Esmâ-Ül Husnâ
03 Mayıs 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Esmâ-Ül Hüsnâ, Allah’ın güzel isimleri demektir.
Bir âyet-i kerîmede:
“En güzel isimler O’nundur (Allah’ındır)” (el-Haşr, 24) buyurulmaktadır.
Diğer bir âyette de; en güzel isimlerin Allah’a ait olduğu belirtildikten sonra, bu isimlerle dua edilmesi tavsiye olunmaktadır (el-A’râf, 180).
Allah’ın isimleri tevkifîdir. Yâni, Allah hakkında ancak âyet ve hadîslerde zikri geçen ve söylenmesine izin verilmiş olan isimler kullanılabilir. Rastgele isim izafe edilemez.
Esmâ-Ül Husnâ ile ilgili olarak Buhârî ve Müslim’de:
“Allah’ın 99 ismi vardır. Kim bunları ezberlerse (îman eder ve ezbere sayarsa) Cennete girer” buyurulmuştur.
Tirmizî, İbn-i Hibban ve Hâkim’in bu konudaki rivâyeti ise, şöyledir:
“Kim bunları (Esmâ-Ül Husnâ’yı) mânâlarını anlayarak sayar, bunlarla Allah’ı zikrederse Cennete girer.”
Şâh-ı Nakşıbend Hz.leri bu hadîsle ilgili olarak buyurur ki:
“Bu hadîs-i şerîfteki Ahsâ kelimesinin bir mânası, saymaktır. Diğer bir mânası ise, bu ism-i şerîfleri öğrenip bilmektir. Bir mânası da, bu esmâ-ül şerîfin mûcibince amel etmektir. Meselâ: Rezzâk ismini söylediği zaman, rızkı için asla endişe etmemeli. Mütekebbir ismini söyleyince, Allahü Teâlâ’nın azametini ve kibriyâsını düşünmelidir.”
Hadîslerde zikri geçen 99 isim şunlardır:
–
ALLAH
Bu ism-i şerif, Cenâb-ı Hakk’ın has ismidir. Bu itibarla diğer isimlerin ifade ettiği bütün güzel vasıfları ve İlâhî sıfatları içine alır. Diğer isimler ise, yalnız kendi mânalarına delâlet ederler. Bu bakımdan Allah isminin yerini hiçbir isim tutamaz.
Bu isim, Allah’tan başkasına ne hakikaten ve ne de mecazen verilemez. Diğer isimlerin ise, Allah’tan başkasına isim olarak verilmesinde bir mahzur yoktur. İnsanlara Kadir, Celâl ismini vermek gibi. Yalnız bu isimlerin başına, insanlara izafe edildiklerinde, “kul” mânâsına gelen “abd” kelimesinin ilâvesi güzeldir. Abdülkadir ismi gibi…
er-RAHMÂN
Ezel’de bütün yaradılmışlar hakkında hayır ve rahmet irade buyuran;
Sevdiğini, sevmediğini ayırdetmiyerek bütün mahlûkatını sayısız nimetlere garkeden…
Hayatları için lüzumlu olan bütün rızıkları veren…
er-RAHÎM
Pek ziyade merhamet edici;
Verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedî nimetler vermek suretiyle mükâfatlandırıcı…
Rahmân ism-i şerîfinden Allah Teâlâ’nın ezelde bütün mahlûkatı için hayır ve rahmet irade buyurduğu anlaşılır. Rahîm ism-i şerîfi ise, mahlûkatı arasında irade sahipleri, hususan mü’minler için rahmet-i İlâhiyyenin tecellisini ifade eder.
el-MELİK
Bütün mahlûkatın hakikî sâhibi ve mutlak hükümdârı…
Allah’ın, ne zâtında ve ne de sıfatında hiçbir varlığa ihtiyacı yoktur. Bilâkis herşey zâtında, sıfâtında, varlığında ve varlığının devamında O’na muhtaçtır. Bütün kâinatın hakikî sâhibi, mutlak hükümdârıdır.
el-KUDDÛS
Hatâdan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz…
Allah, hissin idrâk ettiği, hayâlin tasavvur ettiği, vehmin tahayyül ettiği, fikrin tasarladığı her vasıftan münezzeh ve müberradır. O hatâdan, gafletten, acizden ve her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz olandır. Bu bakımdan her türlü takdîse lâyıktır.
İnsan su’-i ihtiyârı karışmadığı müddetçe kâinatta fıtrî olarak bulunan umumî temizlik hakikatı da, Cenâb-ı Hakk’ın KUDDÛS isminin tecellîsidir.
es-SELÂM
Her çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan;
Her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran;
Cennet’teki bahtiyar kullarına selâm eden…
Bu ism-i şerif, Kuddûs ismi ile yakın bir mânâ ifade etmekte ise de Selâm ismi, daha ziyade istikbale aittir. Yani, Cenâb-ı Hakk’ın gerek zâtı, gerek sıfatı ileride en ufak bir tegayyüre, bir değişikliğe, bir za’fa uğramaktan münezzehtir. O, ezelde nasılsa ebedde de öyledir.
el-MÜ’MİN
Gönüllerde îman ışığı yakan, uyandıran;
Kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlandıran…
Allah Teâlâ, kalblere îman ve hidâyet bağışlayarak oralardan şübhe ve tereddüdleri kaldırmıştır.
Kendine sığınanlara aman verip korumuş, emniyetle rahatlandırmıştır.
el-MÜHEYMİN
Gözetici ve koruyucu…
Allah, yarattığı mahlûkatının amellerini, rızıklarını, ecellerini bilip muhafaza eder. Bütün varlığı görüp gözeten, yetiştirip varacağı noktaya ulaştıran ancak O’dur. Hiçbir zerre, hiçbir lâhza, Onun bu lûtuf ve âtıfetinden boş değildir.
el-AZÎZ
Mağlûb edilmesi mümkün olmayan galib.
Bu ism-i şerîf, kuvvet ve galebe mânâsına gelen İZZET kökünden gelir. Allah Teâlâ mutlak sûrette kuvvet ve galebe sâhibidir.
İzzet sıfatı, Kur’an’da birçok yerlerde azab âyetleri bahsinde gelmiştir. Fakat bu ism-i şerîfin yine birçok defa Hakîm ism-i şerîfi ile birleştiği görülür. Bunun mânası: Allah Teâlâ’nın kudreti galibdir, fakat hikmeti ile kötülerin cezasını te’hir eder, kötülük edip durmakta olan insanları cezalandırmakta acele etmez, demektir.
el-CEBBÂR
Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan;
Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan…
Bu ism-i şerif cebir maddesindendir. Cebir, “kırık kemiği sarıp bitiştirmek, eksiği bütünlemek” mânasına geldiği gibi, “icbar etmek”, yani, “zorla iş gördürmek” mânasına da gelir.
Bu mânaya göre Allah Teâlâ Cebbâr’dır. Yani, kırılanları onarır, eksikleri tamamlar, her türlü perişanlıkları düzeltir, yoluna kor.
Cebbâr’ın ikinci mânasına göre de; Allah Teâlâ kâinatın her noktasında ve her şey üzerinde dilediğini yaptırmağa muktedirdir. Hüküm ve iradesine karşı gelinmek ihtimali yoktur.
el-MÜTEKEBBİR
Her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren…
Büyüklük ve ululuk, ancak Allah’a mahsustur, varlığı ile yokluğu Allah’ın bir tek emrine ve iradesine bağlı bulunan kâinattan hiçbir mevcut, bu sıfatı takınamaz.
el-HÂLIK
Herşey’in varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri,
hâdiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan vâr eden…
Bu ism-i şerîfin mânasında iki husus vardır:
1. Bir şey’in nasıl olacağını tayin ve takdir etmek,
2. O takdire uygun olarak o şey’i îcad etmek.
el-BÂRİ’
Eşyayı ve her şey’in âzâ ve cihazlarını birbirine uygun bir halde yaratan…
Her şey’in vücudu mütenasib, yani, âzası, hayat cihazları ve aslî unsurları keyfiyet ve kemmiyet bakımından birbirine münasib olarak yaratıldığı gibi, hizmeti ve faydası da umumî âhenge uygun yaratılmıştır.
el-MUSAVVİR
Tasvîr eden, herşey’e bir şekil ve hususiyet veren…
Allah Teâlâ herşey’e bir sûret, bir özellik vermiştir. Herşey’in kendisine göre şekli, dıştan görünüşü vardır ki, başkalarına benzemez.
Meselâ: İnsanlar arasında tamamiyle birbirinin aynı iki insan yoktur.
Bundan daha garibi, parmak uçlarındaki çizgilerdir. Bu çizgiler, insanların sayısı kadar değişik gidiyor ve hiçbiri ötekine uymuyor. Şu halde insanın hiç taklit olunamayacak imzası, bastığı parmak izidir.
İşte bunlar, Allah Teâlâ’nın MUSAVVİR isminin tecellîleridir.
el-ĞAFFÂR
Mağfireti pek bol olan…
Gafr, örtmek ve sıyânet etmek (korumak) mânâsınadır. Allah mü’minlerin günahlarını örter. Dilediği kullarını da günahlardan sıyânet eder, korur. Bu, onlar için en büyük nimetlerden biridir.
el-KAHHÂR
Herşey’e, her istediğini yapacak surette galib ve hâkim…
Kahr, bir şey’e, onu hor ve hakîr kılacak veya mahv ve helâk edebilecek sûrette galib olmaktır. Allah Teâlâ Kahhâr’dır, her vechile üstün ve daima galibdir. Kuvvet ve kudretiyle her şey’i içinden ve dışından kuşatmıştır. Hiçbir şey O’nun bu ihâtasından dışarı çıkamaz. Ona karşı herşey’in boynu büküktür. Kahrına yerler, gökler dayanamaz. Kahr ile nice azıp sapmış ümmetleri ve milletleri mahv ve perişan etmiştir.
el-VEHHÂB
Çeşit çeşit nimetleri devamlı bağışlayıp duran…
Vehhâb kelimesi hibe kökünden gelmektedir. Hibe, “herhangi bir karşılık ve menfaat gözetmeden birine bir malı bağışlamak” mânasınadır. Vehhâb ise, “Her zaman, her yerde ve her şey’i çok çok ve bol bol veren ve karşılık beklemeyen” demektir.
er-REZZÂK
Yaratılmışlara, faydalanacakları şeyleri ihsân eden…
Rızık, Allah Teâlâ’nın bilhassa yaşayan mahlûkatına faydalanmalarını nasib ettiği her şeydir. Rızık yalnız yenilip içilecek şeylerden ibaret değildir. Kendisinden faydalanılan herşey’e rızık denir.
Maddî rızık, her türlü yiyecek ve içecek, giyilecek ve kullanılacak eşya, para, mücevher, çoluk-çocuk, vücudun çalışma kudreti, bilgi, mal-mülk, servet v.s. gibi şeylerdir.
Mânevî rızık ise, ruhun ve kalbin gıdası olan şeylerdir. Başta îman olmak üzere insanın mânevî hayatına ait bütün duygular ve o duyguların ihtiyacı olan şeyler, hep mânevî rızıktır.
el-FETTÂH
Her türlü müşkilleri açan ve kolaylaştıran…
Fettâh kelimesi, feth’den gelmektedir. Feth ise, “kapalı olan şey’i açmak” mânasınadır.
Kapalı bir şey’i açmak:
a. Maddî olur; bir kapıyı, bir kilidi açmak gibi.
b. Mânevî olur; kalbden tasaları, kederleri atıp gönlü açmak gibi.
Bitkilerin çiçek açması, tohum ve çekirdeklerin sünbül vermesi, rızık ve rahmet kapılarının açılması hep Fettâh ism-i şerifinin tecellîsindendir.
el-ALÎM
Her şey’i çok iyi bilen…
Allah, her şey’i tam mânasıyla bilir. Her şey’in, içini, dışını, inceliğini, açıklığını, önünü, sonunu, başlangıcını, bitimini çok iyi bilendir O. Olmuşları bildiği gibi, olacakları da aynı şekilde bilir. Onun için, olmuş – olacak, gizli – açık söz konusu değildir. Bunlar, insanlar hakkında geçerli olan mefhumlardır. İnsanların bilmesi nisbî ve ârızîdir. Allah’ın bilmesi ise, – bütün isim ve sıfatlarında olduğu gibi – zâtî’dir. Onun için O’nun bilmesinde dereceler bulunmaz.
el-KÂBID
Sıkan, daraltan…
el-BÂSIT
Açan, genişleten…
Bütün varlıklar Allah Teâlâ’nın kudret kabzasındadır. İstediği kulundan, ihsân ettiği servet ve sâmânı, evlâd ve iyâli, yahut hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir. O adam zenginken fakir olur, yahut evlâd acısına boğulur, yahut iç sıkıntısına, ıstırap ve huzursuzluk içine düşer.
İşte bu haller, Kâbıd isminin tecellileridir.
Allah, istediği kuluna da yepyeni bir hayat verir, neş’e verir, rızık bolluğu verir, bu da Bâsıt isminin tecelliyatıdır.
el-HÂFID
Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan…
Allah Teâlâ, istediği kulunu yukarıdan aşağı atıverir. Şan ve şeref sâhibi iken, rezîl ve rüsvây eder ve bu muamelesi çok defa, kendisini tanımıyan, emirlerini dinlemeyen âsiler, başkalarını beğenmiyen mütekebbirler ve hak, hukuk tanımayan zâlim zorbalar hakkında tecellî eder.
er-RÂFİ’
Yukarı kaldıran, yükselten…
Allah Teâlâ, istediği kulunu indirdiği gibi, istediği kulunu da yükseltir. Şan ve şeref verir. Bâzı gönülleri îman ve irfan ışığı ile parlatır, yüksek hakikatlardan haberdâr eder.
Allah’ın yükselttiği insanlar, çok defa melek huylu, tatlı dilli, insanların ayıplarını, kusurlarını örtüp eksiklerini tamamlayan; onlara malıyla, bedeniyle, bilgisiyle, nasihatiyle yardım eden nâzik, kibar insanlardır. Onlar bu istikametten ayrılmadıkça Allah da bu nimeti kendilerinden almaz.
el-MU’IZZ
İzzet veren, ağırlayan…
el-MÜZİLL
Zillete düşüren, hor ve hakîr eden…
İzzet ve zillet, birbirine zıd mânalardır. İzzet kelimesinde “şeref ve haysiyet”, Zillet kelimesinde ise “alçaklık” mânası vardır.
Bunlar hep Allah Teâlâ’nın, mahlûkatı üzerindeki tasarrufları cümlesindendir.
es-SEMİ’
İyi işiten…
Allah Teâlâ işitir. Kalblerimizdeki sözleri ve işitilmek şânından olan her şey’i işitir. Mesafeler, onun işitmesine perde olamaz. Birini işitmesi, ötekilerini işitmesine mâni olmaz. Her hâdiseyi aynı derece açık olarak işitir.
el-BASÎR
İyi gören…
Allah Teâlâ herkesin gizli açık yaptığını ve yapacağını görüp durmaktadır. Karanlıklar O’nun görmesine mâni olamaz. Karanlık gibi, yakınlık – uzaklık, büyüklük – küçüklük gibi insanların görmelerine engel olan şeyler de O’nun görmesine mâni olmaz.
el-HAKEM
Hükmeden, hakkı yerine getiren…
Allah Teâlâ Hâkim’dir, her şey’in hükmünü O verir ve hükmünü eksiksiz icra eder. Hâkimlerin hâkimliğine, hükümdarların hükümdarlığına hüküm veren de ancak O’dur. O’nun hükmü olmadan hiçbir şey, hiçbir hâdise meydana gelemediği gibi, O’nun hükmünü bozacak, geri bıraktıracak, infazına mâni olacak hiçbir kuvvet, hiçbir hükûmet, hiçbir makam da yoktur.
el-ADL
Tam adâletli…
Adalet, zulmün zıddıdır. Zulüm kelimesinde; incitme, can yakma mânası vardır. Zulmetmiyerek herkese hakkını vermek ve her şey’i akıl ve mantığa, hikmet ve maslahata uygun olarak yapmak da adalet demektir.
Allah Teâlâ Âdil’dir. Zâlimleri sevmez. Zâlimlerle düşüp kalkanları ve hattâ sadece uzaktan onlara imrenenleri ve sevenleri de sevmez.
el-LÂTÎF
En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri yapan;
İnce ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran…
Allah Teâlâ Lâtîf’dir. En ince şeyleri bilir. Çünkü onları yaratan O’dur. Nasıl yapıldığı bilinmiyen, gizli olan en ince şeyleri yapar.
el-HABÎR
Her şey’in iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan…
En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün eşya ve hâdiselerden Allah haberdardır. Onun haberi olmadan hiçbir hâdise cereyan etmez.
el-HALÎM
Hilm, suçluların cezasını vermeye gücü yetip dururken bunu yapmamak, onlar hakkında yumuşak davranmak ve cezalarını geriye bırakmaktır. Suçluyu cezalandırmağa iktidarı olmayana halîm denmez. Halîm, kudreti yettiği halde, bir hikmete binaen cezalandırmayana denir.
Allah Teâlâ Halîm’dir. Her günah işleyeni hemen cezalandırmaz. Hışım ve gazabda acele etmez, mühlet verir. Bu mühlet içinde yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri afveder. Israr edenler hakkında, hüküm artık kendisine kalmıştır.
el-AZÎM
Bütün büyüklüklerin sâhibi…
Azamet, büyüklük mânasınadır. Hakikî büyüklük Allah’a mahsustur. Yerde, gökte, bütün varlık içinde mutlak ve ekmel büyüklük, ancak O’nundur ve herşey O’nun büyüklüğüne şâhiddir. Bu sıfatta da Allah’a herhangi bir denk bulunması muhaldir.
el-ĞAFÛR
Mağfireti çok…
Allah Teâlâ’nın mağfireti çoktur. Bir kulun kusuru ne kadar büyük ve çok olursa olsun onları örter, meydana çıkarıp da sâhibini rezîl etmez.
Kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler. İnsanların görmediği bâzı şeyleri melekût âlemi sâkinleri görürler. Gafûr ism-i şerîfi, kusurların onların gözünden de gizlenmesini ifade eder.
eş-ŞEKÛR
Kendi rızâsı için yapılan iyi işleri, daha ziyadesiyle karşılayan…
Şükür, iyiliği, iyilikle karşılamak demektir. Şükür, Allah Teâlâ’ya karşı kulun yapması gereken bir vazifesidir.
Şekûr ise, az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden demektir. Bu mânaya Allah’dan başka hakikî sâhip yoktur.
el-ALİYY
Her hususta, herşeyden yüce olan…
Allah Teâlâ yücedir, yüksektir.
Yüksekliğin hakikî mânası şudur:
1. Allah’tan daha üstün bir varlık düşünülmesi imkânsızdır.
2. Bir benzeri veya ortağı veya yardımcısı yoktur.
3. Şânına yaraşmayan her şeyden uzaktır.
4. Kudrette, bilgide, hükümde, iradede ve diğer bütün kemâl sıfatlarında üstündür. Şu halde Aliyy, her şey kendisinin dûnunda, emrinde ve hükmü altında olan Zât demektir.
el-KEBÎR
Büyüklükte kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen…
Allah Teâlâ kibriyâ sâhibidir. Kibriyâ, zâtın kemâli demektir. Her bakımdan büyük, varlığının kemâline hudut yoktur. Bütün büyüklükler O’na mahsustur.
el-HAFÎZ
Yapılan işleri bütün tafsilâtıyla tutan, her şey’i belli vaktine kadar âfât ve belâlardan saklıyan…
Hıfz, korumak, demektir. Bu koruma iki şekilde olur.
Birincisi, varlıkların devamını sağlamak, muhafaza etmektir.
İkincisi, birbirlerine zıd olan şeylerin, yekdiğerlerine saldırmasını önlemek, birbirlerinin şerrinden onları korumaktır.
Allah her mahlûkuna, kendine zararlı olan şeyleri bilecek bir his ilham buyurmuştur. Bu Hafîz ism-i şerîfinin tecelliyatındandır. Bir hayvan kimyevî tahlil raporuna muhtaç olmadan kendine zararlı otları bilir ve onları yemez. Kulların amellerinin yazılması, zâyi olmaktan korunması da Hafîz isminin iktizasıdır. Bu bakımdan âhirette yeniden dirilme ve yaptıklarından hesaba çekilme ile Hafîz isminin yakından alâkası vardır.
el-MUKÎT
Her yaratılmışın azığını ve gıdasını tayin eden, azıkları beden ve kalblere gönderen…
Bu mânaya göre Mukît, Rezzak mânasınadır. Yalnız Mukît, Rezzâk’tan daha hususîdir. Rezzak, azık olanı da olmayanı da içine alır.
el-HASÎB
Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilât ve teferruatiyle hesabını iyi bilen;
Her şey’e ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen…
Allah Teâlâ, neticesi hesapla bilinecek ne kadar miktar ve kemmiyet varsa hepsinin neticelerini hiçbir ameliyeye (işleme) muhtaç olmadan doğrudan doğruya ve apaçık bilir.
Allah Teâlâ, herkese her ihtiyacı için kâfidir. Bu kifâyet, O’nun varlığının devam ve kemâlini gösterir.
el-CELÎL
Celâdet, ululuk ve heybet sâhibi, celâl sıfatları ile muttasıf…
Celâdet ve ululuk, Allah’a mahsustur. Onun zâtı da büyük, sıfatları da büyüktür. Fakat bu büyüklük, cisimlerdeki gibi hacim veya yaşlılık itibarı ile değildir. Zamanla ölçülmez, mekânlara sığmaz.
el-KERÎM
Keremi, lütuf ve ihsânı bol…
Allah vaad ettiği zaman sözünü yerine getirir, verdiği zaman son derece bol verir, muktedirken afveder.
er-RAKÎB
Bütün varlıklar üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan…
Bir şey’i koruyan ve devamlı kontrol altında bulundurana rakîb derler; bu da bilgi ve muhafaza ile olur.
Allah Teâlâ, bütün varlıkları her lâhza gözetip duran bir şâhid, bir nâzırdır. Hiçbir şey’i kaçırmaz. Her birini görür ve herkesin yaptığına göre karşılığını verir.
el-MÜCÎB
Kendine dua edip yalvaranların isteklerini işitip cevab veren, onları cevabsız bırakmayan…
Burada bir hususu iyi bilmek gerekir: Cevab vermek ayrıdır, kabûl etmek ayrıdır. Âyet-i kerîmede, Allah tarafından her duaya cevab verileceği va’dedilmiştir. Fakat kabûl edileceği va’dedilmemiştir. Zira kabûl edip etmemek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine bağlıdır. Hikmeti iktiza ederse istenenin aynını, aynı zamanda kabûl eder. Dilerse istenenin daha iyisini verir. Dilerse o duâyı âhiret için kabûl eder, dünyada neticesi görülmez. Dilerse de kulun menfaatine uygun olmadığı için hiç kabûl etmez.
el-VÂSİ’
Geniş ve müsaadekâr…
Allah’ın ilmi, rahmeti, kudreti, afv ve mağfireti geniştir ve her şey’i kaplamıştır. Allah’ın ilminden hiçbir şey gizlenemez, ikram ve ihsanına bir nihayet yoktur.
el-HAKÎM
Bütün işleri hikmetli…
Allah Hakîm’dir. Faydasız, boş ve tesadüfî bir işi yoktur. Her emir ve filinin her yönüyle sonsuz fayda ve maslahatları vardır. Her yarattığı mahlûk, her yaptığı iş bütün kâinat nizamı ile alâkalıdır. Kâinatın umumî nizamı ile tenâkuz teşkil eden hiçbir hâdise, bir mahlûk, bir iş yoktur.
el-VEDÛD
İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya biricik lâyık olan…
Vedûd’un iki mânası vardır: 1. Seven, 2. Sevilen.
Allah Teâlâ, kullarını çok sever, onları lütuf ve ihsanına garkeder. Sevilmeye lâyık ve müstehak olan da ancak O’dur.
el-MECÎD
Zâtı şerefli, ef’âli güzel olan, her türlü övgüye lâyık bulunan…
Bu ism-i şerîfin mânasında iki mühim unsur vardır:
Biri: Azamet ve kudretinden dolayı yaklaşılamaz olmak.
İkincisi: Yüksek huylarından, güzel işlerinden dolayı övülüp sevilmek…
el-BÂİS
Ölüleri diriltip kabirlerinden kaldıran; gönüllerde saklı olanları meydana çıkaran…
Allah Teâlâ insanları, onlar ölüp toprak olduktan sonra âhiret günü dirilterek kabirlerinden kaldıracak ve ruhları ile cesedleri birlikte olarak hesaplarını görecek, sonra da yine ruh ve cesedleri birlikte olarak mükâfat veya cezalarını verecektir.
eş-ŞEHÎD
Her zamanda hâdiselerin dış yüzünü bilen ve her yerde hâzır ve nâzır olan…
Allah, mutlak surette herşey’i bilmesi bakımından Alîm’dir. Hâdiselerin esrarını, iç yüzünü bilmesi yönünden Habîr’dir. Dış yüzünü bilmesi yönünden de Şehîd’dir.
el-HAKK
Varlığı hiç değişmeden duran…
Hakk, varlığı hakikî bulunan zâtın ismidir. Yani, varlığı daima sâbittir. Allah Teâlâ’nın zâtı, yokluğu kabûl etmediği gibi, herhangi bir değişikliği de kabûl etmez. Hakikaten vâr olan yalnız Allah’tır.
el-VEKÎL
Usûlüne uygun şekilde, kendisine tevdi edilen işleri en güzel şekilde neticelendiren…
Kendisine iş ısmarlanan zâta vekîl denir. Allah Teâlâ en güzel ve en mükemmel vekîl’dir. İşlerin hepsini tedvîr, tedbîr ve idare eden O’dur. Fakat kendisi hiçbir işinde vekîle muhtaç değildir. Allah Teâlâ, kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştırır.
el-KAVİYY
Çok kuvvetli…
el-METÎN
Çok sağlam…
Kuvvet, tam bir kudrete delâlet eder. Metânet ise, kuvvetin şiddetini ifade eder.
Allah’ın kuvveti de öteki sıfat ve isimleri gibi nâ-mütenâhîdir, tükenmez, gevşemez, hudut içine sığmaz, ölçüye gelmez. Allah’ın kudreti bahsinde zorluk – kolaylık söz konusu değildir. Bir yaprağı yaratmakla kâinatı yaratmak birdir.
Allah Teâlâ tam bir kuvvet sahibi olmak bakımından, Kaviyy, gücünün çok şiddetli olması bakımından Metîn’dir.
el-VELİYY
İyi kullarına dost olan, yardım eden…
Allah, sevdiği kullarının dostudur. Onlara yardım eder. Sıkıntılarını, darlıklarını kaldırır, ferahlık verir. İyi işlere muvaffak kılar. Her çeşit karanlıklardan kurtarır, nurlara çıkarır. Artık onlara korku ve hüzün yoktur. Herkesin korktuğu zaman, onlar korkmazlar.
el-HAMÎD
Ancak kendisine hamd ü senâ olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen, medhedilen…
Hamd; ihsan sâhibi büyüğü övmek, tâzim fikri ve teşekkür kasdiyle
medh ü senâ etmektir.
Her mevcûd, hâl diliyle olsun, kâl diliyle olsun, Allah Teâlâ’yı tesbih ve takdîs etmektedir. Bütün hamd ü senâlar O’na mahsustur. Hamd ve şükürle kendisine tâzim ve ibâdet olunacak veliyy-i nimet ancak O’dur.
el-MUHSÎ
Herşey’in sayısını bir bir bilen…
İlmi herşey’i ihâta eden ve herşey’in miktarını bilip eksiksiz tastamam sayabilen Allah’dır.
Allah Teâlâ, herşey’i olduğu gibi görür ve bilir, yani, bütün mevcûdatı toptan bir yığın hâlinde birbirinden seçilmez karışık bir şekilde değil; cinslerini, nev’ilerini, sınıflarını, ferdlerini, zerrelerini birer birer saymış gibi gayet açık görür ve bilir.
el-MÜBDİ’
Mahlûkatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan…
Mübdi, bir mânada îcad demektir. Muîd ism-i şerîfi de îcad mânasına gelir. İcadın bir benzeri daha evvel yaratılmış, meydana getirilmiş ise, iâde; değilse, yani, benzeri, maddesi olmayan yeni bir şey ise ibdâ denir.
el-MUÎD
Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan…
Herşey mukadder olan ömrünü tamamlayıp öldükten sonra, Allah’tan başka kimse kalmaz, fakat varken yok olan bu insanları âhiret günü Allah Teâlâ diriltip yeniden hayatlandırır, yeniden yaratır. Sonra da dünya hayatlarında yaptıkları işlerden hesaba çeker.
el-MUHYÎ
Hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren…
Allah Teâlâ, cansız maddelere hayat ve can verir.
Her gün, her saat, her saniye yeryüzünde milyonlarca varlık hayat bulup dünyaya gelmektedir. Bütün bunlar, Allah’ın emr ü fermaniyle, yaratmasıyle ve müsaadesiyle olmaktadır. Allah yoğu var edip hayat verdiği gibi, ölüyü de tekrar canlandırabilir. Buna ihyâ, yani, diriltme denir. Hayatı hiç yoktan veren zâtın, ölülere yeniden hayat verip diriltmesi elbette son derece kolaydır.
el-MÜMÎT
Canlı bir mahlûkun ölümünü yaratan…
Allah, yarattığı her canlıya muayyen bir ömür takdîr etmiştir. Canlı varlıklar için ölüm mukadder ve muhakkaktır. Hayatı yaratan Allah olduğu gibi, ölümü yaratan da yine O’dur.
Ancak bu ölüm, yok oluş, hiçliğe gidiş değil, bil’akis fâni hayattan bâkî hayat geçiştir.
el-HAYY
Diri; her şey’i bilen ve her şey’e gücü yeten…
Hayy, diri demektir, bunun zıddına meyyit denir ki, ölü mânasına gelir.
Allah Teâlâ ölmez, daima hâzır ve nâzırdır. Yaşayan mahlûkatın hayatını veren de O’dur. O olmasaydı hayattan eser olmazdı. O daima fenâdan, zevalden, hatâdan münezzehtir. Her an Alîm, her an Habîr, her an Kadîr’dir.
el-KAYYÛM
Gökleri, yeri, her şey’i ayakta tutan…
Kayyûm, kâim’in mübalâğasıdır. “Her şey üzerinde kâim” demektir. Bunun mânası “Bir şey’in kıyâmı, yani, bir varlık sâhibi olarak durabilmesi neye bağlı ise, onu veren” demektir.
Allah Teâlâ, her şey’in mukadder olan vaktine kadar durması için sebeblerini ihsân etmiştir. Onun için herşey Hak ile kâimdir.
el-VÂCİD
Hiçbir şey’e ihtiyacı olmayan; istediğini, istediği vakit bulan. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan…
Ulûhiyet sıfatları ve bunların kemâli hususunda kendisine gerekli olan herbir şey, şânı yüce olan Allah’ın zâtında mevcuddur.
el-MÂCİD
Kadr ü şânı büyük, kerem ve semâhati bol…
Allah Teâlâ’nın kendisiyle âşinalığı olan kullarına kerem ve semâhati ifadeye sığmaz, ölçüye gelmez. Meselâ: Onları temiz ahlâk sâhibi olmaya, iyi işler yapmaya muvaffak kılar da, sonra yaptıkları o güzel işleri, hâiz oldukları seçkin vasıfları sebebiyle onları över, sitayişlerde bulunur. Kusurlarını afveder, kötülüklerini mahveder.
el-VÂHİD
Tek…
Zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla
şerîki (ortağı) veya nazîri (benzeri) ve dengi bulunmayan…
es-SAMED
Hâcetlerin bitirilmesi, ızdırapların giderilmesi için tek merci’, ihtiyaç ve dileklerde kendisine müracaat edilen, arzu ve bütün istekler kendisine sunulan…
Allah Teâlâ, her dileğin biricik merciidir. Yerde, gökte bütün hâcet sâhipleri yüzlerini O’na döndürmekte, gönüllerini O’na bağlamakta, el açarak yalvarmalarını O’na arzetmektedirler. Buna lâyık olan da yalnız O’dur.
el-KÂDİR
İstediğini, istediği gibi yapmağa gücü yeten…
Allah Teâlâ, kudretine bir ayna olmak üzere kâinatı yaratmıştır. Gök boşluğunun ölçülmesi mümkün olmayan genişliği içinde, akıllara hayret ve dehşet verecek derecede birbirlerine uzak mesafelerde milyarlarca güneşleri yandırmak… Fezalarda, sayısı belirsiz âlemleri birbirine çarpmadan koşturmak… Bir damla suyun içinde, birbirine temas etmeden hesapsız hayvanatı yüzdürmek Kâdir isminin tecelliyatındandır.
el-MUKTEDİR
Kuvvet ve kudret sâhipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden…
Allah Teâlâ her şey’e karşı mutlak ve ekmel surette Kâdirdir. Her şey’e kâdir olduğu içindir ki, dilediği şey’i yaratır ve isterse onda dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır.
el-MUKADDİM
İstediğini ileri geçiren, öne alan…
Allah Teâlâ bütün mahlûkatı yaratmıştır. Fakat, ancak seçtiklerini ileri almıştır. İnsanların bâzısını dince, dünyaca bâzısı üzerine derece derece yükseltmiştir. Fakat bu yükseltme ve seçme, kulların kendi amelleri ile ona lâyık olmaları neticesinde olmuştur.
el-MUAHHİR
İstediğini geri koyan, arkaya bırakan…
Allah Teâlâ istediğini ileri, istediğini geri aldığı gibi, bâzan da kullarının teşebbüslerini, onların bekledikleri zamanda semerelendirmez, maksadlarını arkaya bırakır. Bunda birçok hikmetleri vardır. Bu hikmetleri araştırmalı, sezmeğe çalışmalıdır.
el-EVVEL
Her varlıktan mukaddem olan, başlangıcı olmayan…
Allah Teâlâ bütün varlıklar üzerine mukaddem olup kendi varlığının evveli yoktur. Kendisi için asla başlangıç tasavvur olunamaz. Onun için Ona EVVEL demek, “ikincisi var” demek değildir. “Sâbık’ı, yani, kendisinden evvel bir varlık sâhibi yok” demektir.
el-ÂHİR
Sonu olmayan…
Herşey biter, helâk ve fenaya gider, ancak O kalır. Varlığının sonu yoktur. Evveliyetine bidayet olmadığı gibi, âhiriyetine nihayet yoktur. Onun için Ona “Âhir” demek, “Bir sâbık’ı yani, kendisinden evvel bir varlık sâhibi var” demek değildir. “Bir lâhıkı yok” demektir.
ez-ZÂHİR
Âşikâr olan, kat’î delillerle bilinen…
Allah Teâlâ’nın varlığı herşeyden âşikârdır. Gözümüzün gördüğü her manzara, kulağımızın işittiği her nağme, elimizin tuttuğu, dilimizin tattığı her şey, fikirlerimizin üzerine çalıştığı her mâna, hâsılı, gerek içimizde, gerek dışımızda şimdiye kadar anlayıp sezebildiğimiz her şey O’nun varlığına, birliğine, kemal sıfatlarına şâhiddir.
el-BÂTIN
Gizli olan; duyu organları ile idrâk edilemeyen…
Allah Teâlâ’nın varlığı hem âşikardır, hem gizlidir.
Âşikârdır, çünkü varlığını bildiren delil ve nişanları gözsüzler bile görmüş ve bu hakikatler hakikatı yüce varlığa, eşyanın umumî şehadetini sağırlar bile işitmiştir.
Gizlidir. Çünkü biz Onu künhüyle bilemeyiz. Amma varlığını kat’î surette biliriz.
el-VÂLÎ
Mahlûkatın işlerini yoluna koyan;
Bu muazzam kâinatı ve her an biten hâdisatı tek başına tedbîr ve idare eden…
Allah Teâlâ bütün varlığı idare eden, biricik ve en büyük vâlidir. Diğer vâliler ve hükümdarların idaresi, O’nun izni ve müsaadesi iledir. Ve onların velâyet ve idaresi, son derece nâkıstır.
Allah’ın velâyet ve tedbiri ise sınırsız, gerçek ve hakikîdir. Her şey emri ve iradesi altındadır. Herşey’i bilir. Ondan habersiz mülkünde hiçbir
şey cereyan etmez. Âdile mükâfatını, zâlime cezasını eksiksiz verir… Sebebler, O’nun icraat ve idaresinde yardımcı değil, sadece izzet ve haşmetini gösteren birer perdedirler. Hakikî te’sir, O’nun kudretindendir.
el-MÜTEÂLÎ
Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce ve pek münezzeh…
Meselâ, bir zengin hakkında, “Bu adam yarın fakir düşebilir”, denebilir ve adam da zenginken fakir olabilir. Fakat Allah Teâlâ hakkında, bu gibi ihtimallerin düşünülmesi mümkün değildir. O, her türlü noksanlık, eksiklik, zaaf, âcizlik, hatâ ve kusurdan münezzehtir. İsteyenler çoğaldıkça ihsanı artar, herkese hikmet ve iradesine göre verir. Verdikçe hazîneleri tükenmez…
el-BERR
Kulları hakkında kolaylık isteyen; iyilik ve bahşişi çok olan…
Allah Teâlâ kulları için daima kolaylık ve rahatlık ister, zorluk istemez, zorluk çıkaranları da sevmez. Yapılan kötülükleri bağışlar, örter. Bir iyiliğe en az 10 mükâfat verir. Kul gönlünden iyi bir şey geçirmişse, onu yapmamış olsa bile, yapmış gibi kabûl edip mükâfat verir. Aksine kötülükleri ise yapmadıkça cezalandırmaz.
et-TEVVÂB
Tevbeleri kabûl edip, günahları bağışlayan…
Bu ism-i şerîf, tevbe’nin mübalâğa sîgasıdır. Tevbenin asıl mânâsı dönmektir. Kulun isyan yolundan dönmesi demektir.
el-MÜNTEKIM
Suçluları, adaleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran…
Allah Teâlâ’nın intikamı vardır. Âsîlerin belini kıran, cânilerin hakkından gelen, taşkınlık yapan azgınlara hadlerini bildiren şübhesiz ki O’dur.
el-AFÜVV
Afvı çok…
Allah Teâlâ, günahları silen, onları hiç yokmuş gibi kabûl edendir.
Bu mânaya göre bu isim, Gafûr ismine yakındır. Ancak arada şu fark vardır: Gufran: Günahları örtüvermek demektir. Afv ise, günahları kökünden kazımaktır. Günahları kökünden kazımak, o şey’i örtmekten daha iyidir.
er-RAÛF
Çok re’fet ve şefkat sâhibi…
Mahlûkat içinde bilhassa insanlar için, Allah’ın inâyeti, kerem ve re’feti hiçbir ölçüye ve ifadeye sığmayacak kadar geniş ve büyüktür.
MÂLİKÜ’L-MÜLK
Allah Teâlâ mülkün hem sâhibi, hem hükümdârıdır. Mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Hiçbir kimsenin O’nun bu tasarrufuna itiraz ve tenkide hakkı yoktur… Dilediğine verir, dilediğinden alır. Mülkünde hiçbir ortağa ve yardımcıya ihtiyacı yoktur.
ZÜ’L-CELÂLİ ve’l-İKRÂM
Hem büyüklük sâhibi, hem fazl-ı kerem…
Celâl; büyüklük, ululuk mânasınadır. Büyüklük alâmeti olan ne kadar kemâlât varsa hepsi Allah’a mahsustur. Mahlûkattaki kemâlât, O’nun kemâlinin zayıf bir gölgesi ve işaretidir.
Allah Teâlâ aynı zamanda büyük bir fazl-ı kerem sâhibidir de… Mahlûkat üzerine akıp taşmakta olan sayıya gelmez, sınır kabûl etmez nimetler hep O’nun ihsanı ve ikrâmıdır. O nimetlerin zerresinde olsun hiç kimsenin hakkı yoktur.
el-MUKSİT
Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan.
Mazlûma acıyıp zâlimin elinden kurtaran.
Allah Teâlâ en üstün bir adalet ve merhametin sâhibidir. Her işi birbirine denk ve lâyıktır. Zerre kadar da olsa haksızlığı tervic etmez. Kullarına muamelesi merhamet ve adalet üzeredir. Yapılmış olan hiçbir iyiliğin zerresini bile karşılıksız bırakmaz. İnsanların birbirlerine karşı işledikleri haksızlıkları da düzelterek hakkı yerine getirir.
el-CÂMİ’
İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan.
Birbirine benzeyen, benzemeyen ve zıd olan şeyleri bir araya getirip tutan…
Cem, dağınık şeyleri bir araya toplama demektir. Allah Teâlâ, vücudlarımızın çürüyerek suya, havaya, toprağa dağılmış zerrelerini tekrar birleştirecek, bedenlerimizi yeni baştan inşa edecektir.
Allah Teâlâ birbirine benzeyen şeyleri bir araya getirip topladığı gibi, birbirinden ayrı varlıkları da bir araya getirmektedir. Onların iç içe birlikte yaşamalarını te’min etmektedir. Sıcaklık ile soğukluk, kuruluk ile nemlilik gibi birbirine zıd unsurları bir arada tutması da yine Allah’ın Câmi’ isminin tecellisindendir.
el-GANİYY
Çok zengin ve her şeyden müstağnî…
Ganiy, hiçbir şey’e ihtiyacı olmayan, herşey yanında mevcud bulunduğu için hiçbir şekilde başkasına müracaat mecburiyetinde kalmayan zât demektir.
el-MUĞNÎ
İstediğini zengin eden…
Allah Teâlâ dilediğini zengin eder, ömür boyunca zengin olarak yaşatır. Dilediğini de ömür boyunca fakirlik içinde bırakır.
Bâzı kullarını zenginken fakir, bazılarını da fakirken zengin yapar.
“Kıyamet günü fakirlik ve zenginlik tartılmayacak; fakirliğe ne ölçüde sabredildiği, zenginliğe de ne ölçüde şükredilmiş olduğu hesab edilecek.
Mesele, çok fakir veya çok zengin olmak değil, çok sabretmek veya çok şükretmektir.”
Yahya bin Muaz
el-MÂNİ’
Bir şey’in meydana gelmesine müsâade etmeyen…
İyiden ve kötüden pek çok arzularımız vardır ki biri bitmeden biri ortaya çıkar. Yaşadığımız müddetçe bunlar ne biter, ne de tükenir… Biz de bu arzularımızı elde etmek için çalışır dururuz. Her arzumuz bir takım sebeblere, sebebler de Mâni’ ve Mu’tî olan Allah’ın emrine bağlıdır. Allah Teâlâ isteyenlerin isteklerini, dilerse verir; o zaman isteyenin tuttuğu sebebler çabucak meydana gelir. Mu’tî ism-i şerîfinin mânası budur. Allah Teâlâ bâzı isteklere de müsaade etmez. O zaman isteyenin yapıştığı sebebler kısır kalır, ne kadar çabalanırsa çabalansın netice vermez. Bu da Mâni’ ism-i şerîfinin tecellîsidir.
Kullarının başına gelecek felâket ve musibetleri önlemek, geri çevirmek de yine Mâni’ ism-i şerîfinin tecelliyatındandır.
ed-DÂRR
Elem ve zarar verici şeyleri yaratan…
en-NÂFİ’
Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan…
Menfaatları ve mazarratları, hayır ve şerleri yaratan Allah Teâlâ’dır. İnsana menfaat ve zararlar belli bâzı sebebler altında geliyorsa da, o sebebler o menfaat ve zararların sâhibi ve müessiri değil, birer perdesidir. Gerçekte zararın da faydanın da, hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah’tır.
en-NÛR
Âlemleri nurlandıran; istediği sîmalara, zihinlere ve gönüllere *ûr yağdıran…
Bütün eşyayı aydınlatan *ûr, şübhesiz ki, Allah’ın zâtının *ûrundandır. Çünkü göklerin ve yerin *ûru O’dur.
Nasıl ki, güneşin aydınlattığı her zerre, güneşin varlığına bir delildir, kâinatın her zerresinde görünen aydınlık da, o aydınlığı yaratan varlığın mevcud olmasına bir delil teşkil etmektedir.
el-HÂDÎ
Hidayeti yaratan.
İstediği kulunu hayırlı ve kârlı yollara muvaffak kılan, muradına erdiren.
Her yarattığına, neye ihtiyacı varsa, ne yapması gerekiyorsa onu öğreten…
Hidâyet; Allah Teâlâ’nın lütuf ve keremiyle kullarına, sonu hayır ve saadet olacak isteklerin yollarını göstermesi veya o yola götürüp muradına erdirmesi demektir. Sadece hayır yolunu ve sebeblerini göstermeğe irşâd; neticeye erinceye kadar o yolda yürütmeye de tevfîk denir.
Hidâyetin karşılığı dalâlettir. Dalâlet, doğru yoldan bile bile veya iğfale kapılarak sapmak demektir. Hidâyetin neticesi îman, dalâletin neticesi îmansızlık ve küfürdür…
el-BEDÎ’
Örneksiz, misalsiz, acîb ve hayret verici âlemler îcad eden…
Zâtında, sıfatında, fiillerinde, emsâli görülmemiş olan…
Bedî’, mübdî mânasınadır. Mübdî, ibdâ eden, yani örneği bulunmayan bir şey’i îcad eden demektir.
Allah herhangi bir kuluna peygamberlik veya velîlik vererek üstün kılmışsa, bu üstünlükle o kul, kendi zamanındaki sair insanlara nisbetle bedî’ olmuştur. Bâzı âlimlere verilen Bediüzzaman lâkabı gibi. Bu tâbir, zamanının eşsiz, misilsiz âlimi mânasına gelmektedir.
el-BÂKÎ
Varlığının sonu olmayan…
Bu ism-i şerîf “varlığın devamını” bildiren bir kelimedir. Varlığın devamı, önü ve sonu olmamakladır. Önü olmamak mülâhazasıyla Allah Teâlâ’ya Kadîm, sonu olmamak mülahazasıyla Bâkî denir. Bu mânalara yakın Ezelî ve Ebedî ism-i şerifleri de vardır.
Allah Teâlâ’nın varlığı, devam bakımından zaman mefhumu içine girmez. Çünkü, zaman denilen şey, kâinatın yaratılmış olduğu andan itibaren sonsuzluğa doğru akışının derecelerini gösteren bir mefhumdur. Şu halde, zaman yaratılmışlar başlamıştır ve onlarla bitecektir. Kâinat yokken zaman da yoktu, fakat Allah Teâlâ vardı. Kâinat biter, zaman da biter, fakat Allah BÂKÎdir.
el-VÂRİS
Servetlerin geçici sâhipleri elleri boş olarak yokluğa döndükleri zaman servetlerin hakikî sâhibi…
Allah Teâlâ mülkün gerçek sâhibi olduğu gibi, gerçek vârisidir de. İnsanların mülk sâhibi olmaları geçici olduğu gibi, varislikleri de geçici ve muvakkattır. Mülkün gerçek vârisi, mülk sâhibi Allah’tır. Kıyâmet hengâmında bütün canlılar ölecek, bütün mülk tamamıyla O’na kalacaktır.
er-REŞÎD
Bütün işleri ezelî takdîrine göre yürütüp, bir nizam ve hikmet üzere âkıbetine ulaştıran;
Her şey’i yerli yerine koyan, en doğru şekilde nizama sokan…
Reşîd isminde iki mâna vardır:
1. Doğru ve selâmet yolu gösteren. Bu mânada Hâdî ismiyle eş mânaya gelir.
2. Hiçbir işi boş ve faydasız olmayan, hiçbir tedbîrinde yanılmayan, hiçbir takdîrinde hikmetsizlik bulunmayan zât mânasındadır.
es-SABÛR
Allah, bir işi, vakti gelmeden yapmak için acele etmez. Yapacağı işlere muayyen bir zaman koyar ve onları koyduğu kanunlara göre – zamanı gelince – icra eder. Önceden çizdiği zamandan, – bir tenbelin yaptığı gibi, – geciktirmez. Ve kezâ – bir acelecinin yaptığı gibi – zamanı gelmeden yapmağa kalkmaz. Bil’akis her şey’i, hangi zamanda yapılmasını takdîr buyurmuş ise, o zaman yapar.
—-o—-
Allah’ın diğer isimleri:
Allah’ın isimleri 99 taneden ibaret değildir. Âyet ve hadîslerde bu 99 isimlerden ayrı olarak Allah’a başka isimler de izâfe edilmiştir.
Allah’a izâfe edilen diğer bâzı isimler şunlardır:
el-Vâhid’in yerine el-Ehad, el-Kahhâr’ın yerine el-Kâhir, eş-Şekûr’un yerine eş-Şâkir; el-Kâfi, ed-Dâim, el-Münevver, es-Sıddık, el-Muhît, el-Karîb, el-Vitr, el-Fâtır, el-Allâm, el-Ekrem, el-Müdebbir, er-Refî’, Zittavl, Zülmeâric, Zülfadl, el-Hallâk, el-Mevlâ, en-Nasîr, el-Gâlib, el-Hannân, el-Mennân…
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah ism-i şerîfi 2800 defa zikredilmiştir. Allah isminden sonra Kur’an’da en çok zikri geçen isim, Rab ismidir. 960 yerde zikredilmektedir.
Rab isminden sonra, Kur’an’da en çok yer alan isimler ise; Rahmân, Rahîm ve Mâlik isimleridir. Fâtiha sûresinde “Allah” isminden sonra sıra ile zikredilen bu dört ism-i şerîfe, Cenâb-ı Hakk’ın Rubûbiyet Sıfatları adı da verilmektedir.
Terbiye etmek, büyütmek, yetiştirmek mânalarını ihtiva eden Rab kelimesinin asıl mânası: “Bir şey’i derece derece yükselterek, gayesi olan en mükemmele erişinceye kadar kollayan” demektir.
İsm-i A’zam Nedir?
Allah Teâlâ’nın Kur’an ve hadîs-i şerîflerde zikredilen isimlerinin en büyüğüdür.
İsm-i A’zam’ı, Allah, isimleri içinde gizlemiştir. Bunun da hikmeti, kullarının bütün Esmâ-Ül Husnâ’ya rağbetini sağlamak, kendisine bütün isimleriyle dua edilmesini te’min etmektir. İsm-i A’zam belli olsaydı, insanlar yalnızca o isimle dua ederler, diğer isimleri terkederlerdi. Çünkü İsm-i A’zam’ın Allah katında büyük bir değeri vardır. Bu isimle yapılan duaların mutlaka kabûl edildiği rivayet olunmuştur.
İsm-i A’zam’ın Esmâ-Ül Husnâ’dan hangi isim olduğu hakkında, İslâm âlimleri ayrı ayrı kanâatler ileri sürmüşlerdir. Büyük ekseriyetin kanâatı, İsm-i A’zam’ın, lâfza-i Celâl yani Allah ismi olduğudur. Hz. Ali Efendimize göre İsm-i A’zam tek isim değildir. Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs’tan ibaret 6 isimdir.
İmam-ı A’zam’a göre, İsm-i A’zam, Hakem ve Adl olmak üzere iki isimdir. Gavs-ı A’zam’ın İsm-i A’zam’ı, Hayy ismidir. İmam-ı Rabbânî’ye göre de İsm-i A’zam, Kayyûm’dur.
Görüldüğü gibi İslâm büyükleri, İsm-i A’zam’ı farklı isimlerde bulmuştur. Belki de herbirinin hususi âlemine tecellî eden İsm-i a’zam değişik olmuştur.
Esmâ-Ül Husnâ içinde bir İsm-i A’zam olduğu gibi, her isim için de a’zamî bir mertebe vardır. Bâzan bir ismin a’zamî mertebesi, İsm-i A’zam ile karıştırılır; o isim a’zamî mertebedeki tecellîsi sebebiyle İsm-i A’zam sanılır. İsm-i A’zam’ın her âlime göre değişik olmasının bir sebebi de budur.
YÂSÎN-İ ŞERİF
03 Mayıs 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Bismillâhirrahmânirrahîm
(1) Yâsîn (2) Vel Kur’ân-il hakîm (3) İnneke leminel mürselîn(4) Alâ sırâtın müstakîm (5) Tenzîlel azîzirrahîm (6) Litünzire kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfilûn (7) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yü’minûn (8) İnnâ cealnâ fî a’nâkihim ağlâlen fehiye ilel ezkâni fehüm mukmehûn (9) Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsirûn (10) Ve sevâün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü’minûn (11) innemâ tünzirü menittebazzikre ve haşiyerrahmâne bilgaybi febeşşirhü bimağfiretin ve ecrin kerîm (12) İnnâ nahnü nuhyil mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve külle şey’in ahsaynâhü fî imâmin mübîn (13) Vadrib lehüm meselen eshâbel karyeh. İz câehel mürselûn (14) İz erselnâ ileyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâlisin fekâlû innâ ileyküm mürselûn (15) Kâlû mâ entüm illâ beşerün mislünâ vemâ enzelerrahmânü min şey’in in entüm illâ tekzibûn (16) Kâlû rabbünâ ya’lemü innâ ileyküm lemürselûn (17) Vemâ aleynâ illel belâgul mübîn (18) Kâlû innâ tetayyernâ biküm lein lem tentehû le nercümenneküm vele yemessenneküm minnâ azâbün elîm (19) Kâlû tâirüküm meaküm ein zikkirtum bel entüm kavmün müsrifûn (20) Vecâe min aksalmedineti racülün yes’â kâle yâ kavmittebiul mürselîn(21) İttebiû men lâ yeselüküm ecran ve hüm muhtedûn (22) Vemâ liye lâ a’büdüllezî fetarenî ve ileyhi türceûn (23) Eettehizü min dûnihî âliheten in yüridnirrahmânü bi-durrin lâ tuğni annî şefâatühüm şey’en velâ yünkizûn (24) İnnî izen lefî dalâlin mübîn (25) İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn (26) Kîledhulil cennete, kâle yâleyte kavmî yâ’lemûn(27) Bimâ gaferelî rabbî ve cealenî minel mükremîn (28) Vemâ enzelnâ alâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münzilîn (29) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn (30) Yâ hasreten alel ibâdi mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânûbihî yestehziûn (31) Elem yerev kem ehleknâ kablehüm minel kurûni ennehüm ileyhim lâ yerciûn (32) Ve in küllün lemmâ cemî’un ledeynâ muhdarûn (33) Ve âyetün lehümül ardul meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye’külûn (34) Ve cealnâ fîhâ cennâtin min nahîlin ve a’nâbin ve feccernâ fîha minel uyûn(35) Liye’külû min semerihî vemâ amilethü eydîhim efelâ yeşkürûn(36) Sübhânnellezî halekal ezvâce küllehâ mimmâ tünbitül ardu ve min enfüsihim ve mimmâ lâ ya’lemûn(37) Ve âyetün lehümülleyü neslehu minhünnehâre fe izâhüm muzlimûn(38) Veşşemsü tecrî limüstekarrin lehâ zâlike takdîrul azîzil alîm (39) Velkamere kaddernâhü menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm (40) Leşşemsû yenbegî lehâ en tüdrikel kamere velelleylü sâbikunnehâri ve küllün fî felekin yesbehûn (41) Ve âyetün lehüm ennâ hamelnâ zürriyyetehüm fil fülkil meşhûn (42) Ve halâknâ lehüm min mislihî mâ yerkebûn (43) Ve in neşe’ nugrıkhüm felâ sarîha lehüm velâhüm yünkazûn (44) İllâ rahmeten minnâ ve metâan ilâ hîn (45) Ve izâ kîle lehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ halfeküm lealleküm türhamûn(46) Vemâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’ridîn (47) Ve izâ kîle lehüm enfikû mim mâ rezakakümüllâhü, kâlellezîne keferû, lillezîne âmenû enut’ımü menlev yeşâullâhü et’amehû, in entüm illâ fî dalâlin mübîn (48) Ve yekûlûne metâ hâzel va’dü in küntüm sâdikîn (49) Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te’huzühüm vehüm yehissimûn (50) Felâ yestetîûne tevsıyeten velâ ilâ ehlihim yerciûn (51) Ve nüfiha fîssûri feizâhüm minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn (52) Kâlû yâ veylenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekal mürselûn (53) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî’un ledeynâ muhdarûn (54) Felyevme lâ tuzlemu nefsün şeyen velâ tüczevne illâ mâ küntüm tâ’melûn (55) İnne ashâbel cennetil yevme fîşüğulin fâkihûn (56) Hüm ve ezvâcühüm fî zılâlin alel erâiki müttekiûn (57) Lehüm fîhâ fâkihetün ve lehüm mâ yeddeûn (58) Selâmün kavlen min rabbin rahîm (59) Vemtâzül yevme eyyühel mücrimûn (60) Elem a’hed ileyküm yâ benî âdeme en lâ tâ’buduşşeytâne innehû leküm adüvvün mübîn (61) Ve enî’budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm (62) Ve lekad edalle minküm cibillen kesîran efelem tekûnû ta’kılûn (63) Hâzihî cehennemülletî küntüm tûadûn (64) Islevhel yevme bimâ küntüm tekfürûn (65) Elyevme nahtimü alâ efvâhihim ve tükellimünâ eydîhim ve teshedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn (66) Velev neşâü letamesnâ alâ a’yunihim festebekussirâta feennâ yübsirûn (67) Velev neşâü lemesahnâhüm alâ mekânetihim femestetâû mudıyyen velâ yerciûn (68) Ve men nüammirhü nünekkishü filhalkı, efelâ ya’kilûn (69) Ve mâ allemnâhüşşi’ra vemâ yenbegî lehû in hüve illâ zikrün ve kur’ânün mübîn (70) Liyünzira men kâne hayyen ve yehıkkal kavlü alel kâfirîn (71) Evelem yerav ennâ halaknâ lehüm mimmâ amilet eydîna en âmen fehüm lehâ mâlikûn (72) Ve zellelnâhâ lehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye’külûn (73) Ve lehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efelâ yeşkürûn (74) Vettehazû min dûnillâhi âliheten leallehüm yünsarûn (75) Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm lehüm cündün muhdarûn (76) Felâ yahzünke kavlühüm. İnnâ na’lemü mâ yüsirrûne vemâ yu’linûn (77) Evelem yerel insânü ennâ halaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn (78) Ve darebe lenâ meselen ve nesiye halkahu kale men yuhyil izâme ve hiye ramîm (79) Kul yuhyihellezî enşeehâ evvele merretin ve hüve bikülli halkın alîm (80) Ellezî ceale leküm mineşşeceril ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn (81) Eveleysellezî halakassemâvati vel arda bikâdirin alâ en yahlüka mislehüm, belâ ve hüvel hallâkul alîm (82) İnnema emrühû izâ erâde şey’en en yekûle lehû kün, feyekûn (83) Fesübhanellezî biyedihî melekûtü külli şey’in ve ileyhi türceûn.
ANLAMI:
1- Yâsîn.
2- 3- Ey Muhammed! Hikmetli Kur’ân’a andolsun ki, sen risâlet görevi
4- Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5- 6- Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah’ın indirdiği (Kur’ân) ile korkutasın.
7- Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
8- Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
9- Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
10- Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
11- Sen ancak Kur’ân’a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah’tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
12- Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir “imam-ı mübin”de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
13- Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
14- Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: “Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz.” dediler.
15- Onlar da: “Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.” dediler.
16- Peygamberler dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.”
17- “Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir.”
18- Onlar dediler ki: “Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur.”
19- Peygamberler de şöyle cevap verdiler: “Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz.”
20- O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: “Ey kavmim! Uyun o elçilere!”
21- “Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir.”
22- “Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O’na götürüleceksiniz.”
23- “Hiç ben O’ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar.”
24- “Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum.”
25- “Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni.”
26- (Sonra ona) “haydi gir cennete!” denildi. O da dedi ki: “Ne olurdu kavmim bilseydi!”
27- “Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını.”
28- Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29- Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
30- Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
31- Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
32- Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
33- Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
34- Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
35- (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?
36- Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah’ın şanı ne yücedir.
37- Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
38- Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.
39- Ay’a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
41- Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
42- Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
43- Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
44- Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
45- Durum böyle iken onlara: “Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin” denildiği zaman,
46- Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
47- Onlara: “Allah’ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın” dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: “Allah’ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?” dediler.
48- Yine onlar: “Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?” diyorlar.
49- Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
50- O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
51- Sûr’a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
52- Onlar: “Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân’ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler” derler.
53- Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
54- Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
55- Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
56- Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
57- Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
58- (Onlara) Rahîm olan Rab’den “selâm” sözü vardır.
59- Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
60, 61- “Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?” (buyurulacak)
62- Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?
63- İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
64- Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
65- Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.
66- Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?
67- Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
68- Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç
ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?
69- Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da… O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır.
70- (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
71- Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
72- Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
73- Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
74- Onlar, Allah’tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
75- Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
76- O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
77- İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: “Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?” dedi.
79- De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir.”
80- Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O’dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
82- O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.
83- O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O’na döndürüleceksiniz.
YÂSİN-Î ŞERİF’TEN SONRA OKUNACAK DUA
Ey cûd u keremine nihayet olmayan, kullarını lütuflarından mahrum bırakmayan Ulu Allah!
Ya Rab! Divanına geldik, yalvarıyor, dualarımızın makbul olmasını niyaz ediyoruz. Habibin aşkına kabul eyle, ya Rabbi!… Bütün günahlarımızı bağışla. Yaptıklarımızdan dolayı bizi cezalandırma, ya Rabbi!…
Okuduğumuz Yâsîn dudaklarımızdan çıkan âmîn seslerinden hasıl olan manayı aziz peygamberine arzediyor, kendisinden şefaat bekliyoruz, kabul eyle ya Rabbi!… Sâir peygamberlerin, sahabilerle salihlerin de ruhlarını şâd eyle, ya Rabii!
Onların lütuf ve kereminle, tilavet ettiğimiz Yâsîn-i Şerif vesilesiyle rahmet ve merhametinle doyur, ya Rabbi!… Azab içinde kıvrananları, müşkül durumda bulunanları, Yâsîn-i Şerif hürmetine sen kurtar, ya Rabbi!…
Yavrularımızı salih kimselerden, ana baba sözü dinleyenlerden eyle, ya Rabbi!… Evlerimize huzur, gönüllerimize nur yağdır, ya Rabbi!.. Hastalarımıza şifa, dertli olanlara deva, borçlu olanlara edalar nasib eyle, ya Rabbi!.. Yüzlerimizin karasına bakma, bizi nârına atıp da yakma, ya Rabbi!.. Okuduğumuz Yâsînlerin kabulü, ana babalarımızın ilahi afla huzuru için el-Fâtiha…
Yâsîn Şerif’i Okumanın Fazileti:
Allah Resulü (sav) buyuruyor:
“- Yâsîn, Kurân’ın kalbidir. Muhakkak o, bütün dertlere şifadır.”
“- Kim Yâsîn-i Şerif’i Allah’a yönelerek tam bir itikad ile korusa geçmiş günahları affolunur. Onu ölülerinizin yanında okuyunuz.”
“-Yâsîn-i Şerif’i bir defa okuyan kimse kur’an’ı on defa hatmetmiş gibidir.”
“-Yâsîn Suresi’ni sabahleyin okuyan, akşama kadar ferah içinde olur. akşamleyin okuyan da sabaha kadar ferah içinde olur” (el-İtkân)
“-Yâsîn-i Şerif’i çokça okuyunuz; çünkü onda on bereket vardır.
1. Onu aç olan biri okursa mutlaka doyar.
2. Çıplak kişi okursa, mutlaka sırtına giyecek bir elbise bulur
3. Bir bekar okursa mutlaka evlenir.
4. Korkan kimse okursa, korktugundan emin olur;
5. Dünya isinden üzülenin üzüntüsü zail olur;
6. Yolculuk halinde olan, yol sıkıntısından kurtulur;
7. Kaybı olan, kaybettiğine kavuşur;
8. Bir ölünün ruhuna okunursa muhakkak azabı hafifler.
9. Susuz okuduğunda, susuzlugunu giderir;
10. Hasta okuduğunda, eceli gelmemişse, şifa bulur.”
|
Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye sûre ve duaların okunuşları Türk harfleri ile de yazılmıştır. Ancak, Arapça harflerindeki bazı harflerin Türk alfabesindeki karşılıkları olmadığından sûre ve duaların yeni harflerle doğru olarak öğrenilmesi mümkün değildir. Bu sebeple sûre ve duaları, iyi bilen bir öğreticinin ağzından dinleyerek yanlışsız öğrenmek gerekir.Örneğin (” î ” harfi ” iy ” olarak telafuz edilmektedir. “Rahîm – Rahiym |
Kıyamet günün zamanı
Ve: “Eğer gerçekçiyseniz bu vaad ne zaman olacak?” diyorlar.
De ki: “Size vaad edilen öyle bir gündür ki, ondan ne bir an geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.” (SEBE/29-30)
Yaklaşan yaklaştı. Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur. (NECM/57-58)
(Onlar): “Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak?” diyorlar
De ki: “(O’na ait) bilgi, Allah’ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (MÜLK/25-26)
Sana o kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye.
Sen nerde, onu anlatmak nerde?
Onun son ilmi Rabbine aittir. (NAZİ’AT/42-44)
İnsanlar sana kıyamet saaatini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah’ın nezdindedir. Ne bilirsin belki kıyamet yakında olur.” (AHZAB/63)
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın şanı yücedir. Kıyâmet saatinin bilgisi de yalnız onun yanındadır. Siz sadece O’na döndürüleceksiniz. (ZUHRUF/85)
Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O’ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. (A’RAF/187)
Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır. (LOKMAN/34)
Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur. (NEBE/17)
Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a aittir. Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan başkası değildir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (NAHL/77)
-
Kıyamet günü kesin bir gerçektir
Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız. (ENBİYA/104)
(Ey Muhammed!) De ki: “Allah sizi diriltir. Sonra sizi o öldürür, sonra da geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde (diriltip) bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler. (CASİYE/26)
Olacak vak’a olduğu zaman
Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur. (VAKİ’A/1-2)
Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır. (MÜRSELAT/7)
-
Kıyamet saatinden kaçış yoktur
Günahkârlar ateşi görmüşler de artık ona düşeceklerini anlamışlardır. Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar. (KEHF/53)
-
Bu kitabı ve ölçüyü hakla indiren Allah’tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır! (ŞURA/17)
İnsanların hesab (görme) zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar. (ENBİYA/1)
Yaklaşan yaklaştı. (NECM/57)
-
Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler. (YASİN/49-50)
Doğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir. (ENBİYA/40)
Artık onlar, kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelivermesine mi bakıyorlar? Şüphesiz onun alametleri gelmiştir. Artık kıyamet kendilerine gelip çatınca anlamaları neye yarar? (MUHAMMED/18)
Onlar kendileri farkına varmadan ansızın kıyâmetin başlarına gelmesini mi bekliyorlar? (ZUHRUF/66)
-
Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir. (SAFFAT/19)
Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir. (YASİN/49)
-
Daha önce ne tanınmış, ne görülmüştür
Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır. (KAMER/6)
-
Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,
Ve insan: “Ona ne oluyor?” dediği zaman.
O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır. (ZİLZAL/1-5)
Sûr’a bir tek üfleme üflendiği,
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
İşte o gün olacak olur.
O gün gök yarılmış, sarkmıştır. (HAKKA/13-16)
O gün Sûr’a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur. (NEBE/18-20)
Dağlar serpildikçe serpildiği
Dağılıp toz duman haline geldiği (VAKİ’A/5-6)
O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur. (MEARİC/8-9)
Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız. (ENBİYA/104)
(Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak.”
“Böylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak.”
“Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin.” (TAHA/105-107)
-
Kıyamet günü insanlar kabirlerinden çıkıp toplanırlar
Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr’a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır. (KEHF/99)
Sûr’a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar. (YASİN/51)
-
Göklerde ve yerde olan herkes korkuya kapılmıştır
Sûr’a üfürüldüğü gün Allah’ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O’na gelirler. (NEML/87)
-
Kafirler simalarından tanınırlar
Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur. (RAHMAN/41)
Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı. (KALEM/43)
Sûr’a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız. (TAHA/102)
-
Hem o kıyamet günü görürsün ki, Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzleri kararmıştır. Kibirlenenlerin yeri cehennem değil mi? (ZÜMER/60)
-
Ey Peygamber! Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah’ın gâfil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler.
O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır. (İBRAHİM/42-43)
-
Müminler nurlarından tanınırlar
O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): “Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir.” (denilir) İşte büyük kurtuluş budur!
O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: “Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım?” Onlara: “Arkanıza dönün de nur arayın!” denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır. (HADİD/12-13)
Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
Güler, sevinir. (ABESE/38-39)
-
Kıyamet günü Allah’ın izni olmadan kimse söz söyleyemez
O gün gelince Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onların kimi bedbaht, kimi de mutludur. (HUD/105)
O gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr’a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahmân’ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin. (TAHA/108)
-
Kıyamet saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler.
Allah’a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah’a koştukları ortakları inkâr ederler. (RUM/12-13)
O gün ki, hepsini mahşere toplayacağız, sonra da o şirk koşanlara “Haydi yerlerinize! Siz de, ortak koştuklarınız da!” diyeceğiz. Artık aralarını iyice açmışız. O ortak koştukları şeyler, “Siz bize tapmıyordunuz ki.” diyecekler.
“Şimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Sizin bize ibadet ettiğinizden bizim haberimiz yoktur” (diyecekler). (YUNUS/28-29)
Ve hele o gün Allah onları çağırarak: “Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani, nerede?” diyecektir. (KASAS/74)
Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman onları bir görsen! Rableri onlara şöyle der: “Bu, bir gerçek değil midir?”. Onlar da: “Rabbimize yemin ederiz ki gerçektir” derler. Rableri de onlara: “Öyleyse inkârınız sebebiyle azabı tadın!” der. (EN’AM/30)
Ve o Allah’a ortak koşanlar, ortak koştuklarını (putları) gördükleri zaman: “Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptığımız ortaklarımızdır” diyecekler. Koştukları ortaklar da onlara; “Siz mutlaka yalancılarsınız” diye söz atarlar.
O gün Allah’a teslim bayrağını çekerler, bütün o uydurdukları şeyler kendilerini bırakıp kaybolup gitmişlerdir. (NAHL/86-87)
Ve o (kıyamet) günü Allah kâfirlere şöyle buyuracak: “Ortaklarım ve şefaatçılarınız diye zannettiğiniz putlarınızı çağırın.” Müşrikler onları çağırırlar, fakat kendilerine cevap vermezler. Biz, kâfirlerle ilâhları arasına ateşten bir engel koymuşuzdur. (KEHF/52)
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler. (SAFFAT/24)
O gün hepsini mahşere toplayacağız. Sonra Allah’a ortak koşanlara: ” Hani nerede o Allah’a ortak saydığınız ortaklarınız?” diyeceğiz.
Sonra, (Onlar): “Rabbimiz, Allah’a yemin ederiz ki, biz müşriklerden değildik” demekten başka bir özür bulamayacaklar.
Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitti. (EN’AM/22-24)
O gün Allah onları çağırarak, “Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz, hani nerede?” diyecektir.
(O gün) haklarında azaba itilme, hükmü gerçekleşen kimseler, “Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da öylece azdırdık. (Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bizlere tapmıyorlardı.” derler.
“(Allah’a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın!” denir, onlar da çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karşılarında) azabı görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi!
O gün Allah onları çağırıp “Peygamberlere ne cevap verdiniz?” diyecektir. (KASAS/62-65)
-
Kıyamet günü herkes tek başına sorgulanır
Kıyamet günü onların herbiri Allah’ın huzuruna tek başına çıkacaktır. (MERYEM/95)
-
Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
İşte o yaklaştırılanlar, (VAKİ’A/7-11)
-
Müminlerin kitabı sağdan verilir
Kitabı sağından verilen, “alın okuyun kitabımı..”
“Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim” der.
Artık o hoşnut bir hayattadır.
Yüksek bir cennettedir. (HAKA/19-22)
-
Kafir olanların kitabı soldan verilir
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: “Keşke kitabım verilmeseydi de,
Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı. (HAKKA/25-27)
-
Allah kıyamet günü Şeytanı ve dostlarını haşredecektir
Rabbine andolsun ki biz onları (öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) şeytanları ile beraber elbette ve elbette mahşerde toplayacağız. Sonra onları muhakkak cehennemin etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki cennetlikleri görüp hasret çeksinler) (MERYEM/68)
-
Kıyamet günü hassas teraziler kurulur
Biz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz
Tevbe ve İstiğfar
14 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Hâris bin Süveyd diyor ki:
Abdullah ibn Mes’ud -radıyallahu anh- bize biri Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-den, diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadîs tahdîs etti. Nebiyy-i Ekrem’den olan hadîs-i şerîfi şöyle rivâyet etti:
“Mü’min günâhlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günâhlarını burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür.”
Râvi diyor ki, Ebû Şihâb eliyle burnunun üzerini göstererek bu hadîs-i şerîfi rivayet etti.
Sonra Abdullah ibn Mes’ud diyor ki:
Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbe-sinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. “İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenâb-ı Hakk -celle ve âlâ- Hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâil eyler, demektir.” (1)

Ebû Bekri’s-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh-Hazretleri:
“-Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta’lîm buyur, dedikte Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:
“Şöyle duâ et:
Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur.” (2)
“Gıybetin keffâreti, gıybet etdiğin kimse için istiğfâr etmekliğindir.” (3)
“Yeryüzündekilerde) herhangi bir kimse,
![]()
derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa.” (4)
“Duanın hayırlısı istiğfâr, ibâdetin hayırlısı da” kelime-i tevhîddir.” (5)
“Ya Ali, sana bir duâ öğreteyim mi ki zerreler adedince günâhın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur. Şöyle söyle: (6)

“İstiğfâr, mü’minin sahife-i a’mâlinde nûr gibi parlar.” (7)
“Günâhdan tevbe eden kimse günâh işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar, diğer tarafdan günâhda ısrar eden ise -el-iyâzü billah- Cenâb-ı Hakk ile istihzâ eden kimse gibi olur.”

“Bir kimse kalbi ve kalıbı ile istiğfâra devam ederse Cenâb-ı Hakk o kimsenin gamlarını ferâha ve sıkıntılarını genişliğe tebdîl ederek hiç ummadığı bir taraftan onu rızıklandırır. (8)
![]()
“Tevbe ve istiğfâr ile büyük günâhlar afv olunduğu gibi mükerreren irtikâb edilen küçük günâhlar da, büyük günâhlar arasına dâhil olur.” (9)
“Kalbinde nedâmet olmadığı halde yalnız lisânen edilen istiğfar, yalancılar tevbesidir.” (10)
“Cenâb-ı Hakk’a tevbe ediniz. Muhakkak ki ben günde yüz defa Cenâb-ı Allah’a tevbe ederim. (11)
“Ne mutlu o kimseye ki defter-i a’mâlinde çokça istiğfar bulur.”

“Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah’a tevbe ediniz.” (12)
(1) Buhârî, Deavât, 4
(2) Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16;
(3) Ramûzû’l-ehâdis, 339.
(4) Keşfû’l-hafâ, 2/11, (Haraitî ve Beyhakî’den)
(5) a.e. 281
(6) a.e
(7) Râmûzû’l-ehâdis.
(8) İbn Mâce, Zühd. 30.
(9) Keşfü’l-hafâ, 2/364 (Ebûş-Şeyh ve Deylemî’den) .
(10) Râmûzû’l-ehâdis.
(11) Ebû Dâvud, Vitr, 26; İbn Hanbel, Müsned, 2/450.
(12) İbn Mâce, İkame, 78.
Peygamberimizin Dualarından Örnekler
14 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer

Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan rivâyete göre Peygamber Efendimiz’in duâlarından biri şu duâ idi:
“Yâ Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nûr eyle (bir başka rivayette) benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır, saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır.” (1)
Mugîre bin Şu’be’den rivayet olunduğuna göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-in dualarından biri de şu idi:

“Başka bir ilâh yok, ancak Allah var. O’nun şerîki yoktur. Mülk O’nundur, hamd de O’nundur. O her şeye kaadirdir. Allah’ım, Senin verdiğine engel olacak da yoktur, vermediğini verecek de yoktur. Ve servet sahibi olanlara servetleri sana karşı bir menfaat veremez. Yani servetine güvenerek sana âsî olanları o servetleri kurtaramaz.” (2)
Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan rivâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-e bazı kimseler gelip:
-İnsanlar; yâni Ebû Süfyân ve arkadaşları sizinle muharebe etmek için adam ve silâh toplamışlar, hazırlık yapmışlar. Onlara mukabele edecek derecede kudretiniz yoktur. Onlardan sakınınız diye korkutmak istediklerinde, bu söz mü’minlerin yakîn îmânlarını ve cesaretlerini artırıp, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:
![]()
“Allah bize kâfidir, o ne güzel vekîldir!” buyurdu. Mü’minler de böyle söylediler.” (3)
Enes bin Mâlik -radıyallahu anh-dan rivâyete göre: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in çok kere duâsı:

“Ey Rabbimiz, bize dünyâda da iyilik, güzellik ver, âhirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azâbından koru,” meâlindeki duâ idi. (4)
Ebû Musâ el-Eş’ârîden rivâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle duâ ederlerdi:

“Yâ Rabb, benim hatâlarımı, bilmeden yapdıklarımı, işimde aşırı gitmemi, ve Senin benden çok iyi bildiğin hallerimi mağfiret eyle. Allah’ım, benim latifeleşmelerimi, ciddiyet hallerimi, hatâen ve kasden yaptıklarımı ve bende olan her şeyimi mağfiret eyle!” (5)
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;
“Her kim günde yüz kere:

derse o kimse için on köle azâd etmiş sevabı verilir, yüz hasene yazılır, yüz günâhı silinir, o gün akşam oluncaya kadar bu ona şeytana karşı siper olur. Hiç bir kimse ecir bakımından onu geçemez, ancak bunu ondan fazla söyleyen kimse müstesnâ.” (6)

“Ey, Rabbim! Gayb ilminle ve halk üzerine kudretinle, hayatı benim için hayırlı gördükçe beni yaşat, ölümü benim için hayırlı gördüğün zaman da beni vefât ettir. Ey Rabbim! Gizlide ve açıkda senden haşyetini istiyorum. Rızâ hâlinde de, gadab hâlinde de ihlâs sözünden ayırmamanı istiyorum, fakirlikte de zenginlikte de i’tidâlden ayırmamanı istiyorum. Senden tükenmez bir ni’met, kesilmez bir göz ferahlığı (yüzde açıkça görülen neş’e ve huzûr) istiyorum. Senden beni kazâna râzı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum. Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, sapdırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum. Ey Rabbim! Bizi îmân zîynetiyle süsle, bizi doğru yolda olan hidâyet rehberleri kıl.” (7)
“Ey Ebû Bekr’in kızı! Sana diğer duâları da içinde toplayan duâları söyleyeyim mi? Şöyle duâ et:

“Ey Rabbim! Senden bildiğim ve bilmediğim hayrın hem çabuk, hem geç olanını istiyorum. Ey Rabbim Resûlünün senden istediğini istiyorum, Resûlünün sana sığındığı şeyden ben de sana sığınıyorum. Allah’ım benim için kaza ettiğin şeyin âkibetini doğru yola ulaştır.” (8)
“Sana bir kısım sözler öğreteyim mi ki, Allah Teâlâ kimin hayrını murâd ederse onları ona öğretir, sonra ebediyyen unutturmaz. De ki:

“Ey Rabbim! Ben zayıfım, rızân yolunda benim zaafımı kuvvetlendir. Beni nâsiyemden tutup hayra sevk et. İslâm’ı rızâmın en son noktası kıl. Ey Rabbim, ben zayıfım, beni kuvvetlendir. Ben zelîlim beni azîz kıl. Ben sana muhtacım, beni rızıklandır.” (9)


“Ey Rabbim! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yapdığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyâdan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.” (10)
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- duâasında: “Ey Rabbim! Beni, iyilik ettiği zaman sevinen, kötülük ettiği zaman istiğfar edenlerden kıl.” (11)
Ekseri duâları:

“Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl.” İdi.. (12)
(1) Buhârî, Deavât, 9; Müslim, Müsâfirîn, 181;
(2) Buhârî, Ezân, 155, Deavât, 18; Müslim, Salât,193; Tirmizî, Salât, 108; Muvattâ’, Kader, 8; İbn Hanbel, Müsned,3/87.
(3) Buhârî.
(4) Bakara Sûresi, 201.
(5)Buhârî, Deavât, 60; Müslim, 70.
(6) Buhârî, Ezân, 155; Tecrîd-i Sarîh Terc. 2/910-915.
(7) el-Camiu’s Sağir.
(8) İbn Mâce, Duâ, 4.
(9) Râmüzü’l-ehâdis.
(10) Benzeri hadisler Buhârî, Deavât, 39, vd.
(11) Camiu’s-Sağir.
(12) Tirmizî, Deavât, 85
Kur’ân’da Duâ
14 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

“Ey Resûl-i Ekremim! Benim kullarım “Rabbi-miz uzakta mıdır, yakında mıdır?” diyerek sana beni sordukları zaman sen onlara cevap ver ki: Ben onlara pek yakınımdır. Bana duâ eden kulumun duasını kabul ederim. Duâ ettiğinde benden duâlarının kabulünü istesinler. Ve bana îman etsinler. Umulur ki onlar îmanları ve duâları sebebiyle doğru yola vâsıl olurlar ve irşâd olunurlar. “(Bakara Sûresi, 186)
Fahr-i Râzî, Kâzı Beyzâyi ve Hâzin’in beyânlarına göre ashâb-ı kiramdan bazı kimselerin: “Ya Re-sûlallah! Rabbimiz bize yakîn ise hafif sesle yahud gizlice duâ edelim. Eğer uzak ise yüksek sesle duâ edelim” demeleri üzerine bu âyet-i celîlenin nâzil olduğu mervîdir.
Başka bir rivâyette ise yahûdilerin: “Yâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-! Sen yer ile gök arasını pek uzak haber veriyorsun. Rabbimiz duâmızı nasıl işidir?” demeleri üzerine nâzil olduğu mervîdir. Bu sebeb-i nûzullere göre âyetin ma’nası şöyle olur:
“Ey Resûlüm! Benim kullarım sana benim evsâfımdan suâl edip Rabbimizin lutfu bize yakın mı? Duâmızı gizlice kendi içimizde mi yapalım? Yoksa uzakta mı? Duamızı yüksek sadâ ile yapalım? dediklerinde: “Sen onlara Benim tarafımdan cevâb ver. Ben onların gizli duâlarını işitirim. Zira Benim ilmim onlara pek yakındır. Binâenaleyh onların işlerini bilip sözlerini işiterek hallerine muttali’ olduğumdan duâ eden kimsenin duâsı ihlâs üzere olursa icâbet ederim. Şu hâlde onlar benden icâbet talep etsinler. Ben de onlara icâbet ederim. Senin vâsıtan ile onları îmana davet etdiğimde derhal îman etsinler. Zîra ben onların duâlarına icabet edince onların da benim da’-vetime icabet ve emrime itaat etmeleri vâcibdir ve onlar davetime icabetle doğru yolu muhakkak bulurlar
MÜSLÜMAN ÇOCUGA DINI SUALLER
14 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
|
- İman Nedir? Veya İnanç Nedir?
- Hz.Peygamber’in, Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerin doğruluğunu kabul ve tasdik etmektir.
- Ne zamandan beri Müslümansın?
- “Bela” dediğimiz zamandan beri Müslümanım
- “Bela” zamanı neye derler?
- Misak’a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben:
- Elestü birabbiküm (Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu.
Onlar da:
- Bela (Evet Rabbimizsin) dediler.
O zamandan beri Müslümanım demektir. - Rabbin kimdir?
- Allah
- Seni kim yarattı?
- Allah
- Sen kimin kulusun ?
- Allah’ın kuluyum.
- Allah kaçtır diyenlere ne dersin?
- Allah birdir derim.
- Allah’ın bir olduğuna delilin nedir?
- Sure-i İhlas’ın ilk ayeti kerimesidir.
- Bunun manası nedir?
- Sen söyleki ey Habibim Allah birdir.
- Allah’ın varlığına akli delilin nedir?
- Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.
- Allah’ın zatı hakkında düşünce caiz midir?
- Caiz değildir. Allah’ın ancak sıfatı hakkında düşünülür
- Nereden geldin, nereye gideceksin?
- Allah’dan geldim, Allah’a gideceğim
- Niçin geldin?
- Allah’a kulluk için
- İman-ı yeis nedir?
- Firavun gibi ölürken iman etmektir.
- Bu iman muteber midir?
- Değildir.
- Tevbei yeis nedir?
- İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.
- Bu tevbe muteber midir?
- Muteberdir.
- Dinin hangi dindir?
- İslam dinidir.
- Kitabın hangi kitaptır?
- Kur’an’dır
- Kıblen neresidir?
- Kabe-i Muazzamadır.
- Kimin zürriyetindensin?
- Adem Aleyhisselam’ın zürriyetindenim.
- Kimin milletindensin?
- İbrahim Aleyhisselam’ın milletindenim.
- Kimin ümmetindensin?
- Muhammed Aleyhisselamın.
- Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor?
- Mekke’de doğdu. Elli yaşından sonra Medine’ye hicret etti. Şimdi Medine’de “Ravza-i Mütaharra” sındadır.
- Peygamberimizin kaç adı vardır?
- Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.
- Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?
- Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem’dir.
- Peygamberimizin babasının adı nedir?
- Abdullah’tır.
- Annesinin adı nedir?
- Amine’dir.
- Süt annesinin adı nedir?
- Hz. Hâlime
- Dedesinin adı nedir?
- Abdülmüttaliptir.
- Peygamberimiz kaç yaşında iken Peygamber oldu?
- 40 yaşında.
- Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı?
- 23 sene peygamberlik yaptı.
- Peygamberimiz nerede doğdu?
- Mekke-i Mükerreme’de.
- Hangi tarihte doğdu?
- 571 tarihinde
- Hangi tarihte nereye hicret etti?
- 622 tarihinde Medine’ye hicret etti.
- Fani hayatı hangi yılda kaç yaşında sona erdi?
- 632 yılında, 63 yaşında sona erdi.
- Peygamberimizin kaç kızı vardı?
- Dört . Zeynep,Rukiyye, Ümmü Gülsüm,Fatıma (r.a.)’dir.
- Peygamberimizin kaç oğlu doğdu?
- Üç. Kasım, Abdullah (Tayyip), İbrahim (r.a) hazretleridir.
- Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır?
- İki. Hasan ve Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.
- Bunlar kimin çocuklarıdır?
- Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)’nındır.
- Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın?
- 1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4) Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş
Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (r.a) - Peygamberimizin hanımları bizim neyimiz olur?
- Onlar bütün müminlerin annesidir.
- Peygamberimizin ilk hanımı kimdir?
- Hz.Hatice (r.a.) validemizdir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.
- Peygamberimizin son hanımı kimdir?
- Hz. Aişe (r.a.) validemizdir.
- Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız?
- Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam’ı yaymaktır.
- Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir?
- Hz. Aişe (r.a)’dır.
- Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir?
- Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem’dir.
- Allah’ın emrettiği şeylerin en önemlisi nedir?
- Tevhid’dir.
- Tevhid nedir?
- Allah’ı bir bilmek, yalnız ona kulluk etmektir.
- Allah’ın yasakladığı en büyük günah nedir?
- Şirk’tir.
- Şirk nedir?
- Allah’a ortak koşmak, başka Tanrı olduğunu söylemek
- Peygamber kime denir?
- Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah’ın vazifelendirdiği zata denir.
- Allah, peygamberleri niçin gönderdi?
- Şirkten korumak, tevhide çağırmak için
- Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır?
- Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.
- En büyük peygamberler kaçtır?
- 5 dir. Hz.Muhammed (a.s.), Hz.Nuh (a.s.), Hz.İbrahim (a.s.), Hz.Musa (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) dır.
- Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır?
- YirmiBeş (25)
- İsimlerini sayarmısınız?
- Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.
- Peygamberimiz bir millete mi yoksa bütün insanlığa mı gönderildi?
- Bütün insanlığa gönderildi.
- Resul nedir?
- Kendisine ALLAH c.c. tarafından kitap verilen peygamberlerdir.
- Nebi nedir?
- Kendisinden önce veeya zamanındaki resulun şeriatına tabi olan peygamberdir. Her resul aynı zamanda nebidir, fakat her nebi resul değildir. Her resul aynı zamanda nebidir. Fakat her nebi resul değildir. Her ikisine peygamber denir.
- İlk Nebi ve Resul kimdir?
- Âdem (a.s.) dır.
- İnsanlar öldükten sonra ne olacaklar?
- Dirilecekler
- Dirildikten sonra ne olacaklar?
- Dünyada yaptıklarının mükafatını veya cezasını görecekler.
- Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan kimse ne olur?
- Dinden çıkar, kâfir olur.
- Melek nedir?
- Allah’ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.
- Dört büyük melek hangileridir?
- Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)
- Meleklerin görevleri nelerdir?
- Allah’a hamd etmek, O’nu tesbih etmek, O’nu zikr etmek. O, ne emrediyorsa onu yapmaktır. Bazı meleklerin özel görevleri vardır.
- Cebrail’in görevi nedir?
- Peygamberlere vahiy ve kitap getirir.
- Mikail’in görevi nedir?
- Tabiat olayları, rızık taksimatıyla görevlidir.
- İsrafil’in görevi nedir?
- Kıyamette Sur’a üflemek
- Azrail’in görevi nedir?
- Allah’ın emriyle can almak
- Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir?
- Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur’an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.
- Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir?
- Cenab-ı Hakk’ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.
- Ashâb Ne Demektir?
- Hz.Peygamber’i gören ve onunla sohbet eden müslümanlardır.
- Mezhep kaçtır?
- İkidir.
- Nelerdir?
- İtikatta mezhep, amelde mezhep.
- Itikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir?
- İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü’l Hasani’l Eşari Hazretleridir.
- Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?
- Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.
- İtikatta mezhebin nedir?
- Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.
- Itikad nedir?
- İnanma, gönülden tasdîk etme demektir. İtikadî konular denilince, iman esasları akla gelir.
- Amelde mezhebin nedir?
- Hanefi mezhebidir.
- Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir?
- Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.
- Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir?
- Ebü’l Hasani’l Eşari Hazretleridir.
- Kaç tane kandil vardır, nelerdir?
- Beş tane kandil vardır.
Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.
Regaib Kandili : Hz. Amine’nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.
Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah’ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.
Berat Kandili : Kur’an-ı Kerim’in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.
Kadir Gecesi : Kur’an-ı Kerim’in dünya semasından Peygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.- Kabir suali kime sorulmaz?
- Peygamberlere, çocuklara ve delilere
- Abdest Nedir?
- Dirsekler ile beraber ellerin, yüzün, topuklarıyla beraber ayakların temiz su ile yıkanması ve başın meshedilmesidir.
- Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız?
- Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.
- Sehiv (Yanılma) Secdesi Ne Demektir?
- Yanılma, unutma veya dalgınlık gibi haller nedeniyle namazın farzlarından birinin ertelenmesi, vaciplerinden birinin terk
edilmesi veya ertelenmesi durumunda namazın sonunda yapılan secdedir.- Rekat Nedir?
- Namazın kıyam, rükû ve secdelerinden oluşan her bir bölümüdür.
- Secde Nedir?
- Namaz kılanın, ayak parmaklarını, dizlerini, ellerini, alnını ve burnunu yere koyması ile oluşan durumdur.
- Rükû Nedir?
- Namazda eller dizlere erecek ve sırt ile baş, düz bir satıh oluşturacak biçimde öne doğru eğilmektir.
- Tahiyyata oturmak Ne Demektir?
- Namazların ikinci ve son rekatından sonra tahiyyât duasını okuyacak kadar bir süre oturmaktır
- Terâvih Namazı Nedir?
- Ramazan ayında , yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır.
- İmsak Nedir?
- Oruç niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan şeylerden uzak durmaktır.
- İftar Nedir?
- Oruç açmaktır.
- Sahur Nedir?
- İkinci tan yeri ağarmasından az önceki vakit ve bu vakitte yenen yemektir.
- Orucun Kazası Ne Demektir?
- Vaktinde tutulamayan oruçların daha sonra gününe gün olarak tutulmasıdır.
- Orucun Kefareti Nedir?
- Ramazan’da mazeretsiz olarak kasten orucu bozmanın cezası olarak peş peşe tutulan altmış gün oruçtur. Buna gücü
- yetmeyenler altmış fakiri sabahlı akşamlı doyururlar.
- Minber Nedir?
- Camilerde İmam-Hatiplerin cuma ve bayram hutbesi okudukları basamaklı yüksekçe yerdir.
- Mihrap Nedir?
- Camilerde kıble yönünde bulunan ve İmam-Hatibin namaz kılarken durduğu bölümdür.
- Kürsü Nedir?
- Camilerde vaizlerin va’z sırasında oturdukları yüksekçe yerdir.
- Hutbe Nedir?
- Cuma ve Bayram günlerinde hatibin yaptığı konuşmadır.
- Mukâbele Nedir?
- Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.
- Sûre Nedir?
- Kur’an’ın, birbirinden besmele ile ayrılan her bir bölümüdür.
- Ayet Nedir?
- Kur’an-ı Kerim’de durak işaretleri arasındaki cümle ya da ifadelerdir.
- Farz Nedir?
- Dinen yapılması kesin olarak istenen şeydir.
- Vâcib Nedir?
- Farz kadar kesin olmayan, yapılması istenen şeylerdir.
- Sünnet Nedir?
- Peygamber Efendimiz’in yaptığı ve müslümanlardan da yapılmasını istediği dinî görevlerdir.
- Hadis Nedir?
- Hz.Peygamberin sözleri veya O’nun fiil ve onaylarının sözle ifadesine denir.
- Mübah Nedir?
- Dînen yapılıp yapılmaması serbest bırakılan şeydir.
- Haram Nedir?
- Dinen yapılması kesin olarak yasaklanan şeydir.
- Helal Nedir?
- Dini bir terim olarak Dinen izin verilmiş, hakkında dini bir yasaklama ve kısıtlama bulunmayan davranışı ve onun dini-hukuki hükmünü ifade eder.
- Mekruh Nedir?
- Dinen yapılmaması uygun olan işlerdir.
- Müstehab Nedir?
- (Mendup) Hz.Peygamber’in bazen yaptığı, bazen de yapmadığı dini içerikli işlerdir.
- Teyemmüm Nedir?
- Abdest ya da boy abdesti almak için su bulunmadığı veya bulunup da kullanma imkanı olmadığı durumlarda, niyet edilerek
temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri sürüp yüzü ve kolları meshetmektir.- Gusül Nedir?
- Ağızı, burnun içini ve bütün bedeni yıkamaktır.
- Zekat Nedir?
- Dinen zengin sayılan müslümanların, belirli yerlere sarfedilmek üzere, mallarından vermekle yükümlü olduğukları belli paydır.
- Hatim Nedir?
- Kur’an-ı Kerim’in baştan sona kadar okunup bitirilmesidir.
- Kâbe nedir?
- Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Mekke’deki Mescid-i Haram’ın içinde bulunan, Hz.İbrahim ile oğlu Hz.İsmail
- (A.S.) tarafından inşa edilmiş olan mukaddes ma’bettir.
- Kıble nedir?
- Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri taraf, Kâbe cihetidir.
- Adak Nedir?
- Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir.
- Kurban Nedir?
- Allah’a yakın olmak ve rızasına ermek için ibadet niyetiyle kurbanlık bir hayvanı kesmektir.
- Yemin Kefareti nedir?
- Yemin keffareti ile ilgili olarak Allah CC maide süresinin 89. Ayetinde Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, bir köle azat etmektir ya da orta hallisinden on fakiri giydirmek veya onlaru doyurmaktır. Kim (bu imkanı) bulamazsa onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.
- Bid’at nedir?
- Dinin aslından olmadığı halde dindenmiş gibi algılanan şeylerdir.
- Ahlâk nedir?
- Bir kişinin iyi veya kötü olarak nitelenmesine sebep olan manevî değerleri, huyları ve bunların tesiri ile ortaya koyduğu
davranışların bütünüdür.- İbadet Nedir?
- Allah’a gönülden, isteyerek yönelmek ve karşılığında sevap vadedilen dinî görevleri ve amelleri Allah’ın rızasını kazanmak
amacıyla yerine getirmektir.- Mü’min Kime Denir?
- Allah’a, Hz.Peygamber’e ve O’nun haber verdiği şeylere gönülden inanıp, kabul ve tasdîk eden kimsedir.
- Münafık Kime Denir?
- Kalben inanmadığı halde, dili ile mümin olduğunu söyleyen kimsedir.
- Kâfir Kime Denir?
- İslam dininin temel esaslarını kabul etmeyen, Hz.Peygamber’in, Yüce Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hususları inkar
eden kimsedir.- Mushaf Ne demektir?
- Kur’an-ı Kerim’in, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile bittiği şekliyle iki kapak arasında toplanmış haline mushaf denir.
- Mucize Ne Demektir?
- Peygamberlerin, peygamber olduklarını ispat için Allah’ın izni ile gösterdikleri hiçbir insanın benzerini yapamayacağı
harikulade hallerdir.- Kıyamet Ne Demektir?
- Yüce Allah’ın belirlediği zaman gelince kâinat düzeninin bozulup yıkılması ve dünyanın sonunun gelmesidir.
- Mahşer Ne Demektir?
- Öldükten sonra dirilen insanların toplanacağı yerdir.
- Kader Ne Demektir?
- Yüce Allah’ın ezelden ebede kadar meydana gelecek olayları, bunların zamanını, yerini, miktarını ve niteliklerini ezelî ilmi ile
bilip takdîr etmesidir.- Kaza Ne Demektir?
- Yüce Allah’ın ezelî ilmiyle takdîr ettiği şeylerden her birinin zamanı gelince o takdire uygun olarak yaratmasıdır.
- Kaç Çeşit İbadet Vardır?
- İbadetler bedenî, malî ve hem bedenî hem malî İbadetler olmak üzere üç çeşittir.
- Nafile, Kaza Nedir?
- Nafile; farz, vacib ve sünnet ibadetlerin dışında sevap kazanmak için yapılan tüm ibadetlerdir.
- Kaza; vaktinde yerine getirilememiş olan farz bir ibadetin vaktinden sonra yerine getirilmesidir.
- Cennet, Cehennem, Sırat-ı Müstekîm, Berzâh Ne Demektir?
- Cennet; Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınanların konulacağı ebedi mükafat yeridir.
- Cehennem; Azap yeridir. Allah u Tealayı tanımayanlar ve O’na karşı gelenler burada bitmek bilmeyen bir şekilde azap adileceklerin yeridir. İman edipte günahlari fazla gelenlerinde cezalarini cekecek kadar kalacaklari yerdir.
- Sırat-ı Müstakîm; Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de beyan ettiği dosdoğru yoldur.
- Berzah; ölümle kıyamet arasındaki zaman dilimidir.r.r.
- Amin Ne Demektir?
- Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.
- Günah Nedir?
- Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan amel, söz ve davranışlardır.
- Sevap Nedir?
- Allah’ın emir ve yasaklarına uygun olan amel, söz ve davranışlardır.
- Esmâ-i Hüsnâ Nedir?
- Yüce Allah’ın en güzel isimleri anlamına gelir.
- Yeryüzünde İlk Mabed Neresidir?
- Yer yüzende ilk mâbed, Kâbe-i Muazzama’dır.
- Kelime-i Tevhit Ne Demektir?
- Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun elçisidir” anlamındaki “Lailâhe illâllah, Muhammedürresûlullah” ifadesidir.
- Kelime-i Şehadet Nedir?
- “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim” anlamındaki, “Eşhedü
en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” ifadesidir.- Hayır Nedir?
- Hayır, Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan güzel amellerdir.
- Kul Nedir?
- Allah’ın hüküm ve tasarrufu altındaki tüm insanlar demektir.
- Allah’ın Rızası Ne Demektir?
- Yapılan herhangi bir işten Allah’ın hoşnut olmasıdır.
- Duâ Nedir?
- Kulun istek ve arzularını uygun bir üslupla Allah’a arzetmesidir.
- Câiz Nedir?
- Yapılması dinen yasak olmayan şeydir.
- Tefsir nedir?
- Kur’an-ı Kerim’i usûlüne göre açıklamak ve yorumlamak demektir.
- Meâl nedir?
- Her yönüyle aynen aktarılması mümkün olmayan bir sözün başka bir dile yaklaşık olarak çevirisidir. Özellikle Kur’an
tercümeleri için kullanılmaktadır.- Sadaka Nedir?
- Zekat dışında ibadet niyetiyle fakirlere yapılan yardımlardır.
- Takvâ Nedir?
- Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmaktır
Sifa için okunacak duâlar
14 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Sifa için okunacak duâlar
Hasta, sabâh ve yatsi namazlarindan sonra, abdestli olarak üç istigfâr, sonra üç Fâtiha okuyup söyle duâ yapar:
1.dua
“Elhamdülillâhi Rabbil’âlemîn vessalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecma’în.
Yâ Erhamerrâhimîn. Yâ Rabbî! Okudugum Fâtiha-i serîfeleri hediyye eyledim. Kabûl eyle. Hâsil olan sevâblari, sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmin ve Âlinin ve Eshâbinin ve bütün âlimlerin ve sâlihlerin ve velîlerin rûhlarina hediyye eyledim vâsil eyle. Bilhâssa Imâm-i a’zam Ebû Hanîfenin ve Abdülkâdir-i Geylânînin ve Imâm-i Muhammed Gazâlînin ve Ebû Bekr-i Siddîkin ve Selmân-i Fârisînin ve Kâsim ve Ca’fer-i Sâdik ve Bâyezid-i Bistâmî ve Ebül Hasen Harkânî ve Ebû Alî Farmedî ve Yûsüf-i Hemedânî ve Abdülhâlik Goncdevânî ve Ârif-i Rîvegerî ve Mahmûd Encirfagnevî ve Alî Râmitenî ve Muhammed Bâbâ Semmâsî ve Seyyid Emîr Gilâl ve Seyyid Muhammed Behâüddîn-i Buhârî ve Alâüddîn-i Attâr ve Ya’kûb-i Çerhî ve Übeydullâh-i Ahrâr ve Kâdi Muhammed Zâhid ve Dervîs Muhammed ve Hâcegî Emkengî ve Muhammed Bâkî Billâh ve Imâm-i Rabbânî Ahmed Fârûkî ve Muhammed Ma’sûm ve Seyfeddîn ve Seyyid Nûr Muhammed ve Mazher-i Cân-i Cânân ve Abdüllah-i Dehlevî ve Hâlid-i Bagdâdî ve Seyyid Abdüllah semdînî ve Seyyid Tâhâ-i Hakkârî ve Seyyid Muhammed Sâlih ve Seyyid Fehîm-i Arvâsî ve Seyyid Abdülhakîm ibni Mustafâ hazretlerinin rûhlarina hediyye eyledim, vâsil eyle yâ Rabbî. Bu velîlerin, bu sevdiklerinin hâtirlari ve hurmetleri için benim derdime devâ ve sifâ ihsân eyle, beni bu marâzdan halâs eyle, bana sihhat ve âfiyet ve emânet ve güzel ahlâk ve kaderine rizâ ihsân eyle yâ Rabbî, âmîn. Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn.”
Bismillâhirrahmânirrahîm.
2.dua
Yâ Rabbî! Hastaligim sebebi ile düsmanlarimi sevindirme. Kur’ân-i kerîmi benim için sifâ ve devâ eyle. Ben hastayim, sen ise devâ ihsân edicisin. Yâ Rabbî! i’timâd ve ümmîdim Sensin. Senin hakkindaki hüsn-i zannimi sifâm kil. Yâ Rabbî! Aklimi ve dînimi muhâfaza eyle. Azâmetin hürmetine yakînimi, ya’nî seksiz sübhesiz îmânimi dâim eyle. Bana yetecek kadar halâl rizk ihsân eyle. Bana eziyyet verecek kimselerin kötülügünü, serrini benden uzak kil. Beni doktorlara muhtâc etme. Yer yüzünde (hayâttayken) hatâ ve kusûrlarimi setreyle. Kabre girdigim zamanda bana merhamet eyle. Yâ Rabbî! Kiyâmet ve hesâb gününde beni bagisla, bana magfiret eyle. Besmele-i serîf yolumdur. Allahü teâlânin Rahmân sifati mesnedim,
Sifa için okunacak duâlar
Hasta, sabâh ve yatsi namazlarindan sonra, abdestli olarak üç istigfâr, sonra üç Fâtiha okuyup söyle duâ yapar:
1.dua
“Elhamdülillâhi Rabbil’âlemîn vessalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecma’în.
Yâ Erhamerrâhimîn. Yâ Rabbî! Okudugum Fâtiha-i serîfeleri hediyye eyledim. Kabûl eyle. Hâsil olan sevâblari, sevgili peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmin ve Âlinin ve Eshâbinin ve bütün âlimlerin ve sâlihlerin ve velîlerin rûhlarina hediyye eyledim vâsil eyle. Bilhâssa Imâm-i a’zam Ebû Hanîfenin ve Abdülkâdir-i Geylânînin ve Imâm-i Muhammed Gazâlînin ve Ebû Bekr-i Siddîkin ve Selmân-i Fârisînin ve Kâsim ve Ca’fer-i Sâdik ve Bâyezid-i Bistâmî ve Ebül Hasen Harkânî ve Ebû Alî Farmedî ve Yûsüf-i Hemedânî ve Abdülhâlik Goncdevânî ve Ârif-i Rîvegerî ve Mahmûd Encirfagnevî ve Alî Râmitenî ve Muhammed Bâbâ Semmâsî ve Seyyid Emîr Gilâl ve Seyyid Muhammed Behâüddîn-i Buhârî ve Alâüddîn-i Attâr ve Ya’kûb-i Çerhî ve Übeydullâh-i Ahrâr ve Kâdi Muhammed Zâhid ve Dervîs Muhammed ve Hâcegî Emkengî ve Muhammed Bâkî Billâh ve Imâm-i Rabbânî Ahmed Fârûkî ve Muhammed Ma’sûm ve Seyfeddîn ve Seyyid Nûr Muhammed ve Mazher-i Cân-i Cânân ve Abdüllah-i Dehlevî ve Hâlid-i Bagdâdî ve Seyyid Abdüllah semdînî ve Seyyid Tâhâ-i Hakkârî ve Seyyid Muhammed Sâlih ve Seyyid Fehîm-i Arvâsî ve Seyyid Abdülhakîm ibni Mustafâ hazretlerinin rûhlarina hediyye eyledim, vâsil eyle yâ Rabbî. Bu velîlerin, bu sevdiklerinin hâtirlari ve hurmetleri için benim derdime devâ ve sifâ ihsân eyle, beni bu marâzdan halâs eyle, bana sihhat ve âfiyet ve emânet ve güzel ahlâk ve kaderine rizâ ihsân eyle yâ Rabbî, âmîn. Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn.”
Bismillâhirrahmânirrahîm.
2.dua
Yâ Rabbî! Hastaligim sebebi ile düsmanlarimi sevindirme. Kur’ân-i kerîmi benim için sifâ ve devâ eyle. Ben hastayim, sen ise devâ ihsân edicisin. Yâ Rabbî! i’timâd ve ümmîdim Sensin. Senin hakkindaki hüsn-i zannimi sifâm kil. Yâ Rabbî! Aklimi ve dînimi muhâfaza eyle. Azâmetin hürmetine yakînimi, ya’nî seksiz sübhesiz îmânimi dâim eyle. Bana yetecek kadar halâl rizk ihsân eyle. Bana eziyyet verecek kimselerin kötülügünü, serrini benden uzak kil. Beni doktorlara muhtâc etme. Yer yüzünde (hayâttayken) hatâ ve kusûrlarimi setreyle. Kabre girdigim zamanda bana merhamet eyle. Yâ Rabbî! Kiyâmet ve hesâb gününde beni bagisla, bana magfiret eyle. Besmele-i serîf yolumdur. Allahü teâlânin Rahmân sifati mesnedim, arkadasimdir. Bana dokunan her türlü kötülükden, dügümlere üfüren büyücülerin serrinden ve hasedcilerin hasedlerini ortaya koyduklari zaman, onlarin kötülüklerinden Rahîm sifatin ile beni koru. Allahim! Sen birsin. serîkin ve nazîrin yokdur.
arkadasimdir. Bana dokunan her türlü kötülükden, dügümlere üfüren büyücülerin serrinden ve hasedcilerin hasedlerini ortaya koyduklari zaman, onlarin kötülüklerinden Rahîm sifatin ile beni koru. Allahim! Sen birsin. serîkin ve nazîrin yokdur.
Teyemmümün Sünnet Üzere Yapılması
21 Ağustos 2010 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Sünnete uygun bir teyemmüm, aşağıdaki şekilde yapılır:
1) Teyemmüme başlarken Besmele getirip namaz için tahareti niyet etmelidir.
(Hanbelîlere göre, Besmeleyi okumak vacibdir, bunu yapmayınca teyemmüm olmaz.)
2) Parmaklar açık olduğu halde iki eli toprağa vurduktan sonra ileri sürüp geri çekmelidir.
3) Elleri kaldırınca, eğer fazla tozlanmışlarsa onları yan yana getirip birbirine hafifçe vurmalı. Bu şekilde ellerdeki tozlar silkildikten sonra, bu ellerle bütün yüzü meshetmelidir.
4) İlk vuruşta yapıldığı gibi elleri yine temiz toprağa tekrar vurduktan sonra silkmeli ve sol elin baş parmağını ayırarak diğer parmakların iç tarafları ile sağ elin parmak uçlarından başlayarak kolun dış tarafını dirseklere kadar çekip meshetmeli. Sonra yine sağ elin iç tarafına dönerek sol elin baş parmağı ile serçe parmağını halka ederek baş parmakla beraber elin ayası ile dirsekten bileğe kadar elin iç tarafını meshetmeli. Baş parmağı daha ileriye yürüterek sağ elin baş parmağının üstünü de meshetmelidir.
5) Sol elle sağ elin meshedilişi gibi, aynen sağ elle de sol eli meshetmelidir.
6) Açıklandığı şekilde teyemmümde sıra gözetilerek önce yüzü, sonra kolları meshetmeli ve bu işlemde kesinti yapmamalıdır
Sargı Üzerine Mesh
21 Ağustos 2010 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Kırılan veya yarası bulunan bir uzvu (organı) yıkamak zarar verince, kırık üzerindeki tahtaya veya yara üzerindeki sargıya, hem abdest ve hem de gusül için bir kez meshedilir. Bu mesh de zarar verirse, terk edilir.
Elde, tırnakta ve diğer uzuvlarda bulunan herhangi bir yara üzerine konulmuş sakız, pamuk gibi şeylerin veya ilâçların üzerine de zaruret halinde bir kere mesh yapılır. Bunlara sıcak su zarar vermiyorsa, mesh yeterli olmaz, yıkamak gerekir. Yapılacak meshin bütün sargıyı kaplaması gerekmez; çoğunluğunu meshetmek kâfi gelir.
Sargıyı çözmek zarar veriyorsa, özürlü yerin etrafını sargı altından yıkamak gerekmez. Bunlardan açık bulunan yerleri meshetmek yeterlidir.
Böyle bir sargı üzerine yapılan mesh için belli bir müddet yoktur. Özür devam ettiği müddetçe sargı üzerine mesh yapılır. Bu sargının taharet hali üzere (abdestli olarak) sarılmış olması da şart değildir.
Bir sargı üzerine mesh yapıldıktan sonra sargı değiştirilirse, tekrar mesh gerekmez. Yine bir sargıya mesh yapıldıktan sonra, onun üzerine başka bir sargı daha sarılmış olsa, yeniden bir mesh daha yapılmaz. Henüz özür kalkmadan sargı açılsa, mesh bozulmuş olmaz.
Bir özürden dolayı iki ayaktan biri üzerine mesh yapılınca, diğerini yıkamak gerekir. Çünkü bu mesh de yıkamak hükmündedir.
Özür tamamen kalkınca, mesh bozulmuş olur, artık sargı üzerine mesh yapılmaz. Yerinin yıkanması gerekir.



