Tarkan’a bir DARBE DAHA

25 Mayıs 2011 Yazan  
Kategori Magazin

Kral TV Müzik Ödülleri’nde kazandığı ödülleri almadığı için eleştirilen Tarkan’a bir eleştiri de ünlü müzik adamı Sezen Cumhur Önal’dan geldi. Hülya Avşar’ın ödülünü vermek için sahnede beklediği Tarkan’a “Dangalak, eşek herif” gibi sert sözleri son günlerde magazin gündeminin bir numaralı konusu oldu. Her iki sanatçının da yakın dostu olduğunu söyleyen Sezen Cumhur Önal, konuya başka bir açıdan bakarak, “Tarkan zaten hep böyleydi” imasında bulundu.

Önal, “Yıllar önce TRT’de Müzik Yelpazesi programını hazırladığım dönemde o günlerin en popüler yorumcusu Tarkan’la tanışmak istedim. Randevulaştık. Saatinde gidip bekledim. Geldi ama tamiki saat geç kalarak… Samimi değil ama şık bir tanışmaydı. Aradan tam 17 yıl geçti.Haberleri görünce dostum Hülya Avşar gibi beni de beklettiğini anımsadım. Güzel sesli, güzel kalpli kardeşimiz Tarkan, galiba hiç değişmemiş!” diyerek tartışmaya yeni bir boyut getirdi.

 Tarkan'a bir DARBE DAHA

Bu filmin kadınlar koğuşuna ihtiyacı vardı

08 Mart 2011 Yazan  
Kategori Magazin

Dört yıl aradan sonra bir edebiyat uyarlamasıyla, “72. Koğuş”la tekrar beyazperdedesin. Neden bu kadar uzun süre ara verdin sinemaya?
- Ben dört seneyi o kadar uzun bir zaman olarak görmüyorum. “72. Koğuş”ta oynadığım için çok mutluyum, dört senenin birikmişliğini bu filme yansıttığımı düşünüyorum. 

“72. Koğuş”u kabul etme sürecin nasıl gelişti?           

- Aslında ilk zamanlar pek oynama niyetinde değildim, çünkü bildiğimiz Orhan Kemal hikâyesinde Fatma’nın rolü çok azdır. Ama Alper Tunç senaryoyu ele aldıktan sonra, Fatma hikâyede daha çok ağırlık kazandı. Dolayısıyla ben de severek oynadım.

Sen işin içine girdikten sonra mı Fatma rolü bu kadar ağırlık kazandı?      

- Öyle oldu. Yavuz Bingöl’e “Fatma rolünde kendimi göremedim” diye haber gönderdiğimde çare aramaya başladılar. Aslında ben biraz da vesile oldum. “72. Koğuş”ta ben oynamamış olsaydım bile senaryo bu şekilde değişmeliydi bence. Çünkü kadınlar koğuşuna ağırlık verilince, erkekler koğuşu daha bir anlam kazandı. Bu filmin gerçekten bir kadınlar koğuşuna ihtiyacı vardı. Yoksa kadın seyirciyi sinemaya biraz zor çekerdi. Böyle çok güzel oldu.

TEK BAŞIMA ROL ÇIKARAMIYORUM 

Role hazırlanırken nasıl bir süreç geçirdin? 

- Ben setteki oyuncuları, tavırlarını, kılık kıyafetlerini, hangi sahnede nasıl oynadıklarını gördükten sonra rolüme hazırlanabiliyorum. Yani tek başıma rol çıkaramıyorum. 28 senelik sinema hayatımda, rolüme dışarıda hazırlandığım zaman mutlaka sette bir aksilik yaşamışımdır, bir aykırılık hissetmişimdir. O nedenle benim için hazırlık zamanı, motor denilen ilk gündür.

28 yıl boyunca çok başarılı işlere imza attın. “Benim için yeri ayrı” dediğin bir film var mı?

- Hani derler ya “hepsi benim çocuklarım” diye, tamam tüm filmlerim benim çocuklarım ama kalbimde olanlar var tabii. Mesela “Bir Kırık Bebek”, “Benim Sinemalarım”, “Uzun Bir Gece”… Herkes “Fatmagül’ün Suçu Ne?” filmini seviyor ama o film benim için dördüncü ya da beşinci sıradadır.

Reddettiğin için pişman olduğun bir film var mı?

- “Eğreti Gelin”. O filmde oynamayı isterdim ama set uzaktı ve Zehra da küçüktü. Atıf Yılmaz, nur içinde yatsın, o da çok istedi. Hiç unutmuyorum bir gün evin balkonunda o kadar çok dil döktü ki bana ama yapamadım. Zehra’yı bir gün bile ihmal etmek istemedim. Sinema benim başımın tacı ama çocuğum daha ön planda.

Başka bir film var mı oynamadığına üzüldüğün?

- “O… Çocukları” var oynamadığım. Ama buna pişman değilim, çünkü Demet Akbağ oraya çok yakıştı. “Gönül Yarası”nda oynamadığıma da üzülürüm. O da yaz tatilime denk geldi, yine Zehra’nın tatilinden çalmak istemedim.

ÖLÜMLERDEN DÖNDÜM 1 AY KOMADA YATTIM

Bakıyorum da bu camiadaki herkes çok hırslı. Sen ise “İstedim ama çocuğumu bırakmadım” diyorsun. Bunlar pek çok sanatçının bir kenara koyduğu değerler…

- Özel hayatım her şeyden önce geliyor. Ben 19 yaşından beri sinemanın içindeyim. Senede yedi film çektiğim oldu. Günlerce uyumadan setten sete koştuğum zamanlar yaşadım. Sinemaya çok emek verdim; ölümlerden döndüm, yanımda fünyeler patladı, bir ay komada, iki ay yoğun bakımda yattım, çok kötü şeyler yaşadım. Sinemaya helali hoş olsun ayrı, ama bir yere kadar.

Hırslı mısın peki?

- Azimliyim. Azimle hırsı karıştırmamak lazım. Hırs çok kötü bir şey. Dozunu ayarlayamazsan hırsın içinde boğulup gidersin. Bana “Helal olsun, ne hırslı kadın, işte bak sonunda bunu da yaptı” dedikleri zaman üzüldüm, çünkü hiç hırsım olmadı. Ben, mesleki anlamda çok kıskancım. İşini iyi yapan kişiyi kıskanırım. Ama o da hırsla alakası olan bir şey değil.

BENİ ÇILDIRTIRSA ZEHRA’YI DÖVERİM

Kızın Zehra büyüyor, kuralların var mı evde?

- Hava kararmadan eve gelmek zorunda. Bir-iki yer var gidebileceği, oraya gidiyor. Onun dışında arkadaşlarının evinde kalmasına izin vermiyorum. Çünkü o karşıdaki aileye de yük. Arkadaşları bize gelebilir ama. Ben evimi herkese açmaya razıyım. Hizmet de ederim onlara, hiç fark etmez.

Arkadaş gibi oldunuz herhalde…

- Arkadaş da oldum ama anneliğimi de koruyorum. Çünkü biraz otorite, kural, disiplin şart. Çocuklar ne kadar isyan da etseler, o kurallardan keyif alıyorlar diye düşünüyorum. Zaten ben hayatımı hep kurallar üzerine kurmuşumdur. Zehra’yı ürkütmemek adına kurallarımdan vazgeçtiğim zamanlar oluyor ama mutlak kurallarım var, Zehra da bunları biliyor. O kuralların dışına çıkmıyor şimdilik.

Umarım hiç çıkmaz…

- Beni çok çıldırtırsa gerçekten döverim. Poposuna poposuna ya da eline koluna vururum yani. “Kızını dövmeyen dizini döver” sözüne inanıyorum. Çocukları biraz eski sistemde büyütmekte fayda var diye düşünüyorum.

Zehra da magazin basınının ilgi odağı olmaya başladı. Bu seni rahatsız ediyor mu?

- Aslında çok rahatsız ediyordu. Fakat son zamanlarda hak vermeye başladım. Çünkü Zehra güzel bir kız oldu. E ne yapsınlar yani? Zehra da saklanamaz ki! Basın çekecek, yapacak bir şey yok. Ben artık bunu engelleyemiyorum, alıştım. Zehra’yla sürekli konuşuyorum; “Bak gazetede resmin çıktı ama bu seni havaya sokmasın, çünkü bu senin yüzünden değil benim yüzümden” diyorum, “Basına çıkmak çok önemli bir şey değil ama sen bunu çok önemsiyorsan, Hülya Avşar’ın kızı olarak değil ünlü bir mimar, iyi bir doktor, iyi bir avukat olarak çıkacaksın”. 

TECAVÜZ SAHNESİNDEKİ OYUNCULUK BAĞRIMDAN ÇIKTI 

“72. Koğuş”taki tecavüz sahneleri, film daha vizyona girmeden konuşulmaya başlandı. Biraz bahseder misin o sahneden? Sıradan tecavüz sahnelerinden değil çünkü… 

- Değil. Tecavüz sahnesinin gündeme gelmesinden çok sıkıldım. İşi biraz magazinleştiriyorlar, ki ben magazini çok severim. Magazinsiz hiçbir şey olmaz diye düşünüyorum hayatımda. Hani böyle çok fazla entel değilim. Ama bu yeni yazılan bir sahne. Biliyorsunuz “72. Koğuş” daha önce filme çekildiğinde o sahne yoktu. Bu, oyuncunun kendini gösterebileceği bir sahne. Normalde rolünden çok etkilenen oyunculardan değilim ama o sahnenin etkisi altında kaldım. Gerçekten bağrımdan, böğrümden çıktı o oyunculuk.

SINIR TANIMADIĞIMI MASTÜRBASYON SAHNESİYLE ORTAYA KOYDUM 

Sinemada kuralların var mı? 

- Eğer ki Türkiye’deki sinema yazarları, sinemayı gerçekten çok olgun, hakkıyla ve saygıyla eleştirseydi, sınırım olmazdı. Halkın değil, kızımın ve çevresinin başka türlü algılamasına sebep olacağını düşündüğüm için mecburen sınır koymak zorunda kalıyorum. Aslında ne kadar acı bir şey değil mi insanın bunları düşünerek işini yapamaması? Ben sınır tanımayan biri olduğumu “Berlin in Berlin”deki mastürbasyon sahnesiyle ortaya koymuştum. Benden sonra o tarz bir sahne çeken olmadı. Niye olmadı onu da bilmiyorum ama o çok önemli, gerekli bir sahneydi. Gerçekten Türk sinemasındaki en gerçekçi sahneydi. Bana tekrar yap deseler, yapmam. Çünkü o bir kere yapıldı, bitti. Niye yapmam? Tadı kaçar çünkü…

Makyajlı Zehra

02 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Magazin

Dört yıl aradan sonra yeniden sahneye çıkan Hülya Avşar‘ın Yeşilköy WOW Otel’deki programını izlemeye gidenler arasında kızı Zehra Çilingiroğlu da vardı.

14 yaşına giren Zehra, annesinin programını teyzeleri Leyla, Helin ve babaannesi Gülümser Çilingirğlu ile birlikte izledi.

Genç kız gibi giyinen Zehra’nın yüzüne yaptığı hafif makyaj da dikkatlerden kaçmadı. Çilingiroğlu bir ara sahneye çıkıp annesine sarıldı.
    

Ünlülerin Küçüklük Resimleri

07 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori ÜnLüLer, Videolar

Hülya Avşar’ın makyajsız hali

07 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori ÜnLüLer

Hülya devri kapanmaz!

28 Temmuz 2010 Yazan  
Kategori Magazin

Hülya devri kapanmaz!

Paylaş

Benimsayfam'da Paylaş
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş
Röportaj: Filiz ŞEREF Fotoğraflar: Zeynel Abidin AĞGÜL 28 Temmuz 2010
Hülya devri kapanmaz!

Hülya Avşar, hakkında “onun devri kapandı” diyenlere inat, gelecek sezonu yeni bir dizi, bir şov programı ve jüri üyeliği yapacağı yarışma ile karşılıyor. Bu yüksek tempo öncesi Elele dergisi ile buluşan sanatçı, sevgilisi Sadettin Saran’dan kızı Zehra’ya, bugüne kadar genellikle susmayı tercih ettiği pek çok konuda konuştu, özel hayatına dair çok özel itiraflarda bulundu.

ELELE DERGİSİNE ÖZEL BU POZLARI VERDİ

Ekranda kendine çok güvenen, akıllı ve güzel olduğunu her fırsatta dile getiren, bu yüzden şımarık bulunan bir imajınız var. Bunu espriyle karışık da yapsanız, kimileri bu tavrınızdan hoşlanmıyor. Peki sizin kendinizde en sevmediğiniz özellik nedir?

- Çok fazla vericiyim. İlişkilerde bazen gereksiz yere çizgiyi aştığımı ve işin enayilik derecesine vardığını düşünüyorum.

Neden böylesiniz peki? ınsanlar beni daha çok sevsin kaygısından değildir herhalde…

- Yıllarca insanların benim “Hülya Avşar”lığımı, onlardan maddi-manevi farklarım olduğunu hissetmesinden korktum. Kızımın, belki erkek arkadaşımın bile… Hep “aman yanlış anlamasınlar”, “aman Hülya Avşar olmasaydı böyle davranmazdı demesinler” diye verici oldum. ışte bu özelliğimi sevmiyorum.

Ama dediğim dedik de bir havanız var! 

- Evet, çok inatçıyım. Minnet etmeyi de sevmiyorum. “Olmazsa olmasın, rahatım” diyebiliyorum.

Yaşadıklarınızın ne derece etkisinde kalıyorsunuz?  

- Hiçbir zaman yaşadıklarının etkisi altında kalan biri olmadım.

Peki, en sevdiğiniz üç özelliğiniz desem…

- Haddini bilmek, her şeyden gülecek bir şeyler çıkarabilmek… Üçüncüsü de kendi kendimle hesaplaşabilmem…

‘GÜZEL’ SÖZÜ ARTIK BANA UCUZ GELİYOR

Güzellik kavramı neredeyse adınızla eşanlamlı kullanılıyor. Artık sıkılmadınız mı “güzel” olmaktan?

- “Güzel” kelimesi artık bana ucuz geliyor. Yani bana “Ay ne güzelsin” dediklerinde, bunun ucuz olduğunu düşünüyorum. Tamam güzelim, o ayrı konu, ama bu artık bana yetmiyor. Bana “güzel” denmesinden çok “Ne kadar akıllıca bir şey yaptın” ya da “Ne kadar olgun, ne kadar yaşının insanısın” demeleri hoşuma gidiyor. Yani güzellik anlayışım değişti.

“Güzel”den çok “seksisiniz” iltifatını mı tercih edersiniz?

- Evet, çok doğru. Çekici demeleri, cazibeli demeleri daha çok hoşuma gider.

Çirkin bir kadın ya da sıradan bir kadın olsaydınız, bugün nerede olurdunuz?

- Yine aynı yerde olabilirdim. Bende asıl olanı kimse dile getiremedi şimdiye kadar. ıçeriye girdiğinizde, arkası dönük olan bir kişinin bile sizin girdiğinizi hissediyor olabilmesi, o enerji, o auranın olması çok önemli, ki bende en çok o var! Yani 180 cm. boyunda ya da olağanüstü frapan bir kadın olarak içeri girmekten bahsetmiyorum. Ben en başından beri bilirim; bin kişinin içerisinde başıma kese kağıdı geçirsem bile, mutlaka enerjimle dikkat çekerim. Bende çözülemeyen şey bu bence. Yoksa benim burnuma, dudaklarıma ya da gözlerimin rengine sahip olan bir sürü insan var.

ZEHRA YÜZÜNDEN BİRİNİ ÖLDÜREBİLİRİM

Siz olay yaratmak için mi ortaya bir laf atıyorsunuz?

- Çoğu şeyi laf olsun diye, insanları galeyana getirip sinirlendirmek için bilerek yaptım ama bazı şeyleri de tabii son derece samimi duygularımla söyledim. Kimsenin söylemek istemediği şeyleri dile getirdiğim için de olay oldu.

Eski enerjiniz neşeniz biraz kayboldu sanki, yoksa bize mi öyle geliyor?

- Doğru. Beni artık magazin programlarında göremediğiniz için öyle aslında. Biraz geri çekildim. Çok kişiyle aynı kategoriye girmeye başlıyorsunuz bir yerden sonra. Magazin de ayrım yapmıyor. Dolayısıyla ben de nadastaydım. Ama yavaş yavaş tekrar ortaya çıkmaya başladım. Geçen seneki “Yetenek Sizsiniz” bu sene de devam edecek. Bir şov programı için görüşmelerim var. Bir de Birol Güven ile bir dizi projesi var ama ona yetişebilir miyim bilemiyorum. Televizyon programlarıyla eski neşemi ortaya koyacağım, çünkü ben de çok özledim. Ben magazini seviyorum, çünkü eğlenmeyi seviyorum.

Bomba gibi dönüyor musunuz?

- Türkiye’de hiçbir sanatçı ortadan kaybolmuyor. Hem nereye dönüyoruz ki? Bir sanatçı 10 yıl da ortadan kaybolsa, hiçbir zaman unutulmuyor, geçmiyor, gitmiyor. Yapılan her türlü hatayı da affeden bir halkımız var sonuçta.

Güzellik yarışmasında tacınızın elinizden alınmasından Kaya Bey’le ayrılığınıza; kısacası geriye dönüp baktığınızda, en çok canınız ne zaman yandı? “Bu dönem gerçekten basına kırıldım” dediğiniz bir zaman dilimi var mı?

- Çok anormal bir kırgınlığım yok ama Zehra ile ilgili yazılan her şey canımı çok sıkıyor. Bırakın kırmayı, öldürebilirim insanları, o kadar sinirleniyorum, bu kızgınlığın dışında bir şey. Geçen gün mesela, “Zehra artık flört etmeye başladı” gibi bir laf edilmiş, çok zoruma gitti.

SADETTİN CANIMI SIKACAK KADAR MÜKEMMEL BİR ADAM

Sadettin Saran ile mükemmel ikili olarak görünüyorsunuz. Yakışıklı, zengin, kültürlü, yardımsever, kısacası dört dörtlük, ideal bir beyaz atlı prensiniz var! ılişkiniz de bu kadar mükemmel mi cidden?

- Sadettin hakikaten öyle. Hatta bazen sıkacak kadar öyle. Çok düzgün olmak, çok doğru olmak, bana göre bir yerden sonra sıkıcı. Ben onun kadar düzgün değilim mesela. Evet okul yaptırıyor, iş hayatında çok dürüst, insanların hakkını yemiyor… Gerçekten çok yakışıklı ve çok iyi baba. Onun hakikaten dört dörtlük oluşu, benim kendimi kötü hissetmeme neden oluyor. Sonra da ondan çıkarıyorum hırsımı zaten. Bu kadar da dürüst olma! Ama ben bütün hırsım ve inadımla bozmaya çalışıyorum.

Şu sıralar evliliği düşünmediğinizi söylüyorsunuz. Peki evlenmeyince kafa daha mı rahat ediyor?

- Bunu bu şekilde hiç düşünmedim, ama biz sadece kendini düşünecek insanlar değiliz. Yani çocuklarımız biraz daha büyüsün, onlara olayları daha rahat anlatabilelim, açıklayabilelim istiyoruz. Evlenmenin, aşkın, sevginin ne olduğunu anlayabilecek yaşa gelsinler, sonra bakarız. Önce çocukları düşünüyoruz. Dolayısıyla, şu anda her şey rayında, yavaş yavaş ilerliyor, ne olacaksa olur diye bakıyoruz olaylara. Böylesi daha rahat diye evlenmiyor değiliz.

ARTIK BİR ÇOCUK DAHA YAPMAYI İSTİYORUM

Bir çocuk daha istiyor musunuz?

- Artık bir çocuk daha yapmayı istiyorum ama tek çocuğum olduğu için de çok mutluyum. Arkadaşlarımı görüyorum, iki tane yakın yaşlarda çocukları var. Biri yurt dışında okumak istiyor, öbürü Türkiye’de kalmak istiyor. Anne-baba ikiye bölünüyor. Hem maddi anlamda da bayağı problem yaşanıyor. O yüzden yüce Allah’ın herhalde bir bildiği var, bana tek çocuk dedi!

Zehra artık genç kız oldu. Sizin gittiğiniz yoldan gitsin istiyor musunuz?

- Ne olmak isterse onu olsun. Ama mutlaka karakteristik açıdan, özgüvenli, ne yaptığını bilen biri olsun. Benim hayalimi sorarsanız, onun iç mimar olmasını istiyorum. En büyük arzum ise, benden etkilenmesin.

Hiç etkilendiğini hissediyor musunuz?

- Hayır, şu ana kadar çok hoş gitti her şey. Ama bundan sonra ne olur bilemiyorum. ınternet insanı çok rahatsız ediyor. Örneğin, internette hâlâ benim mastürbasyon sahnem var. Bunu 14 yaşındaki çocuğa anlatamıyorsun.

Sizi hayatta şu sıralar en çok ne mutlu ediyor?

- Kızımla, ailemle, sevdiklerimle bir tatil köyünde olmak, tatile gitmek mesela. Birlikte olmak, aynı evin içinde cümbür cemaat yaşamak bana büyük zevk veriyor.

IŞIK ANLAMINDA BENİM ARKAMDAN GELEN KİMSE YOK

Yeni kuşaktan hiç mi yok beğendiğiniz isim? Örneğin şu sıralar Beren Saat güzelliği ve tarzıyla diğerlerinden bir adım önde.

- Beğendiğim oyuncular çok fazla, Beren Saat de bunlardan biri. Ama benim yerime gelebilmek için, 60’tan fazla film çekmesi, onlarca albüm çıkarması, 20 yıldan beri bu piyasada bulunuyor olması lazım. Beren’i kesinlikle beğeniyorum ama o da değil. Arkam dönükken, içeri girdiğini hissedebileceğim biri daha olmadı! Enerji anlamında, ışık anlamında benim arkamdan gelen birini görürsem mutlaka söyleyeceğim.

GENÇKEN YAŞANAN AŞK ÇOK CAHİLCE

Konu aşka gelmişken, 40’lı yaşlarda aşkı gençlikte olduğundan farklı yaşadığınızı söyleyebilir misiniz?

- Ben şimdi bakınca, gençken yaşanan aşkın heyecanlı ama çok cahilce olduğunu anlıyorum. Yani çok toy görüyorum o yaşta yaşanan aşkları. Gençken, futbol seyreder gibi geliyor bana aşkı yaşamak. Yaş ilerledikçe, aşka doyum olmuyor. Çok özel bir şey oluyor. Öz bir şey oluyor, kendi hayatına bilerek birilerini sokmak gibi bir şey oluyor. Birisini kabul etmek şeklinde…