Dicle Üniversitesi’nde protestocu öğrencilere polis müdahalesi
Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi önünde toplanan yaklaşık 1000 öğrenci, YÖK ve kampus içinde fakülteler arasında Rektörlük tarafından çekilen duvarları protesto ettti. Gösterici öğreniler, üzerinde ‘Polis ve YÖK’ yazan bir tabutla Rektörlük binasına doğru yürüyüşe geçti. Polis, öğrencilerden yürüyüşü durdurmasını ve dağılmalarını istedi. Önlem alan polis öğrencilerin geçişine izin vermeyince, öğrenciler polise taş ve sopalarla karşılık verdi.
Polis, öğrencileri göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su sıkarak dağıtmaya çalıştı. Olaylar sırasında kampus içi savaş alanına dönerken, polis 20 öğrenciyi gözaltına aldı. Kampus içindeki gerginlik gün boyu yer yer sürerken, güvenlik önlemleri artırıldı.
![]() |
Başbakan Erdoğan’dan resepsiyon açıklaması
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kosova ziyareti öncesi Esenboğa Havalimanı’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan, basın mensuplarının 29 Ekim resepsiyonuyla ilgili sorularını da cevaplandırdı.
TAKSİM SALDIRISI
Taksim’deki saldırıyla ilgili PKK biz yapmadık dedi ama saldırganın PKK’lı olduğu belirlendi. Saldırıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
İşin tabi teknik boyutunu dün arkadaşlarımız açıkladılar. Olayın provakatif boyutu nedir ne değildir, bu süreç içerisinde takibi devam edecektir. Bir çok açıklamalar var.
Tabi bu canlı bombanın ailesiyle olan ilişkiler v.s bunu yine içişleri bakanlığımız takip ediyor. Yapılacak açıklamalar, geçmişi itibaren Hakurk’ta bulunmuş olması, bunların bağlantıları nedir, bunları açıklamak için erken olduğunu düşünüyorum. Çok daha farklı.
ASKERİN YAPTIĞI YANLIŞTIR
Ömer Çelik, resepsiyona katılmayan askerlerin emre itaatsizlik yaptığını söyledi. CHP‘liler de “O zaman askeri görevden alın” açıklamasını yaptı. Siz aynı düşüncede misiniz?
PKK’nın eylemsizlik kararını açıklarken, askerin karakoldan çıkmaması yönünde ön koşulu vardı. Operasyonlar devam edecek mi?
Bir defa ben yazılı ve görsel medyadan bir şey rica ediyorum.
KUTLAMALARIN YERİ ÇANKAYA’DIR
Açıklamayla ilgili, bu bir davettir. Bu davete icabet etmemenin Genelkurmay açısından ne denli yanlış olduğunu söyledim. Bir alternatif kutlamanın hiç şık olmadığını ayrıca söyledim. Çünkü 29 Ekim kutlamaların yeri hep Çankaya olmuştur. Bunun dışında herhangi bir yerde olmamıştır. Böyle bir alternatif kutlama nasıl yanlış olmuşsa, bu da bu denli yanlıştır.
Ne emre itaate, ne emre itaatsizliğe girer, onun değerlendirmesi hukuki bir süreçtir. Kim nasıl ne zaman görevden alınır alınmaz, kimse bize bu konuda akıl vermesin.
AKILLARINI KENDİLERİNE SAKLASINLAR
Onu da yeri geldiği zaman yaparız. Kimseye de hesap vermeyiz. Yeter ki yasal süreç söz konusu olsun. Bizim CHP’nin aklına ihtiyacımız yok. Onlar akıllarını kendilerine saklasın.
Güvenlik güçlerine silah bırakın demek mümkün mü? Bunlar zaten güvenlik güçlerinin oluşumunun gereğidir. Ama burada terör örgütü bir defa silahı bıraktığı sürece, zaten güvenlik güçlerinin operasyona girmesine gerek kalmayacaktır. Olay bu kadar nettir.
Bahçeli, eylemsizlik kararını pazarlık çıkmazı olarak değerlendirdi. TBMM’de, Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk başvuru yaptı. Bununla ilgili olarak Anayasa’da Meclis Başkanı bunun Meclis yetkisinde olmadığını söyledi. Bu nasıl uygulanabilir?
Bu konuyla ilgili de TBMM Başkanlığı’nın yaptığı açıklama yapması gereken bir açıklamaydı. İşin gerçeği de budur. Çünkü Anayasa Mahkemesi biliyorsunuz, hukuki noktada nihai bir merciidir. O karardan sonra, bu kararı değiştirme gibi bir şey de söz konusu değil. Bu iş bitmiştir. Buradaki bana göre girişim, acaba bir şey buradan çıkar mı mantığından kaynaklanmaktadır.
İSPAT EDEMEZLERDE ALÇAKLIKTIR
Bölücü terör örgütünün yapmış olduğu bu tür açıklamalarla ilgili, yani MHP genel Başkanı’nın bu yaklaşım tarzı yeni dğeil. Bunu halk oylaması sırasında da söyledi. Ben o zaman çok ağır ifade kullandı. Şahsımı izam eden bir yaklaşımdı bu. Terör örgütüyle pazarlıkta olduğumuza dair ifadeler kullanmıştı. O zaman da kendilerine, bu tür pazarlığa girdiği iddiadir, bu iddiayı ispat kendilerine düşer. Bunun ispat edemezlerse bu alçaklıktır demiştim. Ama o günden bugüne bir açıklama yapmamışlardır.
BÖYLE BİR PAZARLIK SÖZ KONUSU OLAMAZ
Şimdi tekrar bunu tekrar kurcalamaya başladılar. Hükümet olarak böyle bir pazarlığın içerisinde olmamız söz konusu değildir. Burada devletin kurumları, kendi iktidarları döneminde görüşmeleri yapmıştır.
Çok açık net ortadadır. Biz ülkemizde özellikle bir konu üzerinde duruyoruz. O da şudur. Ülkemizde bizim terörle mücadeledeki süreci durdurmamız mümkün değil. Bu parlamentonun çatısı altında olan herkese düşen görev, terörle mücadelede el ele vermektir.
MAYDANOZ OLUYORLAR
Sağolsun medya nasıl bu konuda biz bu işe maydanoz oluruz bunun gayreti içerisine giriyor. Biz bu desteği hala yakalayamadık.
Taksim olayında bile, bu görüntüler yayınlanmasın, şöyle olmasın böyle olmasın, bir iki tanesi buna uyuyor, ama diğerleri sonuna kadar devam ettiriyor.
“BU İŞ BİTMİŞTİR”
Erdoğan, “Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk’ün milletvekilliğine tekrar dönmek için yaptıkları başvuruyla ilgili TBMM Başkanı’nın açıklamaları oldu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna, şu cevabı verdi:
“TBMM Başkanlığının yapmış olduğu açıklama, bana göre yapması gereken bir açıklamaydı ve doğru bir açıklamaydı ve yapmıştır. İşin gerçeği de budur. Anayasa Mahkemesi hukuki noktada nihai bir mercidir, kararının vermiştir ve o karardan sonra Anayasa Mahkemesinin almış olduğu bu kararı değiştirme gibi bir şey de söz konusu değildir. Bu iş bitmiştir. Burada bana göre, girişim, ‘Acaba buradan bir şey çıkar mı’ mantığından kaynaklanmaktadır. Bunu cevabını TBMM verdi.”
Terör örgütünün eylemsizlik kararı açıklamasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunurken de Başbakan Erdoğan, “MHP Genel Başkanı’nın bu yaklaşım tarzı biliyorsunuz yeni değil. Bunu halkoylaması sırasında da söyledi ve söylediğinde ben çok ağır ifade kullandım” dedi.
“Terör örgütüyle pazarlıkta olduklarına dair ifadeler kullandığını” anlatan Erdoğan, “O zaman kendisine, benim veya arkadaşlarıma terör örgütünün mensuplarıyla bu tür pazarlığa girdiği bir iddiadır, ‘bu iddiayı ispat kendilerine düşer’ ve ‘bunu ispat edemezlerse bu bir alçaklıktır’ demiştim, ‘bu bir büyük iftiradır’ demiştim. Ama o günden bu güne böyle bir açıklama yapmamışlardır, yapamamışlardır. Çünkü olmayan bir şeyin açıklaması zaten olmaz. Bunu yapamadılar” diye konuştu.
Erdoğan, şöyle devam etti:
“Şimdi tekrar siyaset kurumu olarak, hükümet olarak böyle bir pazarlığın içinde olmamız söz konusu değildir. Böyle bir şey olamaz. Burada, devletin kurumları, kendi iktidarları dönemlerinde de bu tür görüşmeleri yapmıştır. Görüşmeyi bırakın, çok daha ileri gidiyorum; hakkında idam kararı olduğu halde sümen altı etmek suretiyle ölüm cezasını bile, ne zaman ki Meclis’ten ölüm cezası kaldırılmıştır ve bu süreçte de kendilerini rahata çıkarmışlardır. Bütün bu olayların hepsi çok açık ve net ortadadır.
Biz, ülkemizde özellikle bir konu üzerinde duruyoruz. Ülkemizde bizim terörle mücadeledeki süreci bir defa durdurmamız mümkün değil. Burada hangi siyasi parti olursa olsun, bu parlamentonun çatısı altında olan herkese düşen görev, terörle mücadelede el ele vermektir. Dün de örneklerini verdim. İngiltere’ye gidiyorsunuz, iktidarı muhalefet el ele veriyor terörle mücadele ediyor. İspanya’ya gidiyorsunuz, el ele veriyor terörle ortak mücadele ediyorlar.
Biz de maalesef muhalefet, iktidarı nasıl zayıf düşürürüz diye elinden gelen gayreti gösteriyor. Sağolsun medya aynı şekilde, nasıl bu konuda biz bu işe nasıl maydanoz oluruz bunun gayreti içerisine giriyor. Burada biz bu desteği hala yakalayamadık, el ele veremedik. Bunu yazılı, görsel medyanın bütün temsilcileriyle görüşüyoruz. Ne söylersek söyleyelim, Taksim olayında bile, her zaman bu görüntüler yayınlanmasın, şöyle olmasın ama bakıyorsunuz bir iki tanesi uyuyor ama diğerleri bakıyorsunuz sonuna kadar aynen devam ettiriyor. Bu konuda sıkıntımızın büyük olduğunu tekrar ifade etmem lazım.”
“SARI MONTLU KİŞİ” İDDİASI
Erdoğan, “Diyalog müzakereye dönüştü şeklinde ifadeler var. Bunu doğrular mısınız? Taksim saldırısında sarı montlu biri olduğu, polis tarafından vurulduğu ve helikopterle götürüldüğü şeklinde iddialar var. Böyle bir bilgi geldi mi” sorusu üzerine de devletin kurumlarının bu tür görüşmeleri yapabileceğini söyledi.
Erdoğan, “Bu geçmişten bu yana hep yapılmıştır, bugün de yapılır, yarın da yapılır. Yani bunu artık konuşmak veya bunun müzakeresini aramızda yapmak yanlış olur diye düşünüyorum” dedi.
Devletin, bunun için olduğunu, herkes ile görüşmeleri yaptığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
“Niye? Netice almak için var da devlet onun için… Tabii ki yapacak. İşi veya bir kilidi çözüme kavuşturmak istiyorsa bu tür adımları atacak. Bunlar atılmıştır, atılır, atılmaktadır ve atılacaktır da…
Taksim’e gelince, bir helikopterden bahsediyorsunuz. Ben Taksim Meydanı’na helikopter inip inmediğini doğrusu hiç duymadım, duyanlarınız var mı? Siz medyasınız. Bir helikopter indi mi oraya? Bilmiyorum, duymadım. Oraya helikopter inmişse bu zaten bellidir ama inmemişse helikopteri konuşmamızın hiç anlamı yok. Böyle faraziyeler üzerinde özellikle gerçeğe ulaşmak, hakikate ulaşmak yanlış olur. Böyle bir olay yok. Olay tamamıyla canlı bombanın şahsında başlamıştır, bitmiştir. 15 polis, 17 sivil yaralanmıştır. Hamdolsun herhangi bir ölüm olayı olmamıştır. Bunun yanında orada ikinci bir bu tür terörist olmuş olsa bunu da hemen etkisiz hale güvenlik güçlerimiz getirmiş olsa bu da belli olurdu. Bunların belli olması gizlenmeye gerekli olan şeyler değil. Tam aksine, açık olarak ‘yakalandı bununla ilgili de soruşturmalar devam ediyor’ deriz.”
GENELGE İDDİASI
Başbakan Erdoğan, “29 Ekim resepsiyonu tartışılmaya devam ediyor. Adana’da bir olay yaşandı, resepsiyondan askerler, başörtülüler olduğu için ayrıldılar. Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlandığı iddia edilen bir genelgeden söz edildi; başörtülü olursa resepsiyondan ayrılın şeklinde… Nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna ise “Bu tür bir genelgeden bilgim yok. Bu tür bir genelgeden bilgim olsa bunu da zaten hassasiyetle ele alır, gereği neyse bunun da gereğini yaparız” yanıtını verdi.
iPad’in kabusu olacak
Güney Kore’nin teknoloji devi Samsung’un ilk tablet cihazı olma özelliğini taşıyan, Android 2.2 işletim sistemli Galaxy Tab’de birçok yenilik göze çarpıyor. Adobe Flash Player 10.1 ile desteklenen Galaxy Tab’in, Apple ürünlerinin açamadığı flash dosyaları açması en büyük avantajı olarak gözüküyor.
AĞIRLIĞI 380 GRAM
iPad’dan daha küçük olan ve tek elle tutulabilen Samsung Galaxy Tab, 380 gram ağırlığında ve 7 inç dokunmatik ekrana sahip. Optimize edilmiş kullanıcı arayüzü ile e-mail, sesli ve görüntülü arama, SMS/MMS veya sosyal ağ sayesinde kesintisiz iletişime erişilebiliyor.
Samsung’un e-okuma uygulaması “Readers Hub”, kullanıcılara dünya klasiklerinden en çok satan kitaplara kadar sınırsız bir dijital kitaplık olanağı sağlıyor. Readers Hub içeriğinde 1.8 milyonu ücretsiz olmak üzere 2 milyondan fazla kitap, 47 dilde 1.600’den fazla gazete ve 20 dilde 2.500’den fazla dergi barındırıyor. Aynı zamanda, film ve videolar dünyasının kapılarını açan “Media Hub” ve zengin müzik arşivine erişim sağlayan “Music Hub”’ı sunuyor.
3G HSUPA bağlantı, 802.11n Wi-Fi ve Bluetooth 3.0 özelliği ve HD video içeriği bulunan Galaxy Tab’in ön yüzde bulunan kamerası 3G üzerinden yüz yüze görüşme olanağı tanırken, arka tarafındaki kamerası fotoğraf ve video kaydı yapmaya imkan sunuyor.
FİYATI
Galaxi Tab’in fiyatına gelince. Kesin bir rakam söylenmemekle birlikte 1000 – 1200 dolar arasında satışa sunulacağı belirtiliyor.
iPad’in rakiplerinin bir bir piyasaya çıkmasıyla tablet bilgisayar konusunda büyük bir yarış yaşanacağı kesin. Şimdi gözler LG’de.
Samsung Galaxy Tab, Avrupa ve Kore pazarında Eylül ortasında, Amerika ve Asya pazarına ise Ekim ayında satışa sunulacak.
İşte Samsung Galaxy Tab’in tüm teknik özellikleri

![]() |
![]() |
![]() |
Taraf: O görüntüler elimizde
TSK, medyaya yansıyan görüntülerin çatışmanın başlamasından sonrasına ait olduğunu belirterek, Heron’ların bölgeye daha sonra yönlendirildiğini iddia etmişti. Taraf Gazetesi, ise görüntülerin tamamının ellerinde olduğunu açıkladı. Dün yayımlanan haberde şöyle denildi: “Taraf’ın elinde çatışma öncesine ait görüntüler var. Hatta ilk taciz ateşinin açıldığı tepedeki görüntüyü de Heron çekiyor. Ardından da mevzi değiştiren PKK’lılar, askerlerin bulunduğu bölgeye yaklaşıyor. PKK’lıların ilk görüntüsünün alınması ve mevzilere gelme arasındaki zaman aralığı ise yaklaşık 30 dakika.”
DAVA AÇACAĞIZ
Bu arada TSK’nın açıklaması şehit ailelerini tatmin etmedi. Baskında evlatlarını kaybeden Bursalı Yutkun ailesi, Genelkurmay’ın açıklamasının ardından konuyu mahkemeye taşıma kararı aldı. Şehit Hakan Yutkun’un babası Zafer Yutkun, “Açıklığa kavuşmayan bir çok nokta var. Kimse tatmin olmadı. Hatta daha da üzdü. Konunun peşini bırakmayacağız. Hakkımızı mahkemede arama kararı aldık. Suçluların cezalandırılmasını istiyoruz” dedi.
Ülkücüler EVET dedi
12 Eylül 1980 darbesinin ardından cezaevinde hapis yatıp işkencelere maruz kalan Elazığlı eski ülkücüler, anayasa değişiklik paketine ‘evet’ diyeceklerini açıkladı. Eski Ülkücüler, darbe döneminde yaşadıkları sıkıntıları ve anayasa değişiklik paketi’ne neden ‘evet’ kullanacaklarını anlattı.
12 Eylül’de yapılacak referandumda anayasa değişiklik paketine ‘evet’ oyu kullanacaklarını söyleyen Elazığlı ülkücülerden Ahmet Tevfik Ozan ve Kemal Tekoğlu, hazırlanan paketin millete refah ve huzur getireceğine inandıklarını ifade ettiler. Darbe öncesi ve sonrası yaklaşık 5 buçuk yıl hapis yatan ve şu an Fırat Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda Öğretim Üyesi olarak çalışan Yrd. Doç. Dr Ahmet Tevfik Ozan,12 Eylül darbesinin bütün Türkiye’nin üzerine heyelan gibi çöktüğünü söyledi. Ozan, darbecilerin, cuntacıların, çetelerin ve bürokratik çetelerin tarih önünde hesap vereceklerini ifade etti.
Geçmişte yaşadığı sıkıntıları ve Anayasa Değişikliği Paketine neden ‘evet’ oyu vereceklerini CİHAN’a anlatan Ozan, darbenin oluşturduğu sıkıntıları şu sözlerle özetledi: “12 Eylül darbesi Türkiye’nin üzerine heyelan gibi çöktü. Nasıl karlar kış mevsiminde çiçeklerin üzerini kaplar. Karların kalbi yoktur, yani bahar güneşinin çiçeklere gösterdiği merhameti karlardan bekleyemezsiniz.”
“BENİM ÜLKÜCÜLÜĞÜMÜ BİR PARTİNİN GENEL BAŞKANI TAYİN EDEMEZ”
Erzurum’da hastanede çalışırken bir astsubayın doktorları teftiş ettiğini dile getiren Tevfik Ozan, ‘İhtilal eşittir kan’ ifadesini kullandı. Ozan, ‘Bana göre, darbecileri, cuntacıları, çeteleri ve bürokratik çeteleri destekleyen çeteler tarih önünde mutlaka hesap vereceklerdir. Ben 1970 yılından beri ülkücüyüm. Benim ülkücülük sıfatımı herhangi bir genel başkan tayin ve tasvip edemez. Benim ülkücülük sıfatım mahkeme kayıtlarındadır. Bir partinin genel başkanı çıkıyor ve diyor ‘bunlar eski ülkücü, bunlar müsvette.’ Ben, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde hapis yattım. Bize bu sözleri söyleyen genel başkanın okulu cezaevinden 800 metre ilerdeydi. Ben cezaevinde yatarken o pencereden dışarı bakamıyordu. Bana ülkücü sıfatını, beni idamla, 50 seneyle yargılayan savcılar verdi.” şeklinde konuştu.
Değişikliğin, halka huzur ve refah getireceğini belirten Ozan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Ben kendi adıma konuşuyorum, bu anayasa değişikliğini hiç istemediğim, sevmediğim bir parti de getirmiş olsa yine de ‘evet’ derim. Çünkü bu anayasa değişikliğinin bütün maddeleri açıktır. Kadınlara, çocuklara ayrıcalık tanıma, sendikal hakları düzenlemenin PKK ile ne alakası var? Anayasa oylamasına huzur-u kalple evet diyeceğim.”
Sıkıyönetim döneminde cezaevinde yatan ve türlü işkencelere maruz kalan ülkücü Kemal Tekoğlu ise çok sevdiği bir arkadaşının o dönemde idam edildiğini söyledi. Kendilerini yargılayan hakimlerin ‘Bu memlekette sizden başka insanlar yok mu? Devlet var, polis var, ordu var. Siz neden bu memlekete sahip çıktınız?’ sorularına, ”Vatan bizim vatanımız, bayrak bizim bayrağımız, bu din bizim’ şeklinde cevap verdiklerini hatırlatan Tekoğlu, ”Eğer biz 1978′de memlekete sahip çıkmasaydık, Türkiye, Afganistan gibi olabilirdi. Benim arkadaşım idam edildiği zaman acaba dışarıda bulunan ve bize eski ülkücü yaftasını yapıştıranlar acaba yataklarından rahat uyudular mı? Biz sabahlara kadar tüm mahkumlar, tekbir getirerek Malatyalı Cengiz’i idam sehpasına gönderdik.” diye konuştu.
Şu an kendilerine asker denildiği zaman 12 Eylül dönemini hatırladıklarını ifade eden Kemal Tekoğlu, cezaevinde kendisine türlü işkencelerin yapıldığını aktardı, Tekoğlu, şöyle konuştu: ”Bize cezaevinde işkenceler yapıldı. İşkenceler içerisinde Filistin askısı vardı, lastik vardı. Anadan üryan bıraktılar. Çok zor dönemler, seneler geçirdik. Artık o dönemden kalma anayasa sona erecek








