Nasıl bir düğün istediğinize karar verin

23 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Kadinca

Sizi en iyi yansıtacak düğünü bulmak için çok detaylı inceleme yapmanızı öneririm. Bazen düğün organizatörleri, ailenizin ve arkadaşlarınızın, olacak olan düğününüz ile ilgili fikirlerinden ve araştırmalarınızdan çıkan farklı fikirler kafanızı karıştırıp bunalmanıza sebep olabilir. Hal bu ki düğününüzün hazırlıkları sırasında mutlaka stressiz olmalısınız ve acele karar vermemelisiniz. O yüzden sizlere bu yazıda bazı konseptler önereceğim. Hepimizi bir çok düğüne davet edildik, gittik ve izledik
farklı bir konseptle ilerlemek. Size iki yeni konseptten bahsedeceğim; aslında yeni ortaya çıkmış değil, fakat ülkemizde pek uygulanmayan, daha doğrusu birçok insanın hayal ettiği fakat uygulamaya korktuğu konseptler:

PLAJ’DA DÜğÜN

Ülkemizin üç tarafı denizler ve kumsallar ile çevrili olmasına rağmen daha çok tropik ülkelerde kullanılan “beach wedding” konsepti geleneksellikçiliğimiz ve çevrenin etkisiyle fazla uygulanmamış bir konsepttir. Fazla uygulanmamasından dolayı da konu ile ilgili bilgi sahibi organizatör ve mekanların tecrübe eksikliği, “beach wedding” konseptine bir pazar yaratamamıştır.

Halbuki bir miktar yardım alarak hayallerinizdeki plaj düğününü yapmak çok kolay. Yaz sezonunda her tarafımız mükemmel dizaynı olan plaj işletmeleriyle dolu.

Her gelin adayı, düğün hayalleri kurarken mutlaka gözünün önüne masmavi bir deniz kenarında, müthiş bir kumsalda, üzerinde gelinlik, yakışıklı damadın elinden tutmuş, ellerinde ayakkabılarla yürüdükleri gelir. Eğer siz bu hayali gerçekleştirmek istiyorsanız size önereceklerimi dikkate alarak fazla zorlanmadan hayata geçirebilirsiniz.

• Plaj yakınlarında misafirlerin gerektiğinde konaklayabilecekleri olanaklar var olmalı.www.kadinca.net

• Mutlaka misafirlerinizi için servis aracı ayarlamalısınız.

• Eğer plaj size yiyecek hizmeti vermiyorsa, anlaşacağınız catering firmasını götürüp yerinde inceleme yaptırarak, anlaşmanızda her eksik ve ihtiyaca yer verin.

• Giyim tarzı belirleyip misafirlerinize bildirin.

• Gelinliğinizi plajda rahat kullanabileceğiniz şekilde yaptırın.

• Denizden ulaşım olanaklarını araştırın.

• Müzik seçiminde konsepte uygun tercihler yapın..

• Unutmayın ki, plaj düğünlerinde şehir içi olmamasından ötürü, saat ve ses sınırı yok! Bu yüzden gece partiye önem verin.

• Yemek yenilecek alanın kapalı olması gerektiğini gözden kaçırmayın. Kimseyi kumların üzerinde yemek yemek zorunda bırakmayın.www.kadinca.net

• Önerilerini ve tecrübelerini paylaşabileceğiniz bir düğün organizatörü “wedding planner” kiralayın.

ADA’DA DÜğÜN

Beach Wedding’e çok benzeyen fakat arasındaki küçük nüanslar sayesinde farklı kılan diğer bir konseptte “Ada Düğünü”.

Ada düğününde insanlara sabahtan başlayarak akşama kadar sürecek bir eğlence sunabilirsiniz. Erken saatlerde aileniz ve yakın arkadaşlarınızla yapacağınız bir brunch, öğlen faytonla ada gezisi akşamın bütün stresini alır. Akşam adada yine Adalar ve deniz manzaralı bir alanda, belki bir plajda düğün yapmak çocuklarınıza anlatacağınız mükemmel bir anıdır. ıstanbul’da buna en uygun ada Sedef Adası’dır. Daha sakin, biz bize olabileceğiniz, çevreye rahatsızlık vermeyeceğiniz ve çevreden zarar görmeyeceğiniz mükemmel bir ada.

Yine “beach wedding” de olduğu gibi Ada’ da yapacağınız düğünler için de dikkat etmeniz gereken bazı konular olacak.www.kadinca.net

• Hava şartlarında çok zorlanmayan bir ada seçin.

• Seçeceğiniz mekan size kapalı bir alan veya mekanı kapatma opsiyonu sunmalı.

• Ulaşım konusundaki tüm olanakları öğrenin ve servis sağlayın.

• Konaklama opsiyonlarını dikkate alın

Erkekler nelerden hoşlanmaz

12 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Erkekce

TV’DE MAÇ SEYREDERKEN SÜREKLİ EKRANIN ÖNÜNDEN GEÇİP DURUYOR.
* BENİ GEREKSİZ YERE UYANDIRIYOR.
* BENİM KAZAKLARIMI,GÖMLEK VE TİŞÖRTLERİMİ GİYMEYE BAYILIYOR.
* HER ŞEYİ PROGRAMLI OLARAK YAPIYOR.
* TAM BİR TİTİZLİK HASTASI.
* SÜREKLİ ALIŞVERİŞ YAPIYOR.
* SAÇLARIYLA ÇOK UĞRAŞIYOR.
* TAKMA KİRPİKTEN NEFRET EDİYORUM.
* PEMBE DİZİLERİ KAÇIRMIYOR.
* BENİ KÖTÜ BABALIK İLE SUÇLUYOR.
* ADET DÖNEMİNDE ÇEKİLMEZ OLUYOR.
* ARKADAŞLARI VE AİLESİYLE TELEFONDA ÇOK UZUN SÜRE KONUŞUYOR.
* ANNESİNE HER ŞEYİ ANLATIYOR.
* EVDEN ÇIKMASI 1 SAATİ BULUYOR.

Erkeklerin Zor Anları

12 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Erkekce

Batılı hemcinslerimiz bizim gibi politik ve ekonomik krizlerle uğraşıp vakitlerini heba etmedikleri için hayatla ilgili daha derin konulara eğilme şansı buluyorlar. Aşağıda bu türden, hepimizin bilmesinin çok faydalı olacağına inandığım bir yazının çevirisi var.

İnsan bu tür yazıları okuyunca ister Türkiye’de ister dışarda olsun ne kadınların nede erkeklerin farklı olmadığını kolayca görebiliyor. Onlar bizim tatlı belalarımız, bizde onların iflah olmaz ve düzeltmek için hayat boyu uğraşacakları erkekleriyiz :)

Ve “Erkekler için cevaplanması en zor 5 Soru”:

1) Ne düşünüyorsun?
2) Beni seviyor musun?
3) Şişman mı görünüyorum?
4) Sence o benden daha mı sevimli?
5) Ben ölsem ne yapardın?

Bu soruları zor kılan, yanlış cevaplanması (diğer bir deyişle doğruların söylenmesi) durumunda sorulardan herhangi birinin büyük bir kavganın patlamasına yol açması garantisidir. Bu yüzden, önemli bir toplum hizmeti olarak, her soru olası cevapları ile birlikte aşağıda analiz edilmektedir.

Soru 1: Ne düşünüyorsun?
Bu sorunun doğru cevabı tabii ki : “Sessizliğimi bağışla sevgilim, sadece ne kadar sıcak, inanılmaz, düşünceli, sevecen ve de akıllı bir kadın olduğunu ve sana rastlamakla ne kadar şanslı olduğumu düşünmekteydim.”

Tabii ki bu cevap aşağıdaki olası gerçeklerle alakasızdır :
a. Futbol.
b. Atyarışı.
c. Ne kadarda şişmansın…
d. İşyerindeki yeni kız ne kadarda tatlı.
e. Ölürsen sigorta parasını nasıl harcarım acaba?

(Belki de bu soruya verilebilecek en doğru cevabı “Evli ve çocuklu dizisindeki Al Bundy Peg’e vermiştir: “Eğer ne düşündüğümü bilmeni isteseydim, seninle konuşuyor olurdum!”

Soru 2: Beni seviyor musun?
Doğru cevap tabii ki: “EVET!” ya da daha detaylı bir cevap vermeye hazırsanız : “Evet, hayatım!” Yanlış cevaplar arasında ise şunlar sayılabilir:
a. Ohhh, anam avradım ölsün ki evet.
b. Evet dersem kendini daha iyi hissetmeni mi sağlayacağım?
c. Bu senin sevgiden ne kastettiğine bağlı.
d. Ne fark eder ki?
e. Kim, Ben mi?

Soru 3: Şişman mıyım?
Doğru cevap hararetli bir: “Tabiiiii ki hayır!” olacak. Yanlış sayılacak cevaplar ise:
a. Kime ya da neye kıyasla?
b. Şişman diyemeyeceğim ama herhalde zayıfta sayılmazsın
c. Biraz fazla kilo sana yakışıyor
d. Daha şişmanlarınıda gördüm
e. Soruyu tekrar edebilir misin, ölürsen sigorta parasını nasıl harcayacağımı düşünüyordum da…

Soru 4: O, benden daha mı güzel?
Bir kere daha doğru cevap hararetli bir : “Tabiii ki hayırrrr!” olacak. Durumu kurtarmanıza kesinlikle yardımcı olmayacak cevaplar ise:
a. Evet, ama sen daha iyi bir karaktere sahipsin.
b. Daha güzel değil, ama kesinlikle daha ince.
c. Onun yaşında iken sen daha güzeldin.
d. Güzelden kastın nedir?
e. Soruyu tekrar edebilir misin, ölürsen sigorta parasını nasılharcayacağımı düşünüyordum da…

Soru 5: Ben ölürsem ne yaparsın?
İşte bu ne derseniz deyin, kesinlikle sıyıramayacağınız bir soru.(Doğru cevap ise tabii ki üstü açık bir BMW satın almak! :)

Aldatma ve Adrenalin

12 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Erkekce

Kimisi bungee jumping yapar, kimisi paragliding yapar, kimisi rafting…

Ben aldatıyorum. Ve bu sporlarda insanın adrenalini ne kadar yükseliyorsa, aldatma bende de aynı etkiyi yapıyor.

Düşünsenize… İşyerimdeki masamda karşımda sevgilim oturuyor. O sırada ben ICQ”da bir başka sevgilimle konuşuyorum. Tam o sırada masamdaki telefon çalıyor. Bir başkası bana akşam için ne program yapalım diye soruyor. Daha ona yanıt veremeden cep telefonumdan bir başkası…

İnanılmaz bir adrenalin yükselmesi. Dilim damağım kuruyor resmen. Hepsine soğukkanlılıkla yanıt vermeye çalışıyorum. Masamda oturan sevgilim, bana “Neler oluyor” diye soran gözlerle bakıyor. Ona elimle “Bir dakika” işareti yapıyorum. ICQ’dakine, “Tel geldi” diyor ve beklemeye alıyorum. İşyerini arayan sevgilime “Bi saniye cep çalıyor” diyorum. Ceptekine ise “Şu anda çok meşgulum, seni 10 dakika sonra ararım” diyorum.

Yeniden diğer telefona dönüp “Akşam kaçta çıkacağım belli olmaz. Erken çıkarsam ben seni ararım” yanıtını veriyorum. ICQ’da beklemeye aldığıma ise pişkinlikle “Şu telefonlardan rahat yok, 5 dakika bırakmadılar ki seninle konuşayım. Sonunda istifa edeceğim bu işten” diyorum. Ve yalanın en büyüğünü karşımda oturana patlatıyorum.

“İş telefonundaki ablamdı. Akşam eniştemin doğum günüymüş, beni de çağırıyorlar. Ama ben seninle olmak istediğim için ona geç çıkacağımı söyledim”…

O daha “Cepteki kimdi” diye sormadan ben cevabı yetiştiriyorum: Sevgilisini aldatan bir arkadaşım var. Olay ortaya çıkmış, ne yapacağım diye bana soruyor. Ben de meşgulum dedim… Sonra da gözlerinin içine bakıyorum. Söylediklerime niandı mı diye anlamaya çalışıyorum. Kalbim deli gibi atıyor. Ensemde soğuk terler biriktiğini hissediyorum. Kulaklarımın beni ele vermesinden korkuyorum. Çünkü yanıyorlar… Bu onların kıpkırmızı olması demek… Bakarken, “Bu akşam seninle birlikte olmamı hiçbir şey engelleyemeyecek” diyorum. Gözleri parlıyor. Gülümsüyor. Biliyorum ki o aslında inanmak istediğine inanıyor. Tıpkı bungee jumping’den atladıktan sonra artık hız yavaşlamaya başladığında hissedilen rahatlama gibi ben de bir dinginlik içine giriyorum.

Bir restoranda uzun bir masadayız. 15 – 16 kişi yiyor, içiyor, gülüşüyoruz. Yanımda sevgilim, karşımda daha önce biri kısa, diğeri uzun iki ilişki yaşadığım iki ex sevgilim… Kimsenin birbirinden haberi yok. Çünkü uzunu ilişkiyi yaşadığım dönemde o kısa ilişki ortaya çıkmıştı. Ve uzun olanı bitmeden kısası bitmişti. Onlar birbirlerini tanıyorlar. Yeni sevgilim de aynı çevreden. Ama o da eskileri bilmiyor. Restorana biri giriyor. İnanamıyorum. O gece için atlatmaya çalıştığım bir başka sevgilim… Terlemeye başlıyorum. Yine aynı heyecan. Kalbimin atışı hızlanıyor. Tansiyonum yükseliyor. Kahretsin.. Kulaklarım yine kızardı. Neyse ki yanımdaki sevgilimle el ele değildim. Ayağa kalkıyorum. Biraz mahçup bir tavır takınıp karşılıyorum. Masaya buyur ediyorum. Beni orada görmeyi hiç ummadığı suratından belli. Çünkü ona göre işte olmalıydım. Yanıma geliyor, yanaklarından öpüyorum. Sonra onu da diğer yanıma alıyorum. Müthiş bir şey bu… İki yanımda iki sevgilim, karşımda iki eski sevgilim. Yeni gelen surat yapıyor. Kulağıma “Bana yalan söyledin” diyor. Oysa ilişkiye başlarken benden bir tek şey istemişti. “Bana karşı dürüst ol…” Ben de ona söz vermiştim.

Şimdi zekamın çalışma zamanı… Olayın çok ani geliştiğini söylüyorum. Masadaki hemen herkes çalıştığım yerden. “İşyerindeki arkadaşlarla aniden karar verdik. Seni arayacaktım ama, çekindiğim için aramadım. Bana bozulmandan korktum” diyorum. Bu onu ikna etmiyor. Bu arada diğer sevgilim elini bacağımın üzerine koyuyor. Hayır… Hiç sırası değil bunun… Ona dönüyorum ve “G….r’in canı çok sıkkın, bana biraz izin ver” diyorum.

Tekrar diğeriyleyim. İkna edemezsem olay büyüyebilir. Ama daha da önemlisi, başarısızlığa uğramış olmak beni çok etkileyebilir. Bir yol bulmalıyım… “Sen niye buradasın” diyorum. Beklemediği bir soru. Çünkü o da bana bunu haber vermedi… “Evde canım sıkıldı çıktım” diyor. Hemen saldırıya geçiyorum. “Sen de haber verebilirdin ama yapmadın. Bazen olur böyle” diyorum… Konuşma uzuyor. Gözlerinden yumuşadığını sezebiliyorum. Ama bu kez ikisini birden aynı yerde nasıl idare edebileceğimi düşünüyorum. Heyecanım artıyor. Masa masa dolaşan bir saz heyetini görüyorum. Hemen çağırıyorum. Kemancının kulağına “Bu gece kapalısın. Başka masaya gitmeyeceksin. Parayı düşünme” diyorum. Çalmaya başlıyorlar. Abartılı bir şekilde eşlik ediyorum. Masadaki herkesi de eşlik etmeye çağırıyorum. Bir süre sonra alkolün de etkisiyle herkes kendini eğlenceye kaptırıyor. Kendimi iyice masaya yaklaştırıyorum. Bir elim sağımdakinin, diğer elim solumdakinin bacakları üzerinde… Şimdi halletmem gereken bir sorun daha var… Masadan hangisiyle kalkacağım? Geceyi hangisiyle tamamlayacağım?

Beynim deli gibi çalışıyor. Tuvalet bahanesiyle kalkıyorum. İşyerimi arıyorum. Nöbetçi çocuğa, 10 dakika sonra beni aramasını ve işyerine çağırmasını söylüyorum.

Rahatlamış bir vaziyette yerime dönüyorum. Kemancıya habire para veriyorum. Susmaması gerekiyor. Kimse konuşmasın, sadece şarkı söylesin istiyorum. Telefon çalıyor. “Eyvah işyeri…” diyerek açıyorum. Ciddi bir tavır takınıp, “Peki ne yaptınız… Bir şeyi beceremiyorsunuz… Tamam hiçbir şeye dokunmayın, ben geliyorum… İnsanı bir rahat bırakmıyorsunuz ki… İki kadeh rakıyı boğazıma dizdiniz…” diyorum. Telefonu kapatıp ayağa kalkıyorum. “Hepinizden özür dilerim ama benim gitmem gerek” diyorum. İki yanımdaki sevgililerim bozuluyor. Ama işim konusunda tavizim olmadığını bildiklerinden susuyorlar. Biri “Geri dönebilecek misin?” diye soruyor. Üzgün bir tavırla “Maalesef tatlım… Böyle olmasını istemezdim ama yapabileceğim bir şey yok” diyorum.

Restorandan çıkıyorum. Yüzümde gülümseme, kalbimin ritmi düzeldi… Resmen kendimle övünüyorum. İnanıp inanmadıkları umurumda değil. Ama yarın sabah her ikisini de rahatlatabilecek şeyler bulabilirim. Arabama biniyorum. Cep telefonumu alıyorum elime… Numarayı çeviriyorum. Uykulu bir ses açıyor. “Uyudun mu” diyorum. “Uyumak üzereydim” yanıtı geliyor. “Ben de işten şimdi çıktım. İnanılmaz gerginim” diyorum. Ve beklediğim teklif geliyor. “Bana gelsene…”

Bu tadı seviyorum

Erkekler neden konuşmaz

12 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Erkekce

Konuştukça konuşası gelen bir kadın ve suskunluğa gömüldükçe gömülen bir erkek… Bu çift size pek yabancı gelmiyordur herhalde.

Kadın – erkek ilişkilerinin çoğunda durum aynıdır, hatta o kadar aynıdır ki kadının erkekten çok daha fazla konuştuğu saptaması bilimsel araştırmalara bile konu olmuştur.

Bir kadının ağzından günde 23 bin kelime çıkarken (ki hiç fena bir rakam değil!), erkeğin ağzından en iyi ihtimalle bunun yarısı kadar kelime çıkar, tabii eğer avukat değilse… Dolayısıyla birlikte olduğunuz erkeğin az konuşmasına, özellikle de kritik durumlarda sessiz kalmayı tercih etmesine aranızdaki bir sorun olarak değil, erkek doğasının kabul edilmesi gereken bir parçası olarak bakmaya başlasanız iyi olur.

Zamanlamaları farklı

İşten eve yorgun argın dönen bir kadın oturup gününün nasıl geçtiğiyle ilgili sohbet etmeyi bir yorgunluk olarak görmez. Oysa erkek o esnada tek bir kelime etmeyi bile büyük bir külfet sayar. Yani kadınla erkeğin sohbet konusundaki zamanlaması farklıdır. Aynı şey kavgalar için de geçerli… Kadın olayı patlak verdiği yerde ve zamanda çözmek ister, bunun tek yolunun ise konuşmak olduğunu düşünür. Oysa erkek olayın üzerinden biraz vakit geçmesini, yani ateşin küllenmesini beklemeyi tercih eder. Bu durumda kadının yapabileceği en iyi şey, duyarlılığını kullanarak, ne zaman karşısındaki erkeğin üzerine gidip onu konuşmaya zorlamasının, ne zaman onu bir müddet rahat bırakmasının daha doğru olacağını kestirmektir.

ideal ve çağdaş erkek

12 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Erkekce

Gelelim..Sadık eşlere,ideal babalara….Yine eğitim diyeceğim.Her olumsuzluğun başı eğitim eksikliği. Kültürlü,birbirine saygılı bir toplum, mutlu ve başarılı demektir. Buda yaşadığımız can sıkıcı olayları kökten tamamen ortadan kaldıracak,çözecek büyük etkenlerdir. Erkekler kadınlarına yol göstermeli,destek olmalı. Sadakatsizlik ve şiddet erkeklerin kadınlara yaşattığı en büyük acılar tabi.Çalışkan bir erkek, sevgi ve saygı dolu bir eş ve yol gösterici,güçlü bir baba olmalı.Ekmeğini taştan çıkaran çalışkan sevgi ,şefkat dolu duygusal ve kibar erkekler toplumda ve aile yaşantısında mutluluğun,başarılı olmanın en önemli unsurudur.

Eğitim eksikliğinin en büyük göstergesi çok eşlilik..erkeklerin birden fazla kadınla yaptıkları evlilikler.Toplum düzenine, dinimize ve edebe asla uymayan bu tür davranışlarda iyi bir Türk erkeğine yakışmayan yanlış şeylerdir. Erkeğe gösterilmesi gereken saygıyı kendisinin hak etmesi gerektiğini düşünüyorum. Nazik ve hoşgörülü, şiddetten uzak, kültürlü ve sadık bir erkek en güzel şeyleri yaşamayı hak eder.

Böyle erkeklere kadınlar hizmette, hürmette,saygıda asla kusur etmezler.Sevgilerini ve fedakarlıklarını sonuna kadar sergilerler.Böyle erkeğin ayakları bile yıkanır…..!!!!! Toplumumuzun,ailemizin temeli olan Erkeklerimiz…. Babalarımız……

ÇAĞDAŞ ERKEK

Evde çubuklu pijamayla ya da kolsuz atletle dolaşmayan (Var mı böyle bir 2000 yılı Türk erkeği acaba!) 
Vücut sabunu ve şampuanını sık sık tüketen, (Tasarruf şartlarına uyalım!) 
Dişçisini fırçalamak yerine, dişlerini doğru fırçalayan, (Her gün her gün diş mi fırçalanırmış!) 
Gittiği lokantada eşiyle karşılaştığı zaman yadırgamayan, (Eyvah basıldık, dememek için yanınızdakinin kim olduğu önemli.. 
Bıyıksız da erkek olunabileceğine inanan, (bıyık Türk erkeğinin şanındandır!) 
Dönüşlerde sinyal vermeyi unutmayan, (Ah bir araba çarptı galiba) 
Her akşam bara gitmek yerine, evinde kendine zaman ayıran, (Çıtırlara kim zaman ayıracak!) 
Kebapla viski içmeyen, (Var mı böyle bir lezzet!) 
Giyiminde klasik renklerin dışına çıkabilen(kırmızı gömlek, sarı pantolon olabilir mi acaba?) 
Sergisine gitmediği için bir sanatçının resmini almayan, 
Kadınlara karşı seçici davranabilen (Var mı böyle bir erkek cinsi acaba!) 
Çocuğunun altını karısıyla birlikte aynı süre içinde değiştirebilen (Nerede o yetenekli kocalar!) 
Saunada puro içmeyen (Görgüsüzlük diz boyu!) 
Arabasını ulaşım amacıyla kullanan(Başka ne amaçla olabilir ki!) 
Emrinde çalışan bayanları yemeğe çıkmaya zorlamayan (Böyle patron ya da yöneticiyi bulursanız madalya takmak gerekiyor) 
Hediye ile rüşveti birbirine karıştırmayan (Selma verdim rüşvet deyüp almadılar!) 
Uçağın kapıları açılmadan ayağa kalkmayan (Bu herkes için geçerli!) 
Sporla gazete ve televizyonun dışında da ilgilenebilen (O zaman kim göbeklenecek!) 
Senede iki kez gittiği konserde de uyuklamayan, 
Teknolojiyi satın alırken batılı olup kullanırken doğulu olmayan, 
Her gittiği yere kırmızı gül götürmeyen (Başka çiçek türü var mıydı!) 
Tiyatroya davetiye dışında bilet alarak da gidebilen (nerede beleş oraya yerleş!) 
Gömleğini göbeğine kadar açıp, kıllarının arasından altın kolye göstermeyen (Yuh!) 
Bilgisayarından yalnızca oyun aracı olarak yararlanmayan (Ne faydalı internet siteleri var halbuki!) 
Konuşmalarını küfür ve argodan arındırabilen, 
Nereye nasıl park edileceğini bilen, 
Toplulukta yüksek sesle konuşup kahkaha atmayan, 
Tuvaletlerin pisliği konuşulurken, İstanbul’un fethini anlatmayan başlamayan, 
Apandisiti patlamadan da doktora gidebilen, (Sağlam kafa sağlam vücutta bululur!) 
Yemeğe giderken, geceyi restoran aramakla geçirmeyen (Kebapçıya mı gitsek, lahmacuncuya mı!)

“Hayat kısa bir Battaniye gibidir ! Yukarı Çekersin Ayak Parmakların İsyan eder..Aşağı çekersin omuzların titrer. Ama yinede; Neşeli insanlar dizlerini karınlarına çekerek rahat bir uyku uyumayı başarır”Erkekler park yeri gibidir iyilerin hepsi kapılmıştır. 

Erkekler kar fırtınası gibidir…ne zaman geleceğini ne kadar süreceğini ve kar kalınlığını önceden tahmin etmene imkan yoktur. 

Erkekler neden evlenmeyecekleri Kadının peşinde koşar, ….???? 
Erkekler bilgisayar gibidir. Sık sık kilitlenir ve hafızası asla yetmez… 
Erkekler yıldız falı gibidir…Sana ne yapman gerektiğini söyler, lakin her seferinde yanılır.. 
Erkekler park yeri gibidir… İyilerin hepsi kapılmıştır

Bakımlı Erkek Mutlu Erkektir

12 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Erkekce

Bitki bilimci Jim Long’un hazirladigi Bakimli Erkegin El Kitabi’nda pratik ve dogal yöntemlerle metroseksüel olmanin yollari anlatiliyor. Bunun ilk adiminin mutlu olmakla basladigini ifade eden Long, erkeklerin sagligina özen göstermesi gerektigini de söyledi. Iste metroseksüel erkege rehber olabilecek birkaç öneri…

 

  • Bir yere yetisirken tiras kreminizin bitmis oldugunu fark ettiyseniz, yerine kullanabileceginiz en uygun seçenek saç kremidir.
  • Jilet kesikleri ve tahris olan cildinizin saglik ve pürüzsüzlügü için tiras losyonu kullanma aliskanliginizdan vazgeçmeyin.
  • Sevdiginiz, biyiklarinizin sert oldugundan sikâyetçi mi? Yumusamalari için kuru saçlarda kullanilan kremden sürün.
  • Saçlari çesitli nedenlerle ihmal ettiyseniz ilkyardim uygulamalisiniz. Saç kurutma makineleri saçiniza zarar vermenin yollarindan biridir. Olabildigince saçlarinizin kendi kendine kurumasini bekleyin.
  • Saçlarinizi ellerinizle havalandirarak kurutun. Sik sik aynada saçlarinizi kontrol etmekten çekinmeyin. Böylece bakimli ve gür saçlariniz olur.
  • Bakimli eller için el losyonu kullanmak, ellerin temiz, bakimli ve yumusak olmasi tamamen erkeksidir, meraklanmayin.
  • Aceleci erkekler

    12 Ağustos 2010 Yazan  
    Kategori Erkekce

    Aşkın ilk günleri keyiflidir, heyecanlıdır. Randevular, buluşmalar, kaçamak bakışmalar, ürkek dokunuşlar… Her kadın en çok aşkın ilk günlerini sever. Ama kadınların tersine erkekler acelecidir, hemen yatak odasına geçmek isterler. Oysa her şeyin bir zamanı olduğu gibi sevişmenin de zamanı vardır.

    Her erkek bir ilişkinin başlangıç günlerinde telaşlı ve aceleci olur. Özellikle de cinsel anlamda erkeklerin çoğu son derece aceleci davranırlar. “Bir an önce tenlerimizi buluşturalım, ruhların buluşması zaten beraberinde olur…” Bu cümle sürekli dillerde dolaşır durur. Kadınlar ise bu bakımdan erkeklerden farklıdır. Onlar romantik günlerin uzatılmasını, yaşanan tatlı heyecanları daha çok severler. Ayrıca kadınlar erkeklere oranla seksüel anlamda daha sabırlıdırlar. Hatta bundan büyük keyif alırlar. Evet, bir ilişkinin ilk günleri her erkek için çok önemlidir. Ama zannettiğiniz gibi o günlerde yaşananlar, iki kişinin birbirini tanıma çabaları, ilk günlerin heyecanları değildir onlar için önemli olan. Ne zaman sevişeceğiz? Bu sorunun cevabını aramakla, o anın gelip gelmediğini anlamak için yanar tutuşurlar. Karşısındaki kadınla yaptıkları tüm sohbetler, onlara yönelttikleri tüm soruların altında, cinselliğe yönelik bir sinyal, beklenen o müthiş anla ilgili ufak da olsa bir ipucu ararlar. Zaten bu ilk günler de aylarca sürmez. Gerçekten de birkaç gün, bilemediniz, bir iki hafta…

    İlk günlerin sırrı
    Bir kadının isterse yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Böyle düşünür erkekler. Aslında yanıldıklarını söylemek de yanlış olur. Bir kadın ilişkinin ilk günlerinde kendini olduğu gibi ortaya koymayı başarırsa, yani sıcak, sevimli ve dürüst olursa, ondan etkilenmeyecek hiçbir erkek yoktur. Çünkü erkeklerin en önem verdikleri şey; samimiyet, sıcaklık ve sahiciliktir. Onlar sahtelikten ve yapmacık davranışlardan nefret ederler. Karşılarındaki kadın, kendini beğendirmek için birtakım numaralar yapıyorsa, şansını kaybeder. İlk günlerde zaten kafası karışık olan, bir an önce yatak odasına geçmeye çalışan erkek, duygusal anlamda kadından uzaklaşır ve tek bir hedefe yönelir. Tek gecelik tensel ilişki… Kadın bu birkaç günü iyi değerlendirirse, sıcaklığı ve samimiyeti ile erkeğin güvenini kazanırsa, onun sevgisini de ele geçirmeye başlamış demektir. Onu istiyorsanız, sizi tanımasına ve böylece sizi sevmesine şans tanıyın. Yani dürüst ve açık olun. Ona yalnızca ne kadar seksi, başarılı bir kadın olduğunuzu değil, ayrıca onun için neşeli bir dost, yürekten bir arkadaş, muzip bir sevgili olabileceğinizi de göstermelisiniz ki, sizi gerçekten sevmeye başlasın. Böylece karşınızdaki o eski aceleci erkeğin nasıl romantikleştiğini ve yatak odasına gitmeden önce sizin gönlünüzü kazanmak için nasıl deli divane olduğunu göreceksiniz.

    Erkeklerin üzerindeki çocukluktan beri yüklenen cinsel baskıyı da unutmamak gerek. Çünkü onlar “başarılı” olmak, her an “erkekliğini” ispatlamak duygularıyla büyütülmüşlerdir. Bu yüzden de kendilerini bu anlamda ispatlama dürtüsüyle hareket ederler ve bir an önce seksüel ilişkiye geçmek isterler… Eğer onların bu duygusunu, kişiliğiniz, sevecenliğiniz ve samimiyetinizle ikinci plana atmayı başarırsanız, onların üstünden bir yükü alır ve size güven duyarak rahatlamalarını sağlarsınız. O zaman da o aceleci erkek gider, yerine sevgi dolu bir aşık gelir. Bu da demektir ki, aşk ve tutku dolu günler sizinle beraber…

    Erkeklerin Kadınlar Hakkında Bilmedikleri 10 Şey

    12 Ağustos 2010 Yazan  
    Kategori Erkekce

    1) Erkekler, kadınların bazen diğer zamanlardan birazdaha fazla ilgi beklediklerini hissedemezler. Biraz daha fazla ilgi kırılan bir kalbi bile onaracaktır.
    2) Erkekler, kadınların bazı durumlarda istediklerini çok zekice bir yolla yapabildiklerini bilmezler. Her kadının istediklerini yaptırtmak için birbirinden kurnazca numaraları vardır. Erkeklerin tahmin ettiği kadar saf bir kız yoktur.
    3) Kadınlar bir takım şeyleri inanılmaz alttan alırlar. Hiçbir erkek kadının alttan aldığının farkına varamaz. Tartışmaların alt yapısında genelde bu vardır.
    4) Ev işleriyle uğraşmaktan çok yorgun düştüklerinde bile erkekler, kadınların maruz kaldıkları bu Çin işkencesini görmezden gelerek azimle evin durumundan yakınırlar.
    5) Kadınların kumandayı ele geçirdiklerinde neler yapabileceklerini ve bundan nasıl bir huzur duyabilceklerini bilmezler.
    6) Arabayı kadınlar kullanırken erkeklerin yaptıkları eleştirileri, kadınlar aslında duymazdan gelirler. Kadınlar ehliyetlerinin cikletten çıkmadığını bilirler.
    7) Erkekler, taciz edilen kadınların neler hissettiklerini asla bilemeyecekler. Gündelik hayatta kadınları taciz etmeye bir marifetmiş gibi devam edecekler.
    8) Erkekler, kadınlarla kavga ederlerken, güleryüz ve tatlı dille her şeyi halledebileceklerini bir türlü farkedemezler. Bozulan ilişkilerdeki temel sorun belki de güleryüz eksikliğidir.
    9) Erkekler, futbol seyrederken kadınların neler hissettiklerini anlayamazlar. Varsa yoksa tuttuğu takımın galip gelmesidir, akıllarından geçen… Televizyonda maç seyreden bir erkek, yanındaki kadının değerini çoktan unutmuştur.
    10) Bu dokuz maddenin dokuzunun da geçerli olduğu yerlerde bile, erkekler aslında haklı olduklarını savunurlarken, yinede kadınların hissettiklerini hiçbir zaman bilemeyecekler..