ (Efes-Selçuk) ve Balat’tı(Milet). Ancak her iki limandan da deniz çekilince bölgede yeni bir iskele kurulması gerekti. Bu olay, Kuşadası’nın bulunduğu yerde gerçekleşti.Ticaret daha çok Venedik ve Cenova’lıların elinde olduğu için bu yeni iskele ,İtalyanca bir adla,”Scala Nuova” adıyla anıldı.Burası, konsoloslukları, ambarları ve tüccarları ile adeta bir tüccarlar kolonisi idi. Müslüman Türkler önceleri,daha çok, Kuşadası’ndan beş kilometre kadar içeride,bugün Atatürk yolu diye adlandırılan yolun üzerinde, Pilavtepe eteklerindeki Andızkule denilen yerleşim yerinde oturmayı tercih ediyorlardı.
Kuşadası kenti, bugünkü yapısına aşağı yukarı 17.yy başında kavuşmaya başladı. Sultan Ahmet 1. ve Sultan Osman 2. zamanında iki kez sadrazam olan Öküz Mehmet Paşa isimli bir Osmanlı veziri, Kuşadası kentini surlarla çevirtti. Ayrıca bir han, hamam ve camiyi de içeren bir külliye inşa ettirdi. Kente bir su şebekesi kurdurdu ve yeni su getirtti. O zaman surlar içinde kalan Kuşadası, Dağ ve Camiikebir Mahalleri olmak üzere iki büyük mahalleden oluşuyordu.

Camiikebir Mahallesi, düzlükte kurulduğu için dar ama birbirini dik olarak kesen sokaklardan oluşuyordu. Sokaklar arasındaki ev grupları, sırt sırta iki evi alacak genişlikteydi. Kuşadası’nda evler, genellikle sokak üzerindedir ve arka taraflarında da birer avluları bulunmaktadır.
Dağ Mahallesinde evler ve bahçeler basamaklar halinde olduklarından birbirinin manzarasını engellemezler. Antik Efes kentindeki ünlü teras evler gibi kademeli sıralanmışlardır.Bu evler tipik Osmanlı evi görünümündedirler. Çoğunun geniş saçakları ve bağdadi çıkıntıları bulunmaktadır. Genellikle klasik kiremit çatıyla kaplanmışlardır.
Bugün, eski Osmanlı kentini çevreleyen surlardan da çok az iz kalmıştır. Bu kalıntıların başında kale kapısı gelmektedir. Kemerli bir geçide sahip kapı, üzerinde yükselen bir kule ile tamamlanmaktadır. Kapının iç köşesinde eski bir çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin tabanını antik bir lahit, yalağını ise yine antik bir kül lahdi teşkil etmektedir. Çeşme aynasında iki hayrat yazıtı bulunmaktadır. Bunlardan biri 19.yy dan kalma Arap harfli, diğeri ise yakın tarihlerde kazınmıştır ve Latin harflidir.Bu haliyle çeşme, Kuşadası’nın geçmişini anlatır gibidir.

Kent genişledikçe yukarıda anılan iki mahalleye, Hacı Feyzullah, Alaca Mescit, Camii Atik,Türkmen Mahalleleri de eklenmiştir. 1960’lı yıllarda büyük bir turizm potansiyeline sahip olduğu keşfedilmiş; şehir bundan sonra hızlı bir gelişme göstermiştir. Özellikle son yıllarda, gerek kent içinde, gerekse civarda otel, motel, kamping, tatil köyü gibi pek çok dinlenme tesisi ve yazlık villalar yapıldı. Bu arada birde yat limanı inşa edildi ve liman tesisleri de genişletildi.
Kuşadası, bugün Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biridir. Bunun nedenlerini değerlendirirken, zengin tarihi çevrenin ve eşsiz planların varlığının yanısıra, bölgenin iklim koşullarını da belirmemiz gerekmektedir. Kuşadası, hemen önünde başlayan kumsal kıyıları ile her şeyden önce bir plaj merkezidir.
Tusan, Akyar, Otuzbir, Kadınlar Denizi, Aslan burnu, Karaova, Güzelçamlı, Büyük ve Küçük Kalamaki, İlyas Ağa, Dipburun, Tavşanburnu plajları gibi temiz kumsallar kuzey ve güneye doğru kilometrelerce uzar gider. Kumsal şeritlerinin toplam uzunluğu 20 kilometrenin üzerindedir. Geniş kumsalların yanısıra derinlikten hoşlananlar için, dalmaya elverişli kayalık koylar da Kuşadası’ndadır
Fethiye
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Fethiye Hakkında
Fethiye

Her kent, her deniz bir renkle anılsaydı Fethiye’ye türkuaz yakışırdı. Türkuaz yeşile çalan mavi demek ve Türk’ten üretilmiş, Türk çinilerinin mavisinden. İşte mavinin bu en güzel tonu gelip Fethiye’de Ölüdeniz’e oturmuş.
Akşamüstü, günbatımına doğru doğa harikası Ölüdeniz’de, başka hiç bir denizde göremeyeceğiniz türkuazı yakalayacaksınız. Mavi desen mavi değil, yeşil desen yeşil değil ama hem mavi, hem yeşil. Anlatması zor. İyisi mi siz gidip kendiniz görün de vurgun yemiş gibi olun!
Fethiye’ye varıp da kalacağınız yere yerleştiniz mi, önce bir çarşısını dolaşın. Oldukça iyi korunmuş, yapılaşmanın kontrol altında tutulduğu, daracık sokakları gölgeli, küçücük meydanlarıyla sevimli çarşısını dolaştınız mı kendinizi artık Fethiyeli hissedeceksiniz. Yabancılığınızı unutacaksınız da yıllardır burada yaşıyormuşsunuz gibi bir duygu saracak içinizi. Akşam olunca çarşının rengi ve havası değişiverir. Lokantaların, barların zamanıdır artık.
Balıklar ızgarada cızırdamaya ve ortalığı hafiften bir anason kokusu sarmaya başlamıştır. Gündüzün sıcağı da geride kalmış, akşamın serinliği egemen olmuştur. Fethiye çevresini öyle birkaç günde dolaşmak kolay değildir. Tatil için her şey vardır. Tarih, kültür, plaj, su sporları, Türkiye’nin en iyi yamaç paraşütü alanı, Türkiye’nin en etkileyici ören yerleri, en iyi koyları, mutfak ve alışveriş.

Fethiye dışında, tatili bu denli dolu geçireceğiniz, her anından zevk alacağınız yerlerin sayısı azdır. Fethiye’yi sayfalara sığdırmak da zordur bu nedenle. Gelin başlayalım gezimize. Kent gezisi Antik çağda Telmessos kahinler kenti olarak ünlenmişti. Eski kent Telmessos Fethiye’nin sırtını dayadığı dağın yamaçlarından körfeze kadar uzanan geniş bir alanda kurulmuştu. Kalıntılar bugün de izlenebilir. Başınızı kaldırıp baktığınızda yamaçta Amintas Kral Mezarı’nı göreceksiniz. İon sitilinde ve tapınuk türündeki anıt mezarın cephesi iki sütunludur.
Soldaki sütunun orta kısmında “Herpamias oğlu Amintas” yazılı. İçeride üç taş peyke bulunmaktadır. Kentin içinde ve çevresinde pek çok lahit ve kaya mezarı göreceksiniz. Anıtsal lahit mezarlardan en önemlisi PTT yanındadır ve Likya dönemine aittir. Lahit, savaşçıları simgeleyen kabartmalarla bezenmiş. Şehrin güneyinde yükselen tepenin üzerindeki Telmessos akropolünde Aziz John Şovalyelerinin yaptığı sanılan bir kalenin kalıntıları var. Kale Osmanlı döneminde de kullanılmış.
Tepeye çıkanlar, sur kalıntıları, sarnıç ve tepenin doğu yüzünde küçük kaya mezarları görecekler. Telmessos’un amfi tiyatrosu, iskelenin hemen üzerinde sürdürülen kazılar sonucu ortaya çıkarıldı. Erken Roma döneminde inşa edilen, M.S 2. yy’da onarım geçiren tiyatronun 5.000 kişi kapasiteli olduğu ve Bizans döneminde Arena olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Şimdiki hali ile 1.500 kişinin kullanımına cevap veren Telmessos Tiyatrosunun onarımı için hazırlıklar sürüyor.
Fethiye’de Osmanlı dönemine ait eserler arasında 1791 yılında yapılan Eski Cami ve Fethiye Hamamı sayılabilir. Her iki eser de Paspatur Çarşısı’ndadır. 14 kubbeli ve 6 kemer üzerine kurulmuş hamam bugün de kullanılıyor. 2001 yılında açılan Fethiye Şehitler Anıtı, Kurtuluş Savaşı, Çanakkale savaşları, Kıbrıs ve Kore şehitleri anısına dikilmiş. Kaideyi çepeçevrre saran rölyefler bu savaşlarda şehit olan askerleri betimliyor
Didim
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Didim

Aydin sinirlari içinde yer alan Didim. Kusadasi’ndan 70 Bodrum’dan 110 km. uzaklikta önemli bir turizm merkezi. Güllük Körfezi’ni çevreleyen iki yarimadadan biri (digeri Bodrum yarimadasi) üzerinde yer alan Didim, 53 kilometrelik sahil seridinin üzerinde hemen hepsi kumsal olan onlarca koya sahip. Bu koylar içinde kuskusuz en önemlisi, oteller bölgesinin hemen önünde uzanan, Ege’nin dünyaca ünlü plajlarindan biri olan Altinkum.
Didim oldukça sicak bir iklim kusaginda almasina karsin, düsük nem orani yazin bunaltici sicaklardan sikayet edenler için iyi bir seçenek olusturuyor. Yöredeki 200′e yakin turistik tesis her zevke ve keseye hitap edebilecek çesitlilikte. Ev pansiyonlarindan otellere, kamp yerlerinden tatil köylerine uzanan genis bir yelpaze içinde pek çok konaklama seçenegi var.
Zamaninizi tertemiz kiyi seridinde denize girerek, büyülü Ege maviliklerinde tekne gezisine çikarak, su sporlari yaparak ya da yöredeki tarihi ve turistik yerlere düzenlenen günlük turlara katilarak degerlendirebilirsiniz. Tarihi yerlerin basinda Apollon Tapinagi geliyor. Apollon antik dünyanin en büyük üçüncü tapinagi olmasinin yaninda, dünyanin yedi harikasindan biri olan Artemis Tapinagi’nin mimari ikizi.

Didim, konumundan dolayi büyük bir avantaja sahip. Ege’nin, dolayisiyla antik dünyanin pek çok yerlesim yeri, günlük turlarla gidilip gezilebilecek uzaklikta. Örnegin antik çagin filozoflar kenti Milet, Didim’e sadece 20 km. mesafede. Bu çagin yedi bilgesinden biri olan Tales, dünyanin ilk haritasini yapan Anaksimandros, filozof ve tarihçi Hekaitos, sehir plancisi ve mimar Hippodamos Milet’te yasamis.
Kuruldugunda deniz kenarinda olan kent, Büyük Menderes nehrinin tasidigi alüvyonlar yüzünden bugün ovanin ortasinda kaliyor. Menderes Nehri’nin bir baska “eseri” de Didim’e 30 km uzakliktaki Bafa Gölü. Bafa, eskiden Ege Denizi’nin bir koyu iken, irmagin tasidigi alüvyonlarla denizle iliskisi kesilerek göle dönüsmüs. Didim’den 15 km. uzaklikta ise mavi ile yesilin kucaklastigi sirin tatil beldesi Akbük bulunuyor.
Bizans döneminde psikoposluk merkezi olan antik kent Priene, ilginç tas evleriyle eski Rum köyü Doganbey, doga cenneti Karina, bir baska doga cenneti Kaziklikoyu, Dilek Yarimadasi Milli Parki_ Didim’in güzellikleri saymakla bitmez
Çeşme
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Çeşme

Çeşme, şifalı sıcak suları, olağanüstü sayılabilecek kalitede kumun, güneşin ve berraklığın kucaklaştığı şirin bir tatil beldesidir.Çeşme İzmir’in 94 km. batısında, kendi adını taşıyan yarımadanın en ucunda kurulmuştur. Gemiciler tarafından küçük liman diye adlandırılmıştır.
Zamanla çoğalan ve buz gibi suların aktığı çeşmelerinden dolayı da yöreye Çeşme denilmiştir. 15 km. kuzeyindeki İon kenti Erythrai’ nin limanı olan Çeşme’nin doğusunda, Kalemburnunda İ.Ö.1000 yıllarında küçük bir yerleşim alanı olduğu bilinmektedir. Çeşme-Ildırı köyünde ortaya çıkarılan Erythrai Antik Kenti ile Çeşme kentinde Osmanlı Döneminden kalan Kale, Kervansaray, çok sayıda çeşme ve tarihi kent dokusundaki sivil mimarlık örnekleri yörenin arkeolojik ve tarihi kaynaklarını oluşturan yapıtlardır. Şehrin ortasındaki tepe bugün kalıntıları görülen Akropolde yapılan kazılarda Athena Pallas tapınağına adak olarak sunulmuş heykelcikler bulunmuştur.
Buluntular içinde en önemlisi, Arkaik devirden kalma bir kadın heykeli İzmir Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Tarihçe: İlk çağda Cyssus adıyla bilinen Çeşme, Anadolu’nun Batı kıyısında MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İon kentinden biri olan Erythrai (Eritre)’nin Ildırı İskelesiydi. Erythrai, M.Ö. 6. yüzyılda oldukça geniş ve önemli bir yerleşim merkezi durumundaydı. Son derece koruyucu bir limana sahip olan Erythrai Mısır, Kıbrıs ve batı ülkeleri ile ilişki kurmuş ve ticaretini geliştirmiştir.. Lidya ve Pers egemenliğinden sonra Roma ve Bizans hakimiyetinde kalmıştır. Çeşme, Selçuklu, Osmanlı, Aydınoğulları ve tekrar Osmanlı Dönemlerini sırasıyla yaşamıştır.

İklim: Akdeniz iklimi yaşanır. Son derece sıcak ve kuzeyden esen rüzgarlara açıktır.
ULAŞIM
Karayolu: İzmir`e 77 Km`lik dar bir asfalt, 80 Km`lik otoyol olmak üzere iki yolla bağlanan Çeşme`nin ulaşım merkezi İzmir`dir. Kara, hava ve deniz yoluyla gelen turistler önce İzmir`e Çeşme ve Ildırı`ya çalışan otobüslerle turizm mevsiminin en kalabalık günlerinde dahi ihtiyacı rahatlıkla karşılar. Çeşme ilçe merkezi, otobüs ve minibüslerin son durağıdır. Çiftlik, Dalyan, Alaçatı, Reisdere, Ovacık ve diğer plajlara minibüs ile belediye otobüsleri çalışmaktadır.
Denizyolu: Çeşme-Sakız Adası arasında feribot seferleri düzenlenmektedir. Yunanistan`dan Çeşme`ye deniz yoluyla giriş yapan turistler Sakız Adası (Chios) Çeşme arasında çalışan Türk ve Yunan feribotlarıyla taşınır. Ada ile Çeşme arası bir saattir. Ayrıca Türkiye`den çıkış yapacak turistler Çeşme`den İtalya`nın Bari, Brindisi Limanlarına yolcu taşımacılığı mevcuttur. İzmir-Çeşme-Kuşadası-Yunanistan ve İtalya seferi yapan feribotlar da limana uğramaktadırlar
Antalya
19 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori TatiL YerLeri
Antalya Hakkında
Antalya

Tarihçe : “Attalos Yurdu” anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Bergama Krallığı’nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77’de Komutan Servilius Isauricus tarafından Roma topraklarına katılmıştır. M.Ö. 67’de Pompeius’un donanmasına üs olmuştur. M.S. 130’da Hadrianus’un Attaleia’yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan ismi görülen Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Modern şehir, antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur. Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı Antalya’nın en güzel antik eserlerinden biridir.

Antalya şehri ve çevresine antik çağda, “çok verimli” anlamına gelen Pamphylia, Batı kesimine ise Lykia denirdi. Milattan önce VIII. yüzyıldan itibaren buraya Ege denizinin Batı kıyılarından göçenler; Aspendos ve Side gibi şehirleri kurmuşlardır. II. yüzyıl ortalarında hüküm süren Bergama Kralı II. Attalos, Side’yi kuşatmıştı. Antalya’nın yaklaşık 75 km. doğusundaki Side’yi alamayan kral, şimdiki il merkezinin olduğu yere gelerek bir şehir kurdu. Buraya onun adı verilerek Attaleia dendi. Zaman içinde Atalia, Adalya diyenler oldu. Antalya, onun adından gelmektedir.
Yapılan arkeolojik kazılarda Antalya ve bölgesinde, günümüzden 40 bin yıl önce insanların yaşadığı ispat edilmiştir. Milattan önce 2000 yılından bu yana bölge, sırasıyla; Hitit, Pamphylia, Lykia, Kilikya gibi kent devletlerinin ve Pers, Büyük İskender ile onun devamı sayılan Antigonos, Ptolemais, Selevkos, Bergama Krallığı’nın idaresine girmiştir. Daha sonra Roma Devleti, hüküm sürmüştür. Antalya’nın antik çağdaki adı Pamphylia idi ve burada kurulan şehirler bilhassa II. ve III. yüzyılda altın çağını yaşadı. V. yüzyıla doğru da eski ihtişamını kaybetti.
Yöre Doğu Roma ya da Türkiye’de tanınan adıyla Bizanslıların hâkimiyeti altındayken, 1207’de Selçuklular tarafından Türk topraklarına katıldı. Anadolu Beylikleri devrinde ise Teke Aşiretinin bir kolu olan Hamitoğulları’nın egemenliğine girdi. Teke Türkmenleri, Türklerin eski yurdu bugünkü Türkmenistan’da da nüfus olarak en büyük boylardan biridir. XI. yüzyılda bir kısmı buraya gelmiştir. Bugün Antalya’nın kuzeyi ile Isparta ve Burdur’un bir kısmı olan Göller Bölgesinin, bir adı da Teke yöresidir. Osmanlılar zamanında Anadolu eyaletine bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki Antalya il merkeziydi. O yıllarda buraya Teke sancağı denirdi. İlin şimdiki adı ise aslında antik çağdaki adının biraz değişmiş şeklidir ve Cumhuriyet döneminde verilmiştir.
XVII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya’ya gelen ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, kale içinde dört mahalle ve üç bin ev, kale dışında 24 mahallesi olduğunu belirtir. Şehrin çarşısı ise kale dışındaymış. Evliya Çelebi’ye göre limanı, 200 parçalık gemi alacak büyüklüktedir. İdarî bakımdan Konya’ya bağlı Teke Sancağı’nın merkezi olan Antalya, Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında bağımsız sancak haline getirildi.
Kaleiçi ; büyük bir bölümü yıkılmış ve yok olmuş at nalı şeklinde içten ve dıştan surlarla çevrilidir. Surlar, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri ortak eseridir. Surların 80 burcu vardır. Surların içinde kiremit çatılı 3.000 kadar ev bulunmaktadır. Evlerin karakteristik yapıları Antalya’nın sadece mimari tarihi hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki yaşam tarzını, gelenek ve görenekleri en iyi şekilde yansıtır. 1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti, özgün dokusu nedeniyle “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu” tarafından “SİT bölgesi” olarak koruma altına alınmıştır. Turizm Bakanlığı’na “Antalya- Kaleiçi Kompleksi” restorasyon çalışmasından dolayı, 28 Nisan 1984’de FİJET (Uluslararası Turizm Yazarları Birliği) tarafından Altın Elma Turizm Oskarı ödülü verilmiştir. Günümüzde Kaleiçi otelleri, pansiyonları, restoranları ve barları ile eğlence merkezi haline gelmiştir.
Eski Antalya Evleri : Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya’da eski evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve avlular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurulmuştur.
Yivli Minare: Antalya’nın ilk Türk yapısıdır. Merkezde liman yakınındadır. Üzerindeki yazıta göre Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’ın
yönetimi zamanında (1219-1236) inşa edilmiştir. Tuğla ile örülen gövdesi, sekiz yarım silindirden oluşur. Bu minarenin bitişiğinde bir cami varsa da yıkılmış olmalıdır. Çünkü Minarenin yanındaki Cami daha geç devre, 1372 yılına aittir. Bir Türk Beyliği olan Hamitoğulları zamanında, Tavaşi Balaban adlı bir mimar tarafından yapılmıştır.
Ulu Cami: Kesik Minare adıyla da bilinir. Aslında bir Bazilika olarak V. yüzyılda inşa edilmiştir. İlk eserden çok az bölüm ayakta kalmış, Bizans döneminde değişikliklere uğramıştır. Eser, Osmanlılar zamanında tamir görmüş, bir kısmı Mevlevihane olarak kullanılmış, sonra cami olarak hizmete açılmıştır.
Karatay Medresesi: İl merkezindeki önemli Türk İslâm yapılarından olup XIII. yüzyıl ortasında inşa edilmiştir.
Evdir Han: 20. yüzyıl başlarına kadar ulaşım at ve develerle sağlanır, ticaret malları da bu hayvanlarla nakledilirdi. Kervanlar yollarda, “Han” ve kervansaraylarda konaklardı. İşte Evdir Han da bunlardan biridir. Antalya’dan kuzeye giden yol üstündedir. Bugünkü Antalya-Korkuteli kara yolunun 1 km. doğusunda ve il merkezine 18 km. uzaklıktadır. En fazla dikkati çeken kısmı sivri kemerli portalıdır. XIII. yüzyılın başlarında yapılmış bir Selçuklu eseridir.
Kırkgöz Han: Antalya – Afyon eski yolundaki ikinci durak yeri Kırkgöz Han’dır. Kırkgöz Han Antalya’ya 30 km. uzaklıkta bulunan Kırkgöz’de, Pınarbaşı mevkiindedir. Çok sağlam bir durumdadır.
Düden Şelâleleri: Antalya il merkezinin yaklaşık 10 km. kuzeydoğusundaki bu şelâle, şehri simgeleyen tabiat güzelliklerindendir. 20 metre yükseklikten dökülür. Ana kaynağı Kırkgöz mevkisidir. Aşağı Düden Şelâlesi ise Lâra Plajı yolundadır. Kent merkezinin güneydoğusunda, 40 metre yükseklikteki falezlerden denize dökülür. Antalya’nın simgeleşmiş tabiat güzelliklerindendir.
Kurşunlu Şelâlesi: İl merkezinin doğusundaki Alanya yolunun 24. km’sindeki sapaktan Isparta yoluna girildikten 7 km. sonra ulaşılabilir. Bu tabiat harikası da en çok ziyaret edilen yerlerden biridir. Şelâle bir masal diyarından çıkıp gelmiş gibidir. Yemyeşil derin bir vadinin içindedir. Bütün çevresi yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle gezilebilir. Yer yer gölcüklerin oluştuğu sularda çok sayıda balık yaşamaktadır. Aynı zamanda zengin faunası ile dikkat çeker. Düden, Kurşunlu ve Manavgat Şelâleleri, birçok Türk filminde mekân olarak kullanılmıştır. Hepsine de otobüsle rahatlıkla gidilebilir.
Lâra – Konyaaltı Plajı: Antalya il merkezinin 10 km. kadar doğusundaki doğa harikası Lâra Plajı ile Antalya merkezinin batı kıyısındaki Konyaaltı Plajı şehrin en güzel kıyılarıdır.
Perge: Antalya 18 km doğusunda, Aksu Bucağı yakınındadır. Kilikya – Pisidia ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir. Kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (Milattan Önce VII yüzyıl). Perge, Hıristiyanlar için önemli bir kent idi. Aziz Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi zenginler buraya önemli anıtlar kazandırmışlardır. İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge’de; Tiyatro, Stadyum, Sütunlu Cadde, Agora’dan oluşan şehir kalıntıları bulunmuştur.
Karain Mağarası: Antalya’nın 27 km. kuzeybatısında, Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağarasında bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir. Bu mağara, görülmesi gereken yerlerdendir.
Ariassos: Antalya-Burdur otoyolunun 48. kilometresinde, sola dönülen bir sapaktan 1 km. içerdedir. Bir dağın yamacında kurulmuş olup, hamamları, kaya mezarları açısından görülmeye değerdir. Ariassos kentine girilen vadinin başlangıcında kentin en görkemli kalıntısı olan giriş kapısı yükselir. Roma devrinden kalma bu anıt, 3 kemerli ve dolayısıyla 3 girişli olduğu için, yöre halkınca “Üç kapı” diye anılır. Kentin şaşırtıcı bir özelliği, dörtte üçünün, olağanüstü gösterişli anıtsal mezarlar olan nekropolis kalıntısı olmasıdır.
Hayat Tarzı : Antalya ve çevresinde, asırlardır süzülen iki hayat tarzının da mirası vardır. Türkler buraya ilk geldiklerinde yerleşik düzene hemen uymuşlar; köy, kasaba ve şehirler kurmuşlardır. Nüfusun bir kesimi ise Türklerin Anadolu’ya gelmesinden önce olduğu gibi konargöçer hayatı sürdürmüştür. Yarı yerleşik demek olan bu hayat tarzına göre, birbirine akraba en az 15–20 aile, bazen de yüzlerle ifade edilen sayıdaki aileler; kıl çadırlarda yaşar, yazın dağlara çıkar, kışın ise kışlak denen sıcak ovalara inerlerdi. Deve, koyun gibi hayvanları yetiştirir bunlardan ürettikleri ürünleri, yerleşik halkın ürünleriyle değişerek ya da satarak geçinirlerdi. Et, süt, yağ üretirler, kıl çadır ve doğal kökboyalı kilim dokurlardı. Kışlaklarda dar alanlara tahıl, sebze ekenler bile olurdu. Hatta Osmanlı ordusuna at yetiştiren büyük konargöçer grupları (aşiret, oymak) vardı.
Bugün Avrupa’nın en önemli müzelerini süsleyen Türk kilimleri, bu insanların el emeği göz nurudur. Günümüzdeki halk müziği kültürünün çok büyük bir kısmı konargöçerlerden mirastır. Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Türk halk şiiri ve müziğinin en büyük ozanları, bu kültürün temsilcileridir. Eskiden beri kırsal kesimdeki köylerde yerleşik hayatı sürdürenler kendilerini, “yerli, köylü” gibi tabirlerle nitelerken, Yörüklerin topluca yerleştiği bir köye gitseniz “Burası Yörük köyü” derler Türkiye’nin hemen her tarafında bu tür nitelemeleri duyabilirsiniz. Ancak insanlar eskilere uzanan bu hayat farkını bu şekilde vurgulasa da, hepsi aynı köke sahiptir ve Türk’tür. Aslı birbirlerine farklı gözle bakmazlar ve bunu bir zenginlik olarak görürler.
Bugün Türkiye, çağdaş modern hayata en iyi uyum sağlayan, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ülkelerden biridir. Ama hem nostaljik hem de kültürel değeri olan, binlerce yıldır devam eden hayatı sürdüren, birkaç küçük konargöçer grubu kalmıştır günümüzde. Sayıları da birkaç yüz kişiyi geçmez. Hazin bir biçimde, o hayat tarzından sadece develer kalmıştır. Yolunuz düşerse yaz aylarında Belek, Manavgat ve Alanya’da süslenmiş, çanlı çıngırdaklı turist taşıyan develer görürsünüz. İşte o günlerden hatıradır bu develer. Ayrıca Kemer’de ve Antalya Kumluca yolunda yine yerli yabancı turistlere hizmet veren Yörük çadırları görürsünüz. Yarı müze görünümündeki bu çadırlarda Yörüklere has ayran ve gözleme yiyebilirsiniz. Antalya’nın yerli halkı bugün bile imkân bulduğunda yazın Gömbe, Sütleğen, Alanya gibi yaylalara çıkar. Bu gelenek, atalarından kalan bir hatıradır. Alanya gibi bazı ilçelerde kışın Toros dağlarında kuyularda saklanan karların, Ağustos ayında dağdan indirilerek ilçe merkezine getirildiğini, şerbet haline getirilerek seyyar satıcılar tarafından satıldığını görürsünüz. Bu da yine Yörüklerin eski geleneklerinden sadece biridir.
Yerel Yemekler : Yörüklerin beslenme tarzının temelini, hayvancılık ve buğdaydan elde edilen besinler belirler. Kıyı şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere gidildikçe buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır. Antalya’da dünya mutfaklarının tamamına turistik otel ve lokantalarında bulmak mümkündür. Ama yöreye has yerel yemekler şunlardır: Saç kavurması, Tandır kebabı, Kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla haşlaması), Domates civesi, Hibeş, Arapaşı
İklimi: Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Antalya’da, kışlar ılıman ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.
Ulaşımı: Karayolu, havayolu ve denizyolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Antalya havalimanı uluslararası hava trafiğine açıkt



