Yüz Göz ve Kulak Temizliği
Çoğu zaman görme keskinliğinin kaybedildiği farkedilmeyebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılmalıdır. Görme bozukluğu olanların gözlük yerine kontakt lens kullanması oldukça yaygındır. Bazı kişiler sadece göz rengini değiştirmek için estetik amaçlı kontakt lens kullanırlar. Kontakt lens kullanımında temizlik çok büyük önem taşımaktadır. Bu temizliğe ilk gün nasıl uyuluyorsa kontakt lens kullanıldığı sürece de aynı titizlikle uyulması gerekmektedir.
Bazen güzelliği daha belirgin hale getirmek için başta göz çevresi ve kirpikler olmak üzere makyaj amacıyla yüze sürülen çeşitli maddeler kullanmaktadır. Öncelikle bu maddelerin kaliteli olması çok önemlidir. Buna rağmen göz çevresinde ve yüzde mikrobik ya da allerjik sorunlarla karşılaşılabilir. Makyaj yapılıyorsa her akşam yatmadan önce muhakkak göz çevresinde ve yüzde kullanılan makyaj artıkları uygun krem ve solüsyonlar kullanılarak ya da su ve sabunla temizlenmelidir. Makyaj temizliğinde kullanılan malzemelerin niteliği de en az makyaj malzemeleri kadar önemlidir. Bu tür malzemeler yeterince kaliteli olmadığında cildin yıpranmasına, sivilce ve siyah noktaların oluşmasına hatta lekelenmelere yol açabilir.
Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği unutulmamalıdır. Kulak içine herhangi bir cisim sokulmamalıdır. Dış kulak yolunun zedelenmesi tehlikeli iltihaplanmalara neden olabilir.
Kulağa küpe takarken bunun kulakta allerji yapabileceği bilinmelidir. Bu nedenle kullanılacak küpelerin allerji yapma özelliği çok az olan altın ya da gümüşten yapılanları tercih edilmelidir.
Klipsi olmayan küpe kullananlar kulak memesinde delik açtırmaktadırlar. Bu deliği açarken kullanılan delici aracın ve peşi sıra takılan ip ya da halkanın mutlaka mikropsuz olması gerekir. Aksi takdirde kulak memesinde çok tehlikeli durumlara yol açabilecek iltihaplanmalar görülebilir. Ayrıca kulak memesine delik açılırken tek kullanımlık aletler kullanılmadığı taktirde bugün için çok yaygın hale gelmiş kan yolu ile bulaşabilen sarılık (hepatit B), AIDS (HIV) gibi, mikropların yol açtığı hastalıklara yakalanma tehlikesi vardır. Doğal olarak bu riskler kulak gibi vücudun başka yerlerine de takılan cildi delici takıların ve işlemlerin (dövme gibi) tümü için geçerlidir
Ağız Kuruluğu

Dişhekimliğinde bu hal için “xerostomia” terimi kullanılır. Tükürük bezlerinin tükürük salgılama fonksiyonlarının azalması sonucunda oluşur. Tükürük salgısındaki azalma ağızda oldukça ciddi sorunların oluşmasına yol açabilmektedir.
Ağız Kuruluğunun Sebepleri:
- Biyolojik yaşlılık: Bu etkili bir faktördür, tek başına etkili değildir.
- Sistemik hastalıklar: Romatizmal hastalıklar(Sjogren’s sendromu), Bağışklık sistemi hasarı (AIDS), Hormonal bozukluklar (Şeker hatalığı), Nörolojik bozukluklar (Parkinson)
- Çiğneme kabiliyetinin azalması: Eğer beslenmealışkanlıklarınızda sıvı ve yumuşak gıdalar ağırlıktaysa çiğneme fonksiyonu azalır.
- Tükürük bezlerinin cerrahi olarak çıkarılması
- Radyoterapi (Radyasyon tükürük bezlerinde kalıcı hasar yapar.
- İlaçlar (400′ün üstünde ilaç türü ağız kuruluğu yapar: deconjestanlar, diüretikler, tansiyon ilaçları,antidepresanlar, antihistaminikler,…)
- kafein ve alkol tüketimi
Ağız Kuruluğunun Belirtileri:
- dilde yanma hissi
- özellikle kuru yiyecekler için yeme zorluğu
- konuşma zorluğu
- sık susama
- protez kullanmada zorluk
- dudaklarda çatlaklar ve kuruluk
- tat bozukluğu
- kötü ağız kokusu
Ağız kuruluğu nelere yol açar?
- tükürüğün az olması ciddi problemleri de beraberinde getirebilir.
- bakteri plağı ve yiyecek artıkları kolayca birikir. bu, dişeti hastalıkları ve çürüğü hızlandırır. tükürüğün kendi başına yıkama-temizleme mekanizması diş yüzeylerini temiz tutmaya yardımcıdır.
- tükürük çürükleri önler, diş yüzeyini temizler ve asitleri nötralize eder. böylece çürük önlenir.
Ağız kuruluğu nasıl kontrol altına alınır? nasıl tedavi edilir?
- sık sık yudum yudum su içilmeli. gece yatarken yanında sıvı içecek, su bulundurulmalı
- şekersiz sakız çiğnenmeli
- sigara,alkol,şekerli yiyeceklerden uzak durulmalı
- yaşanılan mekanın nemi ayarlanmalı
- gerekirse eczanelerden temin edilebilen yapay tükürük tabletleri kullanılmalı
- bakteri plağı kontrol altına alınmalı
- floridli diş macunu, jel, gargara kullanılmalı
- C vitamini kullanılmalı
- bileşiminde alkol ve sodyum lauryl sülfat bulunan ağız ve diş bakım ürünlerini kullanmamalı.
Ağız kuruluğuna sebep olan ilaçlar ve hastalıklar:
Ağız Kuruluğuna Ve Oral Komplikasyonlara Sebep Olan Başlıca İlaçlar;
Claritin Lipidor Prilosec
Hydrocodone/APAP Preacid Zoloft
Celebrex Norvasc Premarin
Ağız Kuruluğuna Sebep Olan Başlıca Hastalıklar;
Astım Kemik İliği Transplantasyonu
Ağızdan Nefes Alanlar Nörolojik Rahatsızlıklar
Diyabet Sjogren Sendromu
Böbrek Yetmezliği Radyoterapi
Hipertansiyon Sistemik Lupus Eritematosus
Kemoterapi Tiroid Bozukluğu
Ağız vücudumuza hastalıkların giriş yollarında bir tanesidir. Tükürüğün antibakteriyel ve fizyolojik aktivitesinden dolayı birçok hastalık engellenmekte hem de ağız ve diş bakımı sağlanmaktadır. Ayrıca tükürük ağız içinin nemli kalmasını ve pH dengesinin ayarlanmasında etkilidir. Tükürük az salgılandığında en zayıf mikropların bile üreyeceği ortam hazırlanmış olur. Böylece kısa sürede dişlerin kaybına sebep olmakta ve genel sağlığımızda problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu tür problemleri giderebilmek için özel bir bakım uygulanmalıdır.
Ağız içi Hijyen Nasıl Sağlanır?
Kuru ağız yapısına sahipseniz günlük ağız bakımı için içerisinde sodyum laurel sulfate (SLS) içermeyen diş macunlarını tercih edin. Her öğünden sonra dişleri, dişetlerini ve dil üzerini ekstra yumuşakdiş fırçasıyla temizleyin. Ağızın normal florasına zarar vermeyecek, ferahlık sağlayan ve alkol içermeyen ağız yıkama solusyonlarından kullanın. Eğer diş fırçanız yeterli yumuşaklıkta değil ise kullanmadan önce sıcak suda ıslatın. Sert şekerlemelerden ve karbonatlı soda içmekten sakının. Uzun süre ağız içini nemlendirebilen jellerden kullanın. Takma dişlerinizi takmadan önce tahrişi engellemek ve daha rahat kullanım için nemlendirici jel kullanın. Size uygun olan ürün için mutlaka diş hekiminizebaşvurun
Okul çocukları nasıl beslenmeli?
NEDEN OKUL ÇAĞI?
Bu dönem; başta fiziksel büyüme ve gelişmenin arttığı, kemik oluşumunun hızlandığı, yaşam boyu sürecek davranışların kazanıldığı, beslenmeye bağlı ortaya çıkabilecek bazı kronik hastalıkların temelinin atıldığı ve besin öğelerine gereksinimin yükseldiği dönemdir.
Çoğu zaman ebeveynler çocuklarını okula gönderdikleri zaman beslenme konusunda daha rahatladıklarını düşünürler. Oysaki okula başlayan çocuğun dersleri kadar beslenmesi de ailenin denetimi altında olmalıdır. Öğün atlayıp atlamadığı, çıkan yemeklerden ne seçtiği, kantin tüketiminin olup olmadığı, arkadaşlarından etkilenip etkilenmediği, su içip içmediği gibi beslenme ile ilgili tüm ayrıntıların konuşulması gerekmektedir.
OBEZİTE RİSKİ ARTIYOR
Eğer çocuk okuldan gelince aile evde olamıyorsa evdeki besin tüketimi bile okul çağı beslenmesinde önemlidir. Okulların yemekhane ve kantinlerinde sunulan yemek alternatiflerinin genellikle yağ içeriği yüksektir. Yapılan bir araştırmada çocukların günlük beslenmesinin %37’ sini okuldan karşıladıklarını bunun bile çocuklardaki obezite riskini arttırdığı göstermiştir.
Altın öğün KAHVALTI atlanmamalı!
Kahvaltı uzun süren açlık sonrasında alınan ilk öğündür ve tüm günü etkileyen altın değerinde bir ana öğündür. Güne zinde bir şekilde başlamak ve gün içersinde içinde bulunduğumuz faaliyetlerde; anlama, algılama, anımsama ve verimli bir şekilde çalışmak için kahvaltının önemi çok büyüktür. Yapılan birçok çalışmada kahvaltı öğününün en çok atlanan öğün olduğu görülmüştür. Sebep olarak sabah açlık hissetmeme, zaman darlığı ve kilo verme kaygısı gibi durumlar öne sürülmektedirler.
Özellikle erken saatlerde okula giden öğrenciler incelendiğinde güne kahvaltı ile başlamayanların okul başarılarında azalma olduğu görülmüştür. Aynı zamanda çocuklarda da görülebilecek bazı hastalıkların kontrolünü sağlamada da kahvaltının önemi oldukça fazladır. Glisemik yükün azalması, insülin direncinin oluşmaması ve kalp hastalığının oluşmaması için her gün mutlaka düzenli olarak kahvaltı yapmak gerekmektedir.
Kahvaltıda olmazsa olmazlar:
· Süt, peynir, yumurta çocukların büyüme ve gelişmesinde en iyi kalite proteinleri içeren besinlerdir. Aynı zamanda içeriğindeki kalsiyum ile çocukların boy gelişimini sağlar.
· Yağlı tohumlardan ceviz kahvaltılarda olması gereken içeriğindeki yağ asitleri ile beyin gelişimine yardımcı bir besindir. Çocukların kahvaltılarında 2- 3 tam ceviz koymayı alışkanlık haline getirmek gerekir. Başlıca badem, fındık, ceviz olmak üzere yağlı tohumlar çocukların ara öğünlerinde kolaylıkla tüketilebilecek gıdalardır.
· Pekmez, bal, fındık ezmesi veya reçel de çocukların günlük enerjilerine katkıda bulunabilecek karbonhidratlı besinlerdir. Anemi oluşumunu önlerler, konsantrasyonu arttırırlar.
· Sabah kahvaltısında içecek olarak yapılması gereken 2 sağlıklı tercih vardır. Bunlar taze sıkılmış meyve suları ve süt. Çocuklarınıza kahvaltıda çay içme alışkanlığı kazandırmayın.
· Çiğ sebzelerden domates, salatalık, maydanoz, biber gibi yeşillikler ile dilimlenmiş taze meyveler muhakkak kahvaltıda mevsimine uygun olarak bulundurulmalıdır. Vitamin ve minerallerin en önemli kaynakları sebze ve meyvelerdir.
· Kahvaltı öğününde her çocuğun 2- 3 dilim ekmek tüketmesi gerekir. Tahıllı ekmekler, cevizli, zeytinli ekmekler de çocukların büyümesine katkı sağlayan lif içeriğine sahip olup sağlıklı seçimler olarak tercih edilebilir.
· Bazen daha pratik ve aperatif olması açısından aynı zamanda çeşitlilik de sağlayarak çocuklara kahvaltılık gevrekler de verilebilir. Yanında taze sıkılmış meyve suyu veya taze dilimlenmiş meyve ya da ceviz fındık koyulursa kahvaltı daha yeterli hale gelir.
· Sıkılmamaları ve çeşitlilik açısından çocuklara bazen kahvaltıda peynirli veya sebzeli gözleme, börek veya simit de verilebilir.
Ara öğünler de olmazsa olmazlar:
Çocuğunuzun beslenme çantasına okulda verilmiyorsa kahvaltıdan öğle yemeğine kadar ve öğleden akşam yemeğine kadar ara öğün koyma alışkanlığı kazandırın. Yapılan çalışmalar ara öğün yapmayan çocukların atıştırmaları daha çok tükettiğini ana öğünleri de kimi zaman atladığını göstermiştir. Özellikle öğleden sonra eve erken gelen çocuklarda genellikle sık atıştırmalar yapar. Doğru ara öğün yapan çocuk ana öğününü atlamaz ve düzenli yer. Yapılabilecek en güzel tercihler; taze veya kuru meyveler, fındık, ceviz, badem, 1 kutu süt veya ayran, 1 dilim evde yapılmış kek veya kurabiye olabilir.
Akşamdan sonra 1-2 porsiyon meyve veya sütlü tatlılar veya süt ihmal edilmemelidir.
Akşam yemeğinde neler olmalı?
Her güne farklı alternatifler koymakta yarar vardır. Et yemekleri ( ızgara, fırında pişmiş veya sulu yemek şeklinde ), kurubaklagil yemekleri, kıymalı veya tavuklu sebze yemekleri ana yemek olarak tercih edilebilir.
Bu yemeklerden herhangi birinin yanına çorba veya zeytinyağlılar da eklenebilir.
Akşam öğünlerinde çok yemek çeşidi olmasındansa her güne farklı çeşit koymakta yarar vardır. Önemli olan akşam öğününde et grubunu, sebze grubunu, süt yoğurt grubunu ve tahıl grubunu bulundurmaktır. Pilav makarna çocukların çoğu zaman öğle öğünlerinde bulunduğu için daha az sıklıkta pişirilebilir. Salatalara vitaminlerin emilimi için 1 tatlı kaşığı zeytinyağı koyulmalıdır. Haftada en az 2 -3 gün balık tüketimine özen gösterilmelidir.
Ailelere pratik öneriler:
Çocuğun bilişsel gelişimi için iyot tüketimine özen gösterilmelidir. İyot tüketimi IQ seviyesini 13.5 puan etkilemektedir. En iyi iyot kaynağı iyotlu tuzdur. Yemeklere pişmeye yakın tuz eklenirse günlük yeterli iyot sağlanır.
Oluşabilecek kansızlık büyümeyi etkiler, dikkat ve algılamayı azaltır. Hastalık oluşma riskini arttırır. Demirden zengin gıdalar çocukların beslenmesinde muhakkak olmalıdır. Bunlar; et, tavuk, balık, yumurta, kurubaklagiller, pekmez, tahin, kuru meyveler, koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. Bu besinleri C vitamininden zengin turunçgiller, domates, biber ve sebzelerle beraber tüketirsek daha iyi emilim sağlanır..
Yemek zamanlarını aynı saatlerde olmasına özen gösterilmelidir.
Çocukların yemek tabaklarının ayrı olmasına özen gösterilmelidir. Bu hem çocuğun özgüvenini sağlar hem de ne kadar yediğini kontrol edebilmede aileye yardımcı olur.
Yemeğin görünümü kokusu ve sunumu çocuk için seçici bir özelliktir. Hiç sevmediği gıdaları bazen sevdiklerinin arasına karıştırıp güzel bir sunumla yedirebilirsiniz.
Zorlamadan sakin ve rahat bir ortamda yemek yemelerine ayrı bir özen gösterilmelidir. Çocuk oluşabilecek sıkıntılardan daha çok etkilenir ve iştahta azalma ile sonuçlanabilir.
Çocukların aktivitesini arttırmak amacı ile haftalık düzenli egzersizler yapmaya yönlendirilmeleri gerekir. Çağın hastalığı obezitenin çocukluk çağında başladığı ve bu dönemde yağ hücrelerinin oluştuğu unutulmamalıdır. Düzenli spor yapmaya alışmış çocukların obez olma riski daha düşüktür. aaaabolizmalarını hızlandırır ve psikolojik açıdan çocuklara daha iyi gelir.
Çocukların sıvı alımını da takip etmek gerekir. Özellikle hazır meyve sularının çok tüketildiği şu dönemde çocuklarınızı taze sıkılmış meyve suyuna, süte, ayrana ve en başta suya alıştırmak en sağlıklısıdır. Yemek masasında asitli içecekleri gören çocuk ileriki dönemde bunu kendisine alışkanlık haline getirir. Unutmayın sizin beslenme tarzınız ileriki dönemde çocuğunuzun beslenme tarzına muhakkak yansır.
Son olarak çocuğunuza olan sevginizi şekerleme, tatlı ve çikolatalarla göstermek yerine onlara vakit ayırarak, onlarla spor yaparak, alışverişe giderek, yürüyüş yaparak, bowling vb. zevkli oyunlar oynayarak yapınız. Elbette ki çocuklar çikolata, tatlı ve fast food tüketebilirler fakat önemli olan bunları ara sıra alışkanlık haline dönüştürmeden ödül olarak vermektir
Kore Ginseng – Panax Ginseng
11 Mayıs 2011 Yazan admin
Kategori SifaLi BitkiLer
Kore Ginseng’in botanik ismi olan “Panax“, “tam iyileşme” anlamına gelen “panacea” kelimesinden türetilmiştir. Kore Ginseng (Panax Ginseng), Uzakdoğu ülkelerinde kullanılmakta olan şifalı bitkiler içerisinde en yaygın olanıdır. Ayrıca Uzakdoğu insanları arasında mistik bir bitki olarak büyük bir ün ve şöhrete sahiptir. Ginseng, fiziksel aktiviteleri ve vücut direncini arttıran bir bitkidir ve fiziksel ve mental (zihinsel) dayanıklılığı artırır. İçerisindeki faydalı maddeler sperm üretimini arttırmaya ve erkeklerde aşırı stres ve yorgunluktan kaynaklanan performans düşüklüğünü gidermeye yardımcı olur. Kore Ginseng (Panax Ginseng) ise Uzakdoğu ülkelerinde 2000 yıldan fazla bir süredir kullanılmakta olan şifalı bitkiler içerisinde en yaygın olanıdır.Günümüzde, Kore Ginseng sadece Uzakdoğu ülkelerinde kullanılmamakta, aynı zamanda tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Panax Ginseng, diğer ginsenglerden özellikle farklı olup, üretimi 6 yıl sürmektedir. Diğer ginsengler 8-9 çeşit faydalı madde içerirken, Panax Ginseng (Kore Ginseng) 22 çeşit faydalı madde (ginsenosides, saponins, glycans (panaxans), polysaccharide fraction DPG-3-2, peptides, maltol, B vitamins, flavonoids ve volatile oil) ve antioksidan maddeler içermektedir. Birinci yüzyıla ait bir Çin metnine göre; Ginseng, kuvvet verici, zihni güçlendirici, irfan ve bilgeliği artırıcı bir şifalı bitki olarak tanımlanmakta ve düzenli kullanımının yaşam kalitesini ve süresini arttıracağı belirtilmektedir. |
| İçerik: Kore Ginseng (Panax Ginseng) (Kök): 520 mg |
| Orijin: A.B.D’ den ithal |
| Kullanım Önerisi: Günde 3 defa 1 kapsül |
Adaçayı – Sage Tea
11 Mayıs 2011 Yazan admin
Kategori SifaLi BitkiLer
Çalkalama ve Gargara: 2-3 tatlı kaşığı kurutlmuş ve ince kıyılmış yaprak, 2 bardak soğuk suya eklenir ve ateşe konur. Kaynamaya başlayınca ocaktan indirilir ve üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde pek çok kere 5-10 dakika süreli gargaralar yapılır. Adaçayı Sirkesi: Geniş ağızlı bir şişe, çayır adaçayı çiçeği ile doldurulur, çiçeklerin üstüne çıkacak kadar doğal üzüm sirkesi eklenir ve şişe 14 gün güneşte veya sıcak bir ortamda, arada bir çalkalanarak bekletilir ve süzülür. Oturma Banyosu: İki avuç dolusu yaprak soğuk suda gece boyunca bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir. |
Ebegümeci – Mallow
11 Mayıs 2011 Yazan admin
Kategori SifaLi BitkiLer
Çay Hazırlamak: Bir tatlı kaşığı kurutulmuş bitki, orta boy bir su bardağı dolusu soğuk suya akşamdan eklenir, sabahleyin süzülür veya acil durumlarda aynı miktar bitki bir su bardağı sıcak suyla demlenir, 10-15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3-4 bardak içilebilir.
Ayak ve El Banyoları: 2 avuç dolusu (50 gr) ince kıyılmış yaprak 2-3 litre suya eklenir, 6-8 saat bekletildikten sonra kaynama derecesine kadar ısıtılır ve süzülerek banyo suyuna eklenir. Elin veya ayağın dayanabileceği kadar sıcak olan banyonun süresi 15 dakikadır. Bitki Kompresi: Çay süzüldükten sonra artan posalar biraz suyun içinde ısıtılır, arpa unu ile lapa haline getirilir ve bir bezin üstüne yayılarak, sıcak sıcak uygulanır. Kompresin sıcaklığını yitirmemesi gerekir. Kompres süresi isteğe göre düzenlenebilir. |
Civanperçemi – Yarrow
11 Mayıs 2011 Yazan admin
Kategori SifaLi BitkiLer

Civanperçemi (Achillea millefolium); yöresel olarak akbaşlı, barsamaotu, binbiryaprakotu, marsamaotu, beyaz civanperçemi, sarı civanperçemi ve kandilçiçeği diye de anılır. Türkiye’de 40 kadar civanperçemi türü bulunmakta ve bunların birçoğu kullanılmaktadır. Türlerine göre 5-100 cm yükseklikte, yapraklar yünlü gibi tüylü ve parçalı, çiçekleri ; beyaz, fildişi beyazı, soluk sarı veya altın sarısı rengindedir. Çok yıllık ve otsu bir bitkidir. Mavimtrak renkli bir uçucu yağ taşır. Bu uçucu yağda azulen, limonen, sineol, borneol, pinenler, seskiterenler vardır. Bitki çayırlarda, dar tarla yollarında, yol kıyılarında ve tahıl tarlalarının kenarlarında kümeler halinde yetişir. Güneşli havalarda çevresine aromalı keskin bir koku yayar. Aslında çiçekleri, güneşin en etkili olduğu saatlerde toplamak gerekir, çünkü o sıralarda eterli yağları ve şifalı gücü doruk noktasında olur. Çiçekleri; betonicin, chamazulen içerikli uçucu yağ, tanen, cumarine , millefolin ve özellikle potasyum içerikli mineraller içerir. Temmuz-Eylül döneminde güneşli bir günde, çiçeklerin iki karış kadar aşağısından kesilir, demetler halinde gölge ve havadar bir yere asılarak kurumaya bırakılır. İyice kuruyunca hava almayan kaplarda saklanır.
Oturma Banyosu: Iki büyük avuç dolusu ince kıyılmış taze bitki veya 100 gr kurutulmuş bitki, gece boyunca soğuk suda bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır ve süzülerek, banyo suyuna eklenir. UYARILAR: Civanperçeminin gebelik süresince kullanılmamalıdır. Bazı duyarlı kişilerde allerjik tepkilere yol açabilir. |
Çuha Çiçeği Yağı
11 Mayıs 2011 Yazan admin
Kategori SifaLi BitkiLer
Kan basıncı
Kan basıncı
Kan basıncının yüksek olduğunu hissedemeyiz, çünkü ağrısı sızısı yoktur. Davranışlarınızdaki küçük değişikliklerin kan basıncınızın yükselmesiyle ortaya çıktığını tahmin edemezsiniz. Eğer kan basıncının yüksek olması önlenemezse, zamanla damarlarda kalınlaşmaya ve sertleşmeye yol açar. Yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor.
Öldürmeye karar veren katil, niyetini kimseye belli etmez ve işini sessizce bitirmeye bakar. Tıp dünyasında, yüksek tansiyona da sessiz bir katil gözüyle bakılıyor. Pekçok hastalık önceden bazı belirtilerle tehlikeyi haber verir ama yüksek tansiyonun genellikle hiçbir belirtisi olmaz. Hele çok ani yükselmelerde hasta neye uğradığını anlamaz. Tıp merkezlerinde yapılan araştırmalar on yüksek tansiyon hastasından dokuzunun durumunu bilmediğini ortaya çıkardı. Düzenli aralarla kan basıncının ölçtürülmesi bu tabloyu değiştirir. Yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor.
Ancak hemen karamsarlığa kapılmayın. Dikkatli bir kontrol ve doktor tavsiyeleriyle yüksek tansiyon sorunu giderilebilir.
Kan basıncının yüksek olduğunu hissedemeyiz, çünkü ağrısı sızısı yoktur. Davranışlarınızdaki küçük değişikliklerin kan basıncınızın yükselmesiyle ortaya çıktığını tahmin edemezsiniz.
Sakin bir ortamda dinlenirken bile kan basıncınız yükselebilir. Eğer kan basıncının yüksek olması önlenemezse, zamanla damarlarda kalınlaşmaya ve sertleşmeye yol açar.
Kan basıncınız ölçüldüğünde normal sayılan rakamlardan daha yüksek bir sonuç çıkarsa, doktorlar hemen ilaç tedavisine başlamıyorlar. Beslenme düzeninde yapılacak bazı değişikliklerle kan basıncı düşürülmek isteniyor. Eğer alınan önlemler bir sonuç vermezse, o zaman ilaç tedavisi gerekiyor. Tabii kan basıncı çok fazla yüksek olursa, ilaç tedavisine hemen başlanıyor. Tıpkı kolesterolde olduğu gibi, rakamlar ne kadar düşük ise kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski de o kadar azalıyor.
Kan basıncını düşürmek için neler yapabiliriz?
Eskisinden daha hareketli olun. Daha önce belirttiğim gibi vücut egzersizi yapmayı asla ihmal etmeyin.
Kilo verin. Şişmanlık, özellikle aşırı şişmanlık, kan basıncının yükselmesinde en önemli rolü oynar.
Alkol tüketimini normal ölçülerle sınırlayın. Eğer yüksek tansiyon hastası olursanız, doktorunuz alkollü içki içmenizi tamamen yasaklayacaktır. Bu aşamaya gelmemek için alkollü içki tüketimini en aza indirin.
Sigara içme alışkanlığını bırakın. Ben eskiden sigara tiryakisi olduğum için, sigarasız yaşamaya alışmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Fakat milyonlarca tiryakinin zor olanı başardığı da bir gerçek. Başkaları yapabildiğine göre, neden siz de sigara alışkanlığından kurtulmayasınız?
Stresinizi kontrol altında tutun. Hepimiz günlük hayatımızda stres yaratacak olaylar yaşıyoruz. Ancak bazı kadın ve erkekler, stres ile mücadele etmeyi başarıyorlar. Stresten kurtulmanın pek çok yolu var. Bunrlardan en önemlisi sizi oyalayıp, sorunları zihninizin bir köşesine atmanızı sağlayacak meraklar edinmektir.
Evde bir hayvan besleyin. Ya da evinde zaten beslediğiniz ev hayvanınızla daha fazla ilgilenin. Psikologlar, bir kediyi ya da köpeği biraz okşamanın kan basıncını düşürdüğünü örnekler göstererek kanıtladılar.
Beslenme düzeninizde bazı değişiklikler yapın. Eskisine göre daha fazla meyve ve sebze yiyin. Özellikle potasyum içeren meyve ve sebzeleri tercih edin. Yağlı besinlerden uzak durun. Kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük, stresli bir günün sonunda fazla yağlı yiyeceklerle karnınızı tıka basa doyurmanızdır. Sıkıntınızı gidermek için yemek yemekten sakının.
Kan basıncı nedir?
Kan basıncının ne anlama geldiğini hatırlatalım. Kan basıncı, kalbin damarlara kan pompalayabilmesi için gerekli olan basınçtır. Vücut karmaşık bazı sistemlerden yararlanarak kan basıncını dengeler. Kan basıncı iki bölümdür. Birincisi sistolik basınçtır. Bu da kalp çarparken kanın damar duvarlarına çarpma hızıdır. ikincisi diyastolik basınçtır. Bu da kalp dinlenirkenkalp atışları arasındaki zaman içinde ölçülen basınçtır kan basıncı ölçüldüğünde 120/80 sonucu alınırsa, sistolik basınç 120, diyastolik basınç da 80′dir. Ve bu ölçüm ideal kan basıncı sayılır.
Birkaç yıl öncesine kadar doktorlar, özellikle diyastolik basınca önem veriyorlardı. Sistolik basınç dikkate alınmıyordu. Bugün ise iki basınç ölçümünün de aynı derecede önemli olduğunu biliyoruz.
Tuzsuz rejim zararlı mı?
Tıp dünyasında her gün büyük gelişmeler yaşıyoruz. Ama ne yazık ki hala insan vücudunun sırları tam olarak çözülmüş sayılmaz. Örneğin tuzsuz rejimi ele alalım. Bazı hastalara tuz yasağı konduğu zaman, kan basınçları daha da fazla yükseliyor. Oysa tuzun kan basıncını tetiklediği de bir gerçek. Amerika’da yapılan çalışmalarda yüksek kan basıncından yakınan hastaların yüzde ellisinin tuz yasağından yarar görmediği saptandı. Hatta bazı hastalar tuz yasağını uygulamaya başladıktan sonra kan basınçlarının daha da yükseldiği gözlendi. Bazı çalışmalarda da tuz yasağının kalp krizi tehlikesini artırdığı görüldü. Şimdi, vur deyince öldürmeyelim. Tuz yasağının yarar sağlamadığına hemen inanıp dudaklarımız beyazlanıncaya kadar tuzlu yiyeceklerle beslenmeyelim. Tuz konusunu doktorunuz düzenlemeli. Siz her şeye rağmen sofrada eliniz tuzluğa giderken biraz daha düşünün. Ve sakın öfkenizi tuzluktan çıkarıp, eliniz yoruluncaya kadar tabağa tuz serpmeyin
Kansızlık kadınlarda en sık görülen hastalık
Uzmanlar, doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen hastalığın Kansızlık olduğunu ifade etti. Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, kansızlığın en çok kadınlarda görüldüğünü belirterek, “Her 100 kadından 70-90′ında demir, B-12 ve folik Asit eksikliğine bağlı kansızlık görülmektedir’ dedi.
Özcan, kansızlığın doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen hastalık olduğunu, tedavi edilmediğinde ciddi Sağlık problemlerine yol açabileceğini bildirdi.
Belirtisi çabuk yorulma
Kansızlığın, genel olarak kan üretimine katkıda bulunan demir, B-12 vitamini ve folik asit eksikliğine bağlı nedenlerden ötürü meydana geldiğini anlatan Özcan, kansızlığın en belirgin olarak “çabuk yorulma’ ile kendini gösterdiğini söyledi.
Özcan, “Bir kişi daha önceleri yarım Saat yürüdüğünde yorulmazken 10 Dakika içinde yoruluyorsa kan değerlerine bakılması gerekir. nefes darlığı, konsantrasyon güçlüğü, üşüme, uykuya eğilim, soğuktan hoşlanmama, Saç Dökülmesive tırnak kırılması da kansızlığın yaygın belirtileridir’ diye konuştu.
Demir eksikliğinin en çok kan kaybıyla söz konusu olduğunu ve kansızlığın ençok kadınlarda görüldüğünü belirten Özcan, şunları kaydetti:
“Her 100 kadından 70-90′ında, demir, B-12 ve folik asit eksikliğine bağlı kansızlık görülmektedir.
Demir eksikliği, kadınlarda erkeklerden çok daha fazladır. Kadınlarda ortalama 13 yaşından itibaren menopoz dönemine kadar geçen süre içinde, her Ay regl dönemlerinde kan kaybı olduğundan, doğurganlık çağındaki kadınlar, genellikle yaşamlarının bir döneminde bu sorunla karşılaşmaktadırlar.
Erkekte varsa iyi araştırılmalı
Erkeklerde ise bu oran kadınlara oranla azdır. Erkeklerde görülen kansızlığın nedenleri de iyi sorgulanmalı, başka hastalıklara ilişkin bulgu olabileceği düşünülerek incelenmelidir.’
Özcan, kansızlığın bir diğer nedeni olan B-12 vitamini eksikliğinin ise en çok vejetaryenlerde görüldüğünü ifade ederek, “Özellikle kırmızı et yemeyen kişilerde ya da sosyo-ekonomik koşullara bağlı olarak et tüketemeyenlerde sıklıkla görülmektedir’ dedi. B-12′nin mideden emilen bir vitamin olduğunu belirten Özcan, gastrit gibi bazı özel mide hastalıklarında bu vitaminin eksikliğiyle karşılaşıldığını söyledi.
Özcan, folik asit eksikliğinin ise taze yeşil sebze ve yeşillik tüketmeyen kişilerde ve çok Alkol alanlarda sık görüldüğünü ifade ederek, vücudun gelişim dönemlerinde ve gebelikte folik asik gereksiniminin arttığını bildirdi.
“Ispanaktaki demir hemen hemen hiçbir işe yaramaz’
Demirin gıdalarla temin edilmesinin çok zor olduğunu belirten Özcan, halk arasında demir deposu olarak bilinen kimi gıdaların demir verimliliğin sanılanın aksine çok az olduğunu söyledi. Özcan, “Örneğin ıspanaktaki ve pekmezdeki demir hemen hemen hiçbir işe yaramaz. Tonlarca ıspanak yeseniz 1 kutu haptan elde ettiğiniz başarıyı elde edemezsiniz. Kilolarca pekmez yeseniz de yeterli düzeyde kan yapıcı olmaz’ dedi.
Bu tür gıda desteklerinin ancak kansızlık sorunu yaşamayan sağlıklı bireyler için uygun olabileceğini ifade eden Özcan, hastalık halinde besin takviyeleri yerine hekim kontrolünde ilaç tedavisi uygulanması gerektiğini vurguladı.
Özcan, bazı kan kanserlerinin de Kansızlığa neden olabildiği için doğru tanı konulmasının çok önemli olduğunu, kansızlığın nedenlerinin yaşa, cinsiyete, mevcut hastalıklara göre kapsamlı olarak irdelenmesi gerektiğini kaydetti.
Demir eksikliğinin en az 6 ay boyunca ağızdan alınacak haplarla tedavi edildiğini anlatan Özcan, “B-12 eksikliği için de ilk yüklemenin ardından Ayda bir ömür boyu kalçadan iğne yapılmaktadır’ dedi.
Özcan, folik asit eksikliğinin de hekim kontrolünde düzenli kullanılacak haplarla tedavi edildiğini kaydetti.
Kansızlığın tedavi edilmediğinde, kişinin yaşam kalitesinin düşmesine neden olabildiğini belirten Özcan, “Uzun süren Kansızlık, vücudun tüm sistemlerini bozacaktır. Zekadan cinsel yaşama kadar Negatif etki edebilen kansızlık, özellikle, kalp ve böbrek yetmezliğinin gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle mutlaka tedavi edilmelidir’ diye konuştu.


Kore Ginseng’in botanik ismi olan “




