Kansızlığa karşı dikkatli olun

28 Nisan 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Toplumda Kansızlık olarak da bilinen Anemi hastalığı, bazı durumlarda sağlığımızı tehlike edici boyutlara ulaşabiliyor. Bu durumlardan biri adet kanaması, diğeri de Hemoroid kanamasıdır. Kansızlık hastalarında bu tür kanamalar varsa mutlaka tedavi edilmelidir.
Alınan gıdalara dikkat etmeli
Fazla miktarda çay, kahve, kola, sigara, Alkol tüketimi Kansızlığa neden olabilmektedir. Gıdalarla birlikte içilen çay, besinlerdeki demir ve C vitamininin vücut tarafından emilmeden idrar ile atılmasına sebep olabilmektedir. Çayı yemekten yaklaşık 1 Saat sonra içmek daha yararlıdır.
Kansızlığı yenmek için özellikle B12, C vitamini ve demir içeren gıdalar almak gerekir. Karaciğer ve tüm kırmızı etler, yumurta, kuru baklagiller, pekmez, yeşil sebzeler, Domates, tere, roka, kuruyemiş, süt ve ürünleri, iyi B12 kaynaklarıdır.
Demir, sebzelerin kabuğuna yakın yerlerde daha çok bulunduğundan patates gibi sebzelerin kabuğu içinde pişirilmesi daha çok demir alınmasını sağlar. Gıdaların haşlama Suyunun (ıspanakta olduğu gibi) atılması demir kaybına neden olur.
Kansızlıkta saf Arı poleni de mutlaka kullanılmalıdır. İçeriğinde birçok vitamin (özellikle B grubu vitaminleri), Mineraller ve aminoasit bulunmaktadır.

Kansızlığa DİKKAT

28 Nisan 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Kansızlığa DİKKAT ... !

Kansızlığa DİKKAT … !

Kansızlığa DİKKAT … ! Haberi

Kansızlığın  nedeni  belirlenmeden  kan  ilacı  kullanılmasının  yanlış  olduğu,  kansızlığın,  kanserin  habercisi  de  olabileceği  bildirildi.

İnönü Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmet Aydoğdu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kansızlık hastalığının demir eksikliğine bağlı olarak yaygınlaştığını kaydetti.

Demir eksikliğinin ise ekonomik sıkıntılar nedeniyle et ve et ürünlerinin daha az tüketilmesinden kaynaklandığını belirten Prof. Dr.

Aydoğdu, kansızlık rahatsızlığı ile mücadele sürecinde toplumda son derece yanlış davranışların sergilendiğini ifade etti.

Prof. Dr. Aydoğdu, şunları söyledi: “Toplumda gözlediğimiz en büyük yanlışlıkların başında, kansızlıkla mücadelede hiçbir tedavi yapılmadan kan ilacı kullanılması geliyor. Doğru olan, rahatsızlığın nedenini bulup ortadan kaldırmak, bu süreçte kan ilacı kullanmaktır. Hiçbir tedavi yapılmadan kan ilacı kullanmak kanı belirli süre artırabilir, ama belli bir süre sonra rahatsızlık yeniden ortaya çıkacaktır. Vatandaşlar Sağlık kuruluşlarına gider gitmez tedavi yapılmadan kapıdan kan ilacı verilirse, itibar etmesin. Önemli olan kansızlık sebebinin bulunup rahatsızlığın ortadan kaldırılmasıdır. Hele hele kansızlığın giderilmesi için kan verilmesi ise çok yanlıştır.”

KANSER TEHLİKESİ

Prof. Dr. İsmet Aydoğdu, kansızlıkta tedavi sürecinin özellikle büyük hastalıkların önlenmesinde önem taşıdığını ifade etti.

Kansızlık hastalığının bağırsak, mide ve yemek borusu kanseri gibi rahatsızlıkların habercisi olabileceğine işaret eden Prof. Dr. Aydoğdu, şöyle dedi: “Kansızlık, kanserin habercisi olabilir. Bunun için kansızlıkta tedavi büyük önem taşıyor. Mesela hasta kalın Bağırsak Kanseri oluyor ve ortaya kansızlık belirtisi çıkıyor. Hastaya kan ilacı veriliyor, kanı yükseliyor ama belli süre sonra yeniden düşüyor. Ne zaman ki kalbi çarpmaya başlıyor, nefesi daralıyor, o zaman tedaviye geliyor. Ama ne yazık ki hastalık bünyeye yerleşmiş oluyor. Tüm bu olumsuzluklar yaşanmadan kansızlık rahatsızlığı olan vatandaşların mutlaka tedavi olmaları büyük önem taşıyor. Kansızlık nedeni bulunmadan kesinlikle kan ilaçları kullanılmamalıdır.”

kansızlık dikkate alınmalı

28 Nisan 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Ortaya çıkmasında pek çok faktörün etkili olduğu kansızlık; vücudumuzun doku ve organlarına Oksijen ve diğer Maddeleri ulaştırmakla görevli kırmızı hücrelerin, kabul edilen miktarın Altına inmesi sonucu ortaya çıkıyor. Kan hücrelerinde gözlenen bu azalma sonucunda şikayetler oluşmaya başlıyor. Acıbadem Bakırköy Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Saruç, özellikle üreme çağındaki kadınların hastalığı olarak anlaşılmasının kansızlığın hafife alınmasına neden olduğunu söyleyerek, sorunun bunun tam tersine ciddiyetle karşılanması gerektiğine işaret ediyor. Sadece Kansızlığı tedavi edilmeye çalışılan ve farklı ilaç tedavilerinin ardından altta yatan nedeninin kalın barsak kanseri olarak belirlendiği birçok hasta ile karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Dr. Saruç, uygulama hatalarına ilişkin şunları anlatıyor: “Kansızlık genellikle bir hastalıkmış gibi görülüyor ve eksik olan demirin yerine konarak kansızlığın giderilmesine çalışılıyor. Kansızlık aslında bir bulgu. Vücudunuzda imdat isteyen bir duruma karşı açılan bir bayrak var ve tedavi ederek siz bu bayrağı yok etmeye çalışıyorsunuz ve artık imdat isteyemiyor. Hastaların da çok dikkatli olması ve hekimlerine kansızlıklarının nedenlerini sormaları gerekiyor. Kansızlık genellikle masum sebeplerle ortaya çıkmıyor. Bu nedenle toplumun dikkatinin bu konuya çekilmesi gerekiyor.”

Belirti ve bulguları neler oluyor?
Kansızlık çabuk yorulma, halsizlik, nefes darlığı, göğüs ağrısı ile kendini gösteriyor. Hastanın muayenesinde ciltte solukluk, kalp yetmezliği, nefes darlığı ve kalp ritm bozukluğu saptanabiliyor. Bazen ise Kansızlığa yol açan altta yatan hastalığa ait belirtilerin bu tabloya hakim olabileceğini söyleyen Doç. Dr. Saruç şu bilgileri aktarıyor: “Dışkıda kan görülmesi, kahve telvesi şeklinde kusma, siyah dışkılama, ishal, dilde yara, sinir sistemini ilgilendiren belirtiler, eklem ağrıları, kolay kanama, kabızlık, karın ağrısı, kilo kaybı, bulantı bu belirtiler arasında yer alıyor. Ayrıca, hastanın kullandığı ağrı kesiciler, diğer ilaçlar ve geçirdiği Ameliyatlar da bize ek bilgi sağlayabiliyor.”

Kansızlığın en sık karşılaşılan nedeni demir eksikliği. Bunun yanında kronik bazı hastalıklarda, diğer vitamin eksikliklerinde, kemik iliğinin hastalıkları ve genetik kırmızı hücre yapısal hastalıkları da kansızlığa neden olabiliyor. Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen kansızlığın demir eksikliğinden kaynaklandığını hatırlatan Doç. Dr. Saruç, kansızlığın diğer nedenlerine ilişkin şu bilgileri veriyor: “Adet kanamalarında çok miktarda kan kaybedilmesi asıl nedeni oluşturuyor. Bundan başka mide- barsak sisteminin hastalıklarında ve kanserlerinde de Demir Eksikliğisık görüldüğü için bu olasılığın da mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Mide ve oniki parmak barsağı ülserleri, gastrit, iltihabi barsak hastalıkları da en sık rastlanan nedenler arasında gözleniyor. Ağrı kesici kullanmak, demirden yoksun bir diyetle beslenmek, barsak parazitleri, demir emilim bozukluğuna neden olan barsak hastalıkları da demir eksikliğine ve kansızlığa yol açabilir.”

Kansızlıkta tüm olasılıklar değerlendirilmeli !
Kansızlığın tanısı tam kan sayımı denilen kan tetkiki ile hemoglobin düzeyi ve kırmızı hücre sayımı düşük bulunduğunda kolaylıkla konabiliyor. Yapılacak ek incelemelerde ise kırmızı kan hücrelerinin şekillerine bakılarak kansızlığın nedeni hakkında bilgi alınıyor. “Kansızlık teşhisi konduğunda tüm olasılıklar değerlendirilmelidir. Örneğin çölyak hastası bir kişide demir eksikliği anemisi bulur ve onu tamamen glutensiz bir diyetle beslerseniz tamamen iyileştirebilirsiniz. ya da kalın barsak kanseri bulursanız da erken teşhis edildiği taktirde tam tedavi edilerek o hastalıktan kurtulmak mümkün” diye konuşan Doç. Dr. Saruç, tüm hastaların mide, ince ve kalın barsak incelemeleri ile bu bölgelerden kanamaya neden olabilen hastalıkları bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini söylüyor. Kadınların ise kadın hastalıkları yönünden ayrıca araştırılması gerekiyor. Sorunun nedeni tespit edildikten sonra nedene yönelik uygulanacak tedaviler de farklılaşıyor.

Bir çok hekimin hastalığın nedenini araştırmadan demir ilaçları vererek tedavi ettiğini söyleyen Doç. Dr. Saruç, sözlerini şöyle noktalıyor: “Demir eksikliği ve ona bağlı olarak ortaya çıkan kansızlık hastalığın kendisi değil işaretidir. Demir eksikliğini demir vererek tedavi etmeye çalışmak sireni açık olarak hastaneye hasta yetiştirmeye çalışan bir ambulansın sirenini kapatmak gibidir. Halbuki onun bir an önce hastaneye yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Bu nedenle alarm dikkate alınarak hareket edilmeli. Öncelikle kansızlığa yol açan kaybın nedeni bulunmalı

KADINDA KISIRLIK Kısırlık neden olur?

19 Mart 2011 Yazan  
Kategori Kadinca

İYİ BİR YAŞAM İYİ BİR DİYET

19 Mart 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Yaşamımız boyunca belli bir yaşam biçimi bile ilerleriz. Alışkın olduğumuz bir yaşama biçimi bir yemek yeme şekli uyuma gibi gezme gibi her şekilde tarzlarımız alışkanlıklarımız mevcuttur. Bunlar bizim ailemizden ve çevremizden kendi öğrendiklerimizden gelen bir süreç sonucunda doğar oluşur. Kendimiz ne kadar çok b alışkanlıklara bağlı yaşarsak o kadar da çok mtlu olacağız şeklide düşünürüz. Ve bu süreçler biz bir sorun yaşamadıkça biz mutsuz olmadıkça devam eder.

Alışkanlıklarımız bizim onlara bağlılığımız onların bize verdikleri getiriler sayesinde güçlenir. Süreçlerimiz diyet gibi durumlarda değişebiliyor ya da değişmesi gerekiyor. Yediklerimiz ve içtiklerimiz uykumuz sporumuz herşey değişmesi gerekebiiyor. Hayatımızın standartlarını yükseltmek daha sağlıklı besinlere yönelmek onları tüketmek bunları alışkanlık haline getirmek kendimizi buna ve bundan sonar böyle olması konusunda karar kıldırmak çok büyük bir zaman dilimidir. Kolay olmayabilir ya da sizin zannettiğiniz zamanda bitmeyebilir.

Isteklere dur demek doğru olanı seçmek!

Isteklerimiz anlık arzularımız yemek yeme içgüdülerimiz her zaman doğru olmayabilir. Her canımızın çektiğini yemek demek ve her öğünde de yediklerimizi tıka basa karnımıza sokmak doğru değildir sağlıklı değildir. Yanlış olanı da arzuladığımız yemememiz gereken sağlıksız olan şeylerde vardır. Bunalr bizim ve çoğu kadının hayır diyemediği arzuladığı belki de diyet sürelerinde gizli kapaklı tükettiği besinlerdir. Abur cuburdur bunların çoğu. Abur cubur denen şey diyetin bir biti olarak tanımlayabiliriz. Size kemirir durur. Yaptıklarınız hep içten içe geriye doğru ilerler. Olduğumuzdan ileri gidemez hallere geliriz. Ne zaman ki yemek yeme saatlerimiz belli yemek yememe aralıklarımız belli olursa sporlarımız düzenli olursa iyi bir yaşama iyi de bir diyete sahip olabiliriz. Sporlarımız da çok büyük önem arz eder. Farkında olmazsınız belki ama günde bir sat yürümenin ya da koşmanın bile vücudumuza ne kadar çok yararu vardır.

Yemeklerde ağır şeylerden uzak duramamak

Yemeklerimizde her zaman canımız ağır şeyler çeker. Ağır şeyler tatlılar mı dersiniz tuzlular mı dersiniz hamur işleri mi dersiniz artık hepsinin bu grupta toplayabiliriz. Bunların yerine normal seviyelerde seyiren besinleri tercih etmeliyiz. Özellikle meyve tüketimlerimizi yüksek tutmalı sebze tüketimlerimizde de çok bonkör olup hiçbir sebzeyi ayırt etmeden tüketmeliyiz.

Gece işemesi

28 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Halk arasında gece işemesi olarak bilinen, tıbbi adıyla Enürezis Nokturna dünyada olduğu gibi ülkemizde de sık görülen bir sorundur. Aşağıda bu konuyla ilgili kısa bir bilgi sunulmuştur. Bu konudaki sorularınızı da bu köşeye bekliyoruz.

Enürezis Nokturna (EN) 5 yaşından büyük çocuklarda geceleri tıbbi bir neden olmaksızın yinelenen idrar kaçırmalarıdır. Sağlıklı çocuklar da uyku öncesi aşırı sıvı aldıklarında gece idrar kaçırabilirler. EN?dan bahsedebilmek için idrar kaçırma sıklığının ard arda gelen 3 ayda haftada 2 kereden fazla olması veya idrar kaçırmanın sıkıntı  verici ya da işlevselliği (örn. okulda) bozucu etkilerinin olması gereklidir.

  İdrar kaçırma sadece gündüzleri de olabilir (Enürezis Diürna). Bir de hem gece hem gündüz olan tipi vardır.

            Enüretik çocukların %80?i mesane kontrollerini hiç kazanmamışlardır, bir başka deyişle bebekliklerinden beri idrar kaçırmaktadırlar (Birincil EN). Kalan %20?si ise idrar kaçırma sorunlarının olmadığı bir dönem (en az 1 yıl) sonrasında idrar kaçırmaya başlarlar (İkincil EN).

            EN ülkemizde çocuk ruh sağlığı birimlerine en sık başvuru nedenleri arasındadır. Beş yaşındaki çocukların yaklaşık %15?inde EN görülmektedir. Kendi kendine de düzelebilen EN?nın sıklığı yaş ilerledikçe azalmakta, erişkin yaşlarda %1 oranında devam etmektedir.

            Oluş nedenlerinde birden çok etken üzerinde durulmaktadır. Bu etkenlerin başında ailesel yatkınlık gelmektedir. Enüretik çocukların birinci derece yakınlarında küçükken idrar kaçırma oranı %75?dir. Ayrıca, bu çocuklarda mesane kapasitesinin düşük olduğu ; gece idrarın azalmasını sağlayan hormonun bu çocuklarda normal düzeyine geç ulaştığı gibi araştırma sonuçları da vardır. Bir de psikososyal etkenlerin çok önemli olduğu durumlar söz konusudur. Özellikle ikincil EN’sı olan çocuklarda idrar kaçırmanın zorlu yaşam olayları (kardeş doğumu, okula başlama, taşınma, hastaneye yatma, anne babanın boşanması, anne ya da babanın bir nedenle uzaklaşması gibi) sonrasında başlayabildiği görülmektedir.

  EN kendi kendine düzelen bir durum olmakla birlikte idrar kaçırmanın çocuğa ve aileye sıkıntı vermesi, çocuğun kendine güvenini azaltabilmesi, birlikte başka davranış ve duygulanım sorunlarının olabilmesi nedeniyle tedavi önerilmektedir. Tedaviye başlamadan önce çocuk hekimi tarafından çocuğun fiziksel muayenesi yapılmalı, idrar kaçırmaya yol açabilecek diğer nedenler (idrar yolu enfeksiyonu, ürolojik sorunlar, şeker hastalığı, epilepsi gibi) gözden geçirilmelidir. Eğer idrar kaçırma fiziksel bir nedenle açıklanamıyorsa tedaviye uyku öncesi alınan sıvının kısıtlanması, uyku sırasında çocuğun uyandırılıp tuvalete götürülmesi, idrar kaçırmadığı günler için ödüllendirme ile başlanır. Sadece bu önerilerle yakınmaları çok azalan, hatta geçen çocuklar vardır. Bunlara yanıt alınamazsa ilaç tedavisi denenir. Birincil EN tedavisi çocuk hekimlerince de yapılabilir. Ancak olgular tedaviye dirençliyse, birlikte davranış ve duygulanım sorunları varsa, zorlu yaşam olaylarından sonra başlayan ikincil EN söz konusu ise bir çocuk ruh sağlığı birimine başvurmak gereklidir.

Aileye Öneriler:

            Eğer çocuğunuz idrar kaçırıyorsa telaşa kapılmayın. İdrar kaçırmaya neden olabilecek bir tıbbi sorunu varsa bu sorunun tedavisi ile idrar kaçırmanın geçeceğini,  eğer tıbbi bir sorun yoksa Enürezis Nokturna?nın kendi kendine düzelebilen bir durum olduğunu unutmayın. İdrar kaçırdığında çocuğunuza kızmayın, onu utandırmayın, başka çocukları örnek göstermeyin, cezalandırmayın. Çocuğunuza bu sorunun çok da önemli olmadığını ama    onu etkilediğini düşündüğünüz için bir doktora götürmek istediğinizi, tetkik ve tedavi süresince ona destek olacağınızı anlatın ve öncelikle bir çocuk hekiminden randevu alın.

Tırnak Yeme Alışkanlığı

28 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

TIRNAK YEME

Tırnak yeme davranışında, parmak emme davranışından farklı olarak, bu davranışın normal olarak kabul edilebildiği bir dönem yoktur.  Tırnak yeme, çocuğun yaşamında hangi dönemde ortaya çıkmış olursa olsun kesinlikle bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilmeli ve mutlaka altında yatan sebepler tespit edilerek ortadan kaldırılmalıdır. Tırnak yeme davranışı incelendiğinde, daha çok belirli bir grup sebepten kaynaklandığı gözlemlenmektedir. Bu sebepler aşağıdaki maddelerde gruplandırılmıştır; 

  1. Üzüntü ve sıkıntı duyguları
  2. Gerilim ve kaygı duyguları
  3. Öfke ve saldırganlık duyguları
  4. Korku
  5. Değersizlik ve güvensizlik duyguları
  6. Aile-içi iletişim sorunları

Örneğin, herhangi bir sebepten dolayı anne-babasına kızan, onlara karşı öfke duyan çocuk tırnak yeme davranışını segileyebilir. Okulda arkadaşlarına kendini doğru biçimde ifade edemeyen çocuk bu sebeple kaygılanabilir ve bu sıkıntısını tırnak yiyerek ifade edebilir. Çok sevdiği köpeğini kaybeden çocuk, üzüntüsü nedeniyle bu davranışa yönelebilir. Bunun dışında, öğretmeninden veya ailesinden korkan ve cezalandırılma kaygısı taşıyan çocuk tırnak yiyebilir. Aile içinde yaşanan huzursuzluklar, boşanma ve ayrılıklar da sorunun ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.  Ayrıca, kendine güveni olmayan çocuklarda tırnak yeme davranışı daha çok gözlemlenmektedir.

Tırnak yeme davranışı gerek çocuklukta gerekse ergenlik döneminde çok sık karşılaşılan bir sorun olduğu için hem anne-babalar tarafından, hem de tüm toplum tarafından çok kanıksanmış bir davranış olarak görülür.  Yalnızca çocukluk ve ergenlik döneminde değil, yetişkinlik döneminde de bu davranışı sergileyen, devam ettiren bir çok insan vardır. Ancak bu davranışın çocukluk ve ergenlik döneminde yeterince önemsenmeyerek giderilmemesi yetişkinlik dönemi de dahil bir çok sıkıntıya yol açabilir. Örneğin, okul veya iş hayatında, tırnağını  yediğini gizlemeye çalışan, ancak bu davranışı bırakamadığı için de daha fazla gerginlik yaşayan çok insan vardır.  Sadece bu durum bile, kişide gerilim, suçluluk ve öfke (engellenmeye bağlı olarak) duygularına yol açabilir. Bu nedenle, davranış iyice kalıplaşmadan, erken dönemde kalıcı bir çözüm bulunmalıdır. Parmak emme sorununda ve diğer tüm uyum bozukluklarında olduğu gibi, sorunun ortaya çıkmasına sebep olan faktörleri bulup, onları ortadan kaldırmak en kalıcı ve doğru çözümü sağlar.  Anne-babalara, uzun süren tırnak yeme davranışıyla karşılaştıklarında, bunun altında yatan psikolojik faktörlerin neler olabileceğini öğrenmek ve gerekli önlemleri alabilmek için bir psikologtan yardım almalarını öneriyoruz. 

Parmak emme sorununda olduğu gibi, ailelerin bu sorunu ortadan kaldırabilmek için başvurduğu geçici ve sağlıksız yöntemler davranışın daha fazla pekişmesine, veya yeni uyum ve davranış sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir.  Bu hatalı yöntemler, parmak emme sorununda uygulanan yöntemlerle paralellik göstermektedir; biber, oje vb. maddeler sürme, çocuğun parmaklarına boya, uhu vb. maddeler sürme; elleri bağlama; ceza verme; aşağılayıcı, suçlayıcı veya engelleyici ifadeler kullanma. Tüm uyum ve davranış bozukluklarında olduğu gibi, tırnak yemede de bu tip yöntemleri sağlıksız, sakıncalı bulduğumuz için önermiyoruz

Televizyon ve Çocuklar

28 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Televizyon ve Çocuklar
Bir-üç yaşında çok televizyon izleyen çocuklar okul çağında dikkat dağınıklığı çekiyor, kafaları çabuk karışıyor! 

Çok küçük yaşta televizyon izlemek, ileriki yaşlarda konsantrasyon sorununa yol açıyor. ABD de 1375 çocuk arasında yapılan araştırma, bir-üç yaşlarında televizyon izleyen çocukların, okul çağına geldiğinde dikkat toplamakta zorlandığını gösterdi.

Seattle daki Çocuk Hastanesi ve Bölge Tıp Merkezi nin yürüttüğü araştırma, okul öncesi dönemde çocukların günde televizyon izledikleri her saatin gelecek yaşamlarında yüzde 10 luk bir dikkat dağılımına neden olduğunu gösterdi. Araştırmanın, televizyon izlemenin dikkati yoğunlaştırma süresini kısalttığına ilişkin bulguları desteklediği ve Amerikan Pediatri Akademisi nin iki yaşından küçüklere asla televizyon izlettirilmemesi yönündeki tavsiyesini haklı çıkardığı belirtildi.

Bir-üç yaş arasındaki iki grup çocuk üzerinde yapılan araştırma, televizyonun çocukları aşırı şekilde uyardığını ve gelişmekte olan beyinlerini sürekli olarak yeniden şekillendirdiğini ortaya çıkardı. Hükümetin desteklediği araştırmada ailelere çocukların TV izleme alışkanlıkları ve yedi yaşına geldiklerinde dikkat bozukluğu yaşayıp yaşamadıklarına dair sorular soruldu. Sürekli TV izleyen çocukların konsantrasyon zorluğu çektiği, durmaksızın ve düşünmeden hareket ettiği ve çabucak kafalarının karıştığı belirtildi.

Araştırmaya göre, ABD de bir yaşındaki çocukların yüzde 36 sı hiç TV izlemiyor. Günde bir- iki saat televizyon izleyen çocuk oranı yüzde 37. Bunların da yüzde 10-20 sinde dikkat sorunu yaşama riski yüksek. Günde üç-dört saat televizyon izleyen yüzde 14 lük kesimin ise hiç televizyon izlemeyen çocuklara göre dikkat bozukluğu riski yüzde 30-40 artıyor.

Üç yaşındaki çocuklarda televizyon izlemeyenlerin oranı sadece yüzde 7. Amerikan Pediatri Akademisi, sosyal, duygusal ve zihni yeteneklerini olumsuz etkilediği için iki yaş altındaki çocuklara asla televizyon izlettirilmemesi uyarısında bulunmuştu

Çocuğunuza verdiğiniz ilacı tanıyormusunuz

28 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

?Soğuk algınlığında kullanılan ilaçlar nelerdir??

?En sık kullanılan soğuk algınlığı ilaçlar hangileridir??

?Çocuğum soğuk algınlığına yakalandığında reçetesiz satılan ilaçlardan kullanmalı mıyım?? 

?Çocuğum soğuk algınlığına yakalandığında ne yapmalıyım??

Çocukları hastalandığında anne babaların en sık sorduğu soruların yanıtları biliniyor mu?

Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü?nden Doç. Dr. Onur Kutlu, ?Çocuklarda soğuk algınlığında kullanılan ilaçlar hakkında bilgi verdi ve anne babalara önerileri sıraladı.

3 yaş altı çocuğunuza ilaç vermeden mutlaka doktora danışın

Piyasada burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, baş ağrısı ve öksürük gibi soğuk algınlığı belirtilerine yönelik düzinelerce ilaç bulunmaktadır. Fakat bu ilaçların kolay ulaşılabilir olması her zaman işe yarayacakları ya da güvenli oldukları anlamına gelmiyor. Aslında soğuk algınlığının en iyi ilacı bol bol dinlenmek ve bol sıvı almaktır. Reçetesiz satılan ilaçları bebeklere ve 3 yaşın altındaki çocuklara vermeden önce mutlaka doktorunuza danışınız. 

En sık kullanılan soğuk algınlığı ilaçları hangileridir?

Öksürük şurupları

Öksürük gece boyunca çocukların uyumasına engel olduğunda oldukça can sıkıcı olabilir. Fakat öksürük her zaman akciğer kaynaklı olmayıp, çoğu zaman üst solunum yollarından geniz yoluyla aşağıya inen salgıların yaptığı irritasyon neticesinde gelişir. Böylelikle üst solunum yollarından gelen enfekte salgının alt solunum (akciğerlere) inmesi önlenmiş olur. Vücudun bu normal koruma refleksini durduran ilaçlar çocuklar için zararlı dahi olabilir.

Birçok reçetesiz satılan öksürük ve soğuk algınlığı ilacında öksürüğü azaltacak/ rahatlatacak maddeler bulunur.  Bu tür ilaçlar genellikle dekstrometorfan ya da difenhidramin ihtiva ederler. Çocuklarda öksürüğü yatıştırmak için kullanılan bir diğer madde de kodeindir. Kodein ihtiva eden ilaçların bazıları reçetesiz satılsa da genellikle bu tür bir ilacı almak için reçeteye ihtiyacınız olacaktır. 

Bu tür ilaçlarla ilgili yapılan çoğu araştırma yetişkinler üzerinde yapılmıştır. Çocuklar üzerinde yapılan birkaç çalışma ise ilaçların herhangi bir faydası olduğunu göstermemiştir. 

Üst solunum yolu açıcılar (Dekonjestanlar)

Üst solunum yolu açıcılar, ağız yoluyla alınan hap ya da şurup şeklinde hazırlanmış adrenalin türü ilaçlardır (kan damarlarında kasılmayı sağlayıcı bir madde).  Bu soğuk algınlığı ilaçları bağlı burun tıkanıklığı/şişliğini ve salgılarını azaltmak için verilirler. Bu tip ilaçların kullanımıyla, çok alttaki sorunu gidermekten çok, hastalıkta görülen yakınmaları hafifleterek geçici bir süreyle rahatlama hissi uyandırmak amaçlanır. Ancak yanlış dozda ve sıklıkta kullanımı halinde çocuklarda hızlı kalp atışı, huzursuzluk ve uykusuzluk gibi yan etkilere yol açabilirler.

Antihistaminikler (alerji ilaçları)

Antihistaminikler genellikle alerjik burun akıntısı ya da aksırığı azaltmak, deri döküntüsü, suçiçeği ve böcek ısırmalarında ise kaşıntıyı azaltmak amacıyla kullanılır. Salgıları azaltıcı ve gıcık giderici özelliklerinden dolayı bazı soğuk algınlığı ilaçlarının içinde de bulunmaktadırlar. En sık görülen yan etkileri uyuklama, ağız ve boğaz salgılarında kurumadır.

Burun damlaları ya da spreyleri

Tabî (fizyolojik) tuzlu su ihtiva eden burun damlaları ya da spreyleri burun içindeki salgıları yumuşatarak çocukların daha rahat nefes almalarına yardımcı olurlar. İlaç ihtiva eden burun damlaları ya da spreyler hekim tavsiyesi olmadan kullanılmamalıdır.  

Ağrı kesici ve ateş düşürücüler

Reçetesiz satılan en yaygın ağrı kesiciler asetilsalisilik asit (ASA), parasetamol ve ibuprofendir.

?Asetilsalisilik asit? ihtiva eden ilaçlar (örneğin Aspirin) çocuklarda ya da ergenlerde soğuk algınlığı, su çiçeği ya da gripten kaynaklanan ateşte kullanılmamalıdır, kullanıldığı takdirde Reye sendromu?na (karaciğer ve beyinde tahribat yaratabilecek bir hastalık) neden olabilir.

Bebek (6 aydan küçük) ateşi varsa mutlaka doktoruyla görüşülmelidir.

Çocuğa ilaç içirilemiyorsa fitil de kullanılabilir. Fakat sadece bir yolla ilaç verilmelidir. Hem fitil hem de ağızdan ilaç verilmemelidir.   

Çocuğa verilen ilacın prospektüsü kullanmadan önce dikkatlice okunmalıdır.

Birçok ilaçta olduğu gibi ateş düşürücülerde de açıkta bırakılmış ilaçların çocuklar tarafından yüksek miktarlarda içilmesi istenmeyen hatta ölümcül olabilecek sonuçlar doğurabilir.

Çocuğum soğuk algınlığına yakalandığında reçetesiz satılan ilaçlardan kullanmalı mıyım? 

Çocuğunuz hasta olduğunda onun kendini daha iyi hissetmesini istersiniz. Birçok ebeveyn bu gibi durumlarda reçetesiz öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarına sarılır.  Ağrı kesici ve ateş düşürücüler hariç, bunların işe yaradığına dair bir mevcut bir kanıt yoktur. Ayrıca bu ilaçların bazı yan etkileri çocuğunuzun kendini daha kötü hissetmesine neden olabilir.  

Bunların yanı sıra bir de çok fazla ilaç vermeniz riski vardır. Bu nedenle doktor aksini önermedikçe aynı anda birden fazla ilaç kullanılmamalıdır.

Çocuğum soğuk algınlığına yakalandığında ne yapmalıyım?

Çocuğunuz soğuk algınlığına yakalandıysa bol sıvı verip dinlenmesini sağlayınız. Soğuk algınlığına virüslerin neden olduğunu ve bunun ilaçla tedavi edilemeyeceğini unutmayınız. Virüslerin kendi süreçlerini tamamlamaları gerekir, bu da aslında doktorunuzun yapabileceği çok fazla bir şey olmadığı anlamına gelir.   

Fakat daha ciddi sorunlar ilk başta soğuk algınlığı olarak kendilerini gösterebilirler. Çocuğunuzda aşağıdaki belirtilerden herhangi biri varsa doktorunuza başvurunuz:  

  • Kulak ağrısı
  • 72 saatten uzun süren ateş ya da 3 aydan küçük bebeklerde her türlü ateş. 
  • Aşırı uyku hali 
  • Aşırı huysuzluk ya da mızmızlık 
  • Deride kızarıklık, döküntü 
  • Hızlı nefes alma ya da zorlukla nefes alma 
  • Normale oranla daha az idrara çıkma

Çocuklarda Kalp Hastalıkları ve Tedavisi

28 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Bebeklerde ve çocuklardaki kalp hastalıkları ya doğuştan olurlar ya da sonradan meydana gelirler. Çocukluk döneminde görülen kalp hastalıklarının çoğunluğunu doğuştan olan kalp hastalıkları meydana getirir. Yani bebek doğduğundan itibaren kalp hastalığı vardır. 

Hastalığın cinsine göre bazen hayatın ilk saatlerinden itibaren ciddi bulgular ortaya çıkarken bazen de hiç fark edilmeden ileri yaşlara kadar gelebilirler. 

Yaklaşık olarak her 125 canlı doğumdan birinde kalp hastalığı görülebilmektedir. Ülkemizde her yıl 12,000 civarında bebek bu kalp hastalıklarıyla dünyaya gelmektedir. 

Doğuştan kalp hastalıklarının gerçek nedeni bilinmemektedir. Hamileliğin ilk aylarında geçirilen kızamıkçık veya diğer virüs enfeksiyonları, röntgen ışınları veya radyasyona maruz kalınması, annenin şeker hastası olması, hamilelikte alkol kullanılması ve özellikle ilk üç ayda kullanılan bazı ilaçlar ile Down sendromu (Mongolizm) gibi bazı kalıtsal hastalıklar doğuştan kalp hastalıklarına sebep olabilirler. 

Ailenin çocuklarından birinde doğuştan kalp hastalığı varsa yeni doğacak bebekte görülme riski normale göre iki kat daha fazladır. Yine yakın akraba evliliklerinde de risk artmaktadır. 

Doğuştan kalp hastalığı olan bebekler emerken çabuk yorulurlar. Normalde 20 dk. olan beslenme süresi sık sık dinlendiği için daha uzundur. Solunum sıkıntısı burun ve kulak uçlarında yada dudaklarda morarma, kalbin hızlı çarpması yada takip eden aylarda kilo almama, bayılma veya sık solunum yolları enfeksiyonu gibi şikayetler varsa bebekte doğuştan kalp hastalığı olabileceği akla getirilmelidir. 

Doğacak bebekte kalp hastalığı olup olmadığı hamileliğin 18-22. haftasından itibaren yapılabilen fötal ekokardiyografi ile öğrenilebilir. Her bebek doğar doğmaz dikkatlice muayene edilmelidir. Kalpte duyulan anormal sesler bir hastalık belirtisi olabileceği gibi hiçbir zararı olmayan masum üfürmeler de olabilir. 

Çocuklarda sonradan meydana gelen kalp hastalıklarının ülkemizdeki en sık nedeni akut romatizmal ateştir. Beta hemolitik streptokok mikrobunun basit anjin (boğaz iltahabı) şayet iyi tedavi edilmezse bu çocukların bazılarında akut romatizmal ateş hastalığı meydana gelir. Dizlerde, ayak bilekleri veya kollarda ağrılı şişlikler oluşur. Bu arada kalp kapakçıkları da fark edilmeden hastalıktan etkilenir. İlginç olan eklemlerdeki tüm ağrılar ve şişlikler hiçbir sekel bırakmadan iyileşirken kalp kapakçıklarında ömür boyu sürecek ciddi bozukluklar meydana gelir. 

Akut romatizmal ateş çoğunlukla 5?19 yaş grubundaki çocukları etkilemektedir. Korunmak için üst solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda boğaz kültürü yapılması ve şayet Beta hemolitik streptokok mikrobu varsa bunun penisilin grubu ilaçlarla tedavisi yeterlidir. 

Çocuklardaki kalp hastalıklarının tedavisinde ilaçlar ve cerrahi girişimlerden yararlanılır. Kasıktan yerleştirilen bir borucuk (kateter) yardımı ile ameliyat kesisi olmaksızın bazı basit kalp hastalıklarının düzeltilebilmesi mümkündür. 

Günümüzde minik kalplerin hemen hemen tüm hastalıkları doğum sonrası ilk saatlerden itibaren cerrahi olarak düzeltilebilmekte ve yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Hastalığın cinsine bağlı olmak üzere bu çocukların çoğunluğu erişkin yaşlara gelerek aktif ve üretken bir yaşam sürdürebilmektedirler

« Önceki YazılarSonraki Yazılar »