Aç Kalmadan Ayda 10 Kilo Verin!

15 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

KAHVALTI

• Çay, kahve vs. (Şekersiz)

• 2 kibrit kutusu peynir (60 gram)

• Salata

• 1 ince dilim ekmek (30 gram)

ÖĞLE

• 3 köfte kadar et, tavuk, balık (90 gram = 1 porsiyon)

• Salata

• 1 ince dilim ekmek

• Veya

• 1 kâse çorba

• Salata

• 1 ince dilim ekmek

• Veya

• 1 adet kaşarlı yağsız tost ve çay – kahve (şekersiz)

SAAT 17.00’DE

• 2 porsiyon meyve

• veya 2 adet galeta

AKŞAM

5 – 6 yemek kaşığı sebze yemeği Salata 1 ince dilim ekmek Gece boyunca 2 porsiyon meyve

NOT: Bu diyetin birinci haftasında günde yarım su bardağı yoğurt istenildiği zaman yenebilir. Ayran, cacık olarak da kullanılabilir. İkinci haftada yoğurt kullanılmaz. Diyeti uygulayan erkekler günlük porsiyon miktarlarını 1/2 oranı kadar artırabilirler.

Çocuklarda Öğrenme Güçlüğü Nasıl Tedavi Edilir

15 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Öğrenme Güçlüğü, Çocuğun Beyinde Bilgileri Yorumlamasını Etkileyen Bir Rahatsızlıktır.

Öğrenme güçlüğü, bireyin temel öğrenme becerilerini olumsuz olarak etkileyen durumları genel olarak tanımlamak için kullanılan bir kavram olarak kabul edilebilir. Bu genel kavramın altında dinleme, konuşma, okuma-yazma, akıl yürütme, planlama ve matematik becerilerinin bir ya da birkaçında yaşanılan sorunlar yer almaktadır.

Öğrenme Güçlüğü kavramı ilk olarak, 1963 yılında Samuel A. Kirk tarafından kullanılmış ve bu tarihten itibaren okulda öğrenme sorunları yaşayan çocukları tanımlamak için Yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Öğrenme güçlüklerinin en ayrıntılı tanımı 1981 yılında A.B.D’deki “Ulusal Öğrenme Güçlüğü Birleşik Komitesi (National Joint Committee for Learning Disabilities)” tarafından yapılmıştır. Bu tanıma göre “Öğrenme güçlükleri, dinleme, konuşma, okuma, yazma, usa vurma ya da matematik yeteneklerinin kazanımında ve kullanımında önemli ölçüde güçlüklerle kendini gösteren heterojen bir grup bozukluğu içeren genel bir terimdir. Bu bozukluklar bireyin içsel özelliği olup, merkezi sinir sistemindeki aksaklıklardan kaynaklandığı varsayılmakta ve yaşam boyu sürebilmektedir. Kendini düzenleyebilme, toplumsal yaşamı algılama ve sosyal etkileşim davranışlarındaki sorunlar öğrenme güçlükleri ile birlikte ortaya çıkabilir fakat bu sorunlar kendi başlarına bir öğrenme güçlüğü kategorisi oluşturmazlar. Öğrenme güçlüğü, diğer özür gruplarıyla (örneğin, duyusal özür, zihinsel özür, sosyal ve duygusal özür) ya da çevresel etkilerle (örneğin, kültürel farklılıklar, yetersiz ya da uygun olmayan öğretim) bir arada olabilmekle birlikte, bu koşulların ya da etkilerin doğrudan sonucu değildir. (NJCLD, 1994p. 19).”

Öğrenme güçlükleri genellikle çocuğun okula başlaması ile birlikte fark edilir. Okul başarısı için gerekli olan becerilerde (okuma-yazma, dikkat konsantrasyon, matematik) zorlanan bu çocuklar normal veya normalin üstünde zeka potansiyeline sahip olmalarına rağmen ders başarısında yaşıtlarının gerisinde kalmaktadırlar. Öğrenme güçlüklerinin tanımlanmasındaki en önemli etkenlerden biri yaşanılan sorunun zekadan (zeka seviyesindeki sorundan kaynaklanmaması) ve öğrenmeyi olumsuz etkileyecek fiziksel (görme, işitme vb) ya da sosyal etkenlerden (ekonomik ya da kültürel etkenler ile eğitimin tam olarak verilemediği durumlar gibi) bağımsız olarak ortaya çıkmasıdır. Öğrenme güçlükleri genel olarak çocukluk döneminde tanımlansa da sadece bu döneme ait bir sorun değildir. Öğrenme güçlüğü geçici değildir, etkileri yaşam boyu devam eder. Erken ve uygun şekilde müdahale edilmediğinde bireyin öncelikle akademik hayatını daha sonrasında ise duygusal ve sosyal gelişimi ile birlikte hayat kalitesini olumsuz olarak etkileyebilmektedir.

Öğrenme Güçlüklerinin Belirtileri

o Okuma-yazmayı yaşıtlarından daha sonra öğrenebilirler. Özellikle ses-sembol olarak birbirine benzeyen örneğin b-d, k-t, s-z gibi harfleri karıştırırlar.

o Aritmetik sembolleri karıştırırlar. (+ yerine – yazmak, + işaretini x olarak algılamak gibi)

o Okurken ve yazarken harf, hece atlar ya da harf eklerler. Ters okur veya yazarlar (ev yerine ve, çok yerine koç gibi). Okurken satır kaybedebilirler.

o Bilişsel çaba gerektiren işlerde isteksiz olurlar, dikkatlerini toplamakta zorlanırlar.

o Unutkan ve dalgın olabilirler. Zamanı verimli kullanamazlar. Sınıf arkadaşlarının 30 dakikada tamamladığı ev ödevi 2 saate kadar uzayabilir.

o Yazıları okunaksız olabilir, yazarken çok çaba harcayıp çabuk yorulabilirler. Kompozisyon yazmak gibi yazılı anlatımlardan kaçınırlar.

o Yaşıtlarına göre okuma hızları yavaştır. Bilgileri ya da yazılı sorularını eksik okuyabilirler.

o Çanta ve masalarını toplamakta, organizasyonu sağlamakta zorlanırlar. Eşya-oda düzeninde sorun yaşarlar.

o Çarpım tablosunu öğrenmekte zorlanırlar. Bazı harfleri karıştırdıkları gibi bazı rakamları da karıştırır ya da ters yazarlar.

o Okuduklarını anlamakta ve anlatmakta zorlanırlar. Ayrıca kendi duygu ve düşüncelerini anlatmak ve ifade etmekte zorlanabilirler.

o Dikkat konsantrasyonları kısa sürelidir. Kolay sıkılırlar, bu nedenle tek başına çalışmak yerine birinin gözetiminde çalışmaya ihtiyaç duyabilirler.

o Zaman (saat-gün-aylar) ve yön (sağ-sol-doğu-batı) kavramlarını öğrenmede zorlanabilirler.

o Motor koordinasyon becerilerinde yaşadıkları sorunlar nedeniyle sakar olabilirler.

Öğrenme güçlüğü olan her çocuk bu sorunların hepsini bir arada ya da aynı derecede yaşamayabilir. Ancak sorunun doğru tanımlanması ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsenmesi önemlidir. Yaşanılan sorunlar ne kadar erken tanımlanıp, uygun uzman yardımıyla okul, aile ve çocuğun gereken desteği alması sağlanırsa sorunların çözümü o kadar kolaylaşacaktır.

Ailelere Öneriler

o Zorlandığı ve yapamadığı becerileri zaten fark edeceksiniz, bunların yanı sıra çocuğunuzun güçlü yanları, olumlu özelliklerini destekleyin. Başarılı olduğu, becerilerini gösterebileceği bir alan keşfetmesine ve başarıyı yaşamasına yardımcı olun.

o Öğrenmesini destekleyecek farklı yöntemler deneyin. Öğrenmenin tek bir yolu yoktur, farklı öğrenme yöntemlerini kullanarak (görsel, işitsel, yaparak) çocuğunuzun öğrenmeden keyif almasını sağlayabilirsiniz. Örneğin para kavramını öğretmek için birlikte alışveriş yapmak, masa başında çalışmaktan daha etkili olabilir.

o Sevginizi ve desteğinizi koşulsuz olarak verin. Sadece başarılı olduğunda, sınavdan iyi not aldığında değil her zaman onu sevdiğinizi bilmesini sağlayın.

o Yaşadığı zorluklar hakkında onunla konuşun. Ona zor gelenleri ve bunlarla baş etmek için neler yapabileceğinizi birlikte tartışın. Kimse çocuğunuzu kendisinden iyi tanıyamaz.

o Günlük hayatının planlı ve düzenli olmasına dikkat edin. Odasının, masasının ders çalışmak için uygun (yeterince ışık alan, sessiz bir ortamda, dikkat dağıtacak uyaranlardan uzak) halde olmasına özen gösterin.

o Zorlandığınız durumlarda profesyonel destek için uzmanlara başvurun

Bayramda Beslenmeye Dikkat

15 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kurban Bayramı İçin Beslenme Önerilerinde Bulundu.

 

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kurban Bayramı için beslenme önerilerinde bulundu. Bakanlık, Kurban Bayramı’nda şekerli besin tüketiminin yanı sıra et tüketiminin de arttığını kaydederek “Özellikle şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp-damar, mide ve şeker hastalığı olan kişilerin beslenmelerine dikkat etmeleri gerekmektedir” dedi.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, yaptığı açıklama ile vatandaşları Kurban Bayramı’nda beslenmelerine dikkat etmeleri konusunda uyardı. Açıklamada, şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp damar, mide ve şeker hastalığı olan kişilerin yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeleri gerektiği kaydedilerek, “Kurban Bayramı’nda şeker ve şekerli besin tüketiminin yanı sıra et tüketimi de artmaktadır. Etler sindirimi zor olan besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik, hem pişirmede hem de sindirimde zorluğa yol açar. Bu nedenle özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra, haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, diyabet (şeker hastalığı) ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli ve aşırıya kaçmamalıdır” denildi.
-KURBAN ETLERİ NASIL PİŞİRİLMELİ-
Etin tüketim miktarının yanı sıra pişirme yöntemlerinin de dikkat çekildiği açıklamada bayramda etlerin nasıl pişirilmesi gerektiği konusunda vatandaşlara bilgiler verildi. Açıklamada, et tüketiminde kanserojen maddelerin oluşumuna engel olabilecek pişirme yöntemleri önerilerek şöyle devam edildi:
“Etlerin pişirilmesinde haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi çeşitli kanserojen maddelerin oluşumuna neden olabileceği için tercih edilmemelidir. Etlerin tek başına değil de sebzelerle birlikte pişirilmesi veya tüketilmesi, besin çeşitliliğinin sağlanması açısından sağlıklı bir yöntemdir. Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli ve ilave yağ eklenmemelidir. Özellikle kuyruk yağı veya tereyağının et yemeklerinde kullanılmasından kaçınılmalıdır. Etler ızgarada pişirilirken, etle ateş arasındaki uzaklık eti yakmayacak ve kömürleşme sağlamayacak şekilde ayarlanmalı. Yüksek ateş yüzeydeki proteinleri birdenbire katılaştırır ve ısı etin iç kısmına ulaşamaz. Bu nedenle etlerin iç sıcaklığı en az 75 santigrat derece olmalıdır. Çok yüksek ısı, etin dış yüzeyinin yanmasına ve su kaybının fazla olmasına yol açarak besin öğesi kaybını artırır.”
-”ETLER ÇİĞ VE AZ PİŞMİŞ TÜKETİLMEMELİ”-
Bakanlık, hayvanlarda insanlara bulaşan zoonoz olarak adlandırılan bazı hastalıklara karşı da uyararak “Kist hidatik, toksoplazmozis, teniyoz, brusellozis, şarbon ve verem gibi hastalıklar ülkemiz açısında önem arz etmektedir. Özellikle Kurban Bayramlarında çok sayıda hayvanın kesilmesi, kesim öncesi ve kesim sonrası gereken kontrol ve hijyen kurallarına dikkat edilmemesi, kesilen hayvanlara ait etlerin tüketiminde (saklama, hazırlama, pişirme) gerekli hassasiyetin gösterilmemesi birçok zoonoz hastalığın yayılmasına zemin hazırladığı gibi çok sayıda insanımızın da bu hastalıklara yakalanmasında neden olabilmektedir. Etler kesinlikle çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmemeli, bazı zoonoz hastalıkların çiğ veya az pişmiş etlerin yenmesiyle bulaştığı akıldan çıkarılmamalıdır. Hayvanların kesilmesi, yüzülmesi, karkasın parçalanması, etin nakli, muhafazası, pişirilmesi ve tüketime sunulması aşamalarında kişisel hijyen kuralları ihmal edilmemelidir” dedi.
Kesilen etlerin korunması ve saklanmasının insan sağlığı için çok önemli olduğu ifade edilen açıklamada kurban etlerinin büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetinde ve buzdolabının buzluk kısmında derin dondurucuda saklanması gerektiği belirtildi. (ANKA)

Süt Dişleri Tamanlanınca Ortodontiste Gidilmeli

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Süt dişlerinin tamamlanmasının ardından sağlıklı kalıcı dişlerin çıkmasına yardımcı olunması amacıyla çocukların ortodontist kontrolünden geçirilmesi gerektiği bildirildi.
     Oral Lazer Uygulamaları Derneği (OLUD) Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Nükhet Berk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ortodontinin, diş, çene, yüz ve çevreleyen dokuların normal büyüme ve gelişimini inceleyen, gelişimi engelleyen faktörleri ortadan kaldıran ve oluşmuş bozuklukların tedavisini üstlenen bir bilim dalı olduğunu söyledi.
     Ortodontinin, halk arasında ”eğri dişlerin tel takılarak düzeltilmesi” olarak bilindiğini belirten Berk, ortodonti tedavisinin her yaşta uygulanabildiğini anlattı. Berk, tedavi süresinin ise yaşa ve hastanın diş yapısına göre değişebildiğini, tedavi sonrasında dişlerin hem sağlıklı hem de estetik bir görünüm kazandığını dile getirdi. Tedavi süresinin genellikle 6 ay ile 3 yıl arasında değiştiğini ifade eden Berk, ”Bu, kimi durumlarda dişlerin tamamlanma süresine bağlı olarak 4-5 yıl da sürebilir. Dişler düzeldikten hemen sonra etrafındaki kemik dokusu henüz eski sertliğine ulaşmamıştır. Bu nedenle apareyler çıkarılınca dişler eski yerlerine dönebilir. Bunu önlemek için düzelmiş dişleri yapılacak başka aygıtlarla yerlerinde pekiştirmek gerekir” diye konuştu.
    
     -ORTODONTİ TEDAVİSİ GEREKEN DURUMLAR-
    
     Berk, ortodonti tedavisinin, üst ya da alt çenenin ilerde olması, her iki çenenin birlikte önde veya geride olması, açık kapanışlar, erişkin hastada ön açık kapanış, süt dişleri döneminde sürekli parmak emmeye bağlı gelişen ön açık kapanış, kapanış bozukluğu nedeniyle alt ve üst ön dişlerin aşırı uzayarak üst dişlerin alt diş etlerini, alt dişlerin de üst damak yapısını bozması, çapraşık, aralık, gömülü ya da eksik dişlerin söz konusu olduğu durumlarda yapılması gerektiğini söyledi.
     Süt dişlerin, çocuğun gelişimine göre 3, 4 ya da 5 yaşında tamamlandığını belirten Berk, ”Süt dişlerinin tamamlanmasının ardından yapılan muayene sonucunda uygulanan ortodonti tedavisi ile süt dişlerinin gelişimi ve yerini kalıcı dişlere bırakma süreci kontrol altına alınabilir ve sağlıklı kalıcı dişlerin çıkmasına yardımcı olunabilir” dedi.
    
     -”SÜT DİŞLERİNİN ARALIKLI OLMASI SAĞLIKLI”-
    
     Berk, süt dişleri döneminde dişlerin aralıklı olmasının, ortodontistler tarafından ”sağlıklı” olarak tanımlandığını söyledi.
     Aralıklı süt dişlerinin alttan gelen daimi dişlere yer hazırladığını ifade eden Berk, şunları kaydetti:
     ”Bu dönemde dikkat edilmesi gereken en önemli şey; çocuğun parmak emmesidir. Biberon ve emzik emme aynı derecede tehlikeli değildir. Çünkü sadece parmak her an çocuğun yanındadır ve her istediği an emebilir.
     Aile, özel yöntemleriyle bu alışkanlığı bıraktıramıyor ve ortodontik açıdan bir anomaliyi başlattığı tespit ediliyorsa sabit ortodontik apareylerle parmağın damağa yerleşmesi ve vakumlanma önlenebilir.”
     Berk, iskeletsel anomalisi bulunan bir çocuğa 4 yaşında ortodonti tedavisine başlanması gerektiğini belirten Berk, ”Özellikle büyüme ve gelişim sırasında normal gelişimi kötü yönde etkileyen bazı faktörler ortadan kaldırılmazsa (parmak, dil emme, ters kapanıştaki veya aşırı uzamış süt dişleri) tüm dişler çıktığı dönemde tedavi ancak büyük bir cerrahi operasyonla gerçekleştirilecek duruma gelmektedir” diye konuştu.
     Berk, iskeletsel anomalisi bulunmayan çocuklarda ise ortodonti tedavisine 7-9 yaşlarında başlanabileceğini belirterek, şunları söyledi:
     ”Bu yaşlarda dişler düzgün sıralanmış görünseler de gizli kapanış problemi, bazı dişlere yer bulunmaması, ağızdaki bazı süt dişlerinin altında kalıcı diş tomurcuğu bulunmaması, henüz çıkmamış olan (özellikle köpek dişlerinin) bazı dişlerin kemik içinde gömülü kalmaları gibi dışarıdan fark edilemeyecek bazı ortodonti kaynaklı bozukluklar bulunabilir.”
     Berk, erken dönemde tedavi ile problemin tamamen ortadan kaldırılabildiğini ya da ileri yaşlarda yapılacak ikinci evre ortodonti tedavisinin daha kolay ve kısa sürede tamamlanmasına yardımcı olunabildiğini bildirdi.
     İlerleyen yaşlarda bozuk diş ve çene yapısının kişinin psikolojisini olumsuz etkileyebildiğine dikkati çeken Berk, kişinin sosyal yaşamdan kopabildiğini ve öz güven kaybı yaşayabildiğini kaydetti.
    
     -”ORTODONTİ TEDAVİSİ İLE DİŞLERİN ÖMRÜ UZAR”-
    
     Berk, ortodonti tedavisi ile dişlerin ömrünün uzayacağını belirterek, ”Çapraşık dişlerin bulunduğu ağızda, araya sıkışan dişler iyi temizlenemeyeceği için diş çürümelerine, diş eti hastalıklarına ve ilerleyen dönemde kapanış bozukluğuna bağlı çeşitli eklem bozukluklarına neden olacaktır” dedi.
     Erişkinlerde çok sık rastlanan diş eti hastalıkları ve kemik erimeleri nedeniyle dişlerde aralanmalar, uzamalar ve sallanmaların görüldüğünü anlatan Berk, ”Ortodonti tedavisiyle dişler arasındaki aralıklar kapatılarak dişlerin daha sağlıklı ve daha uzun süre ağızda kalmaları sağlanabilir” diye konuştu

Çocuklara Grip Aşısı Uygulaması

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Meda Kondolot, 6 ay-5 yaş grubundaki çocuklar ile prematüre doğan, kronik akciğer hastalığı, astım, böbrek ve kalp problemi olan çocukların mutlaka grip aşısı olması gerektiğini söyledi.
     Kondolot, AA muhabirine yaptığı açıklamada, risk gurubundaki çocuklara grip aşısını eylül ayından itibaren yapmaya başladıklarını bildirdi. Grip aşısının şubat ayına kadar yapılabileceğini ifade eden Kondolot, şu bilgileri verdi:
     ”Grip aşıları her yıl yapılıyor. Yaşa göre dozu ve sayısı da değişebiliyor. Genellikle 9 yaşına kadar ilk kez yaptığımızda 1 ay arayla 2 doz yapıyoruz. Daha sonraki yıllarda yapmamız gerekirse tek doz yapıyoruz. 6 ay-3 yaş arası çocuklara ise eğer ilk kez aşı yapılacaksa yarım doz yapıyoruz, ama 1 ay arayla 2 kez aşılıyoruz. Daha önce aşı yapılmışsa da sonraki yıllarda tek doz yapılmaya devam ediliyor.”
     Kondolot, grip aşısı yapılmasının ”bir daha üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle ya da grip geçirilmeyeceği” anlamına gelmediğini, enfeksiyona neden olan yüzlerce virüs bulunduğunu, bu nedenle aşının sadece o yıl ağır seyredecek gripten koruduğunu belirtti.
     Grip aşısını 6. aydan itibaren bütün çocuklara yapılabildiğini bildiren Dr. Meda Kondolot, şöyle devam etti:
     ”6 ay-5 yaş grubundaki çocuklar ile prematüre doğan, kronik akciğer hastalığı, astım, böbrek ve kalp problemi olan çocuklar mutlaka grip aşısı olmalıdır. Çünkü bu gruptaki çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu sık görülmektedir. Bağışıklık sistemi yeterince gelişmeyenlerin de doktorlarına başvurarak grip aşısı yaptırmaları gerekiyor. Bazı metabolik hastalıkları olanlar da grip enfeksiyonu açısından risklidir. Aynı zamanda evde küçük bebek ya da bu hastalıkları taşıyan biri olduğu zaman diğer aile bireyleri ile anne ve babaya da grip aşısını öneriyoruz.”
     Kondolot, sağlık personelinin de risk grubundu bulunduğuna dikkat çekerek, bu kişilerin de mutlaka grip aşısı olması gerektiğini bildirdi.
     Halk arasında nezle ve gribin birbirine karıştırıldığına dikkati çeken Dr. Kondolot, ”Nezle birkaç gün süren burun akıntısı, hapşırık, öksürük ile karakterize bir hastalıktır. Gribin ise baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı gibi daha sistemik belirtileri var” dedi.
     Yan etkisiz aşı olmadığını belirten Kondolot, grip aşısı yapılan yerde kızarıklık, ağrı ve şişlik görülebilileceğini, halsizlik, kas ve baş ağrısı ile iştahsızlık gibi geçici sistemik belirtilerin ortaya çıkabileceğini söyledi

Çocukların Asitli İçecek İçmesi

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Çocukların Asitli İçecek İçmesi

Asitli içeceklerin hiçbir besleyici özellik taşımadığını belirten uzmanlar, ailelerin süt ve meyve suyu tüketimini özendirmesini istiyor.Gençlerin severek tükettikleri asitli içeceklerin şişmanlığa neden olduğu bildiriliyor. Uzmanlar, gençlerin besleyici özellikleri olmayan asitli içecekler yerine, süt ve meyve suyu tüketimine özendirilmeleri için aileleri uyarıyor.

Mayo Clinic Beslenme Direktörü Dr. Jennifer K. Nelson, kilo alımında yenen gıda miktarı kadar alınan kalorilerin de önemli olduğuna dikkat çekiyor. Boş kaloriler içeren “soft” içeceklerin tüketiciler için ek şeker kaynağı olduğuna dikkat çeken Nelson, şu uyarılarda bulunuyor:

“Bu ek kaloriler çeşitli aktiviteler ile yakılmadığı takdirde, bir yılda kızlarda 7, erkeklerde ise 12 istenmeyen kiloya neden olur. Asitli içeceklerin diğer bir zararı da açlık hissini gidermemesi ve kişileri başka şeyler yemeye yöneltmesidir, bu da elbette alınan yeni kaloriler anlamına gelir. Aileler de çocukların yiyecek miktarı ve kalitesine dikkat etmeli, bu içecekler yerine sağlık için yararlı besinler içeren süt ve meyve suyu tüketimi konusunda çocukları uyarmalıdır

Ergenliği Etkileyen Hormon Bulundu

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Kemal Topaloğlu başkanlığındaki bir heyet ve Cambridge Üniversitesi’nden bilim adamları, ergenliği düzenleyen hormonu buldu.
     ÇÜ’de 2004′den beri sürdürdüğü çalışmayla hormon genini bulan ekibin başkanı Prof. Dr. Ali Kemal Topaloğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ergenlik döneminin bir kişinin yaşamında dönüm noktası olduğunu ancak, bu döneme bazı kız ya da erkeklerin çok erken, bazılarının ise çok geç girebildiklerini ifade etti.
     İnsanda ve diğer memelilerde ergenlik sürecinin nasıl başladığının günümüz biliminde halen yanıtı olmayan sorulardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Topaloğlu, ”2005 yılında Science Dergisi’nde ‘Ergenlik sürecini ne başlatıyor’ sorusu günümüz biliminin bütün alanlarında yanıtı olmayan 125 sorudan birisi olarak lanse edilmiştir. Bu buluş, bu sorunun yanıtına ulaşmada önemli bir basamak oldu” dedi.
     Ergenlik dönemine geç ya da çok erken girmenin kişide biyolojik ve psikolojik bir takım sorunlar yaratabildiğine işaret eden Topaloğlu, ”Bu nedenle polikliniklerimize başvuran hastaların öykülerinden yola çıkarak gerçekleştirdiğimiz uzun soluklu bu araştırma, genlerden gelen gelişim bozukluğuyla ilgili farmakologların bir ilaç üzerinde çalışmasına da zemin hazırlamış oldu” dedi.
     Araştırmasının ilk bölümünü Cambridge Üniversitesi’nde gerçekleştirdiğini belirten Topaloğlu, şunları söyledi:
     ”Bu buluş, Nature Genetics adlı dergide Çukurova ve Cambridge üniversiteleri ortak adresli olarak yayınlandı. Bilindiği kadarıyla, genellikle yeni keşfedilen genlerin yayınlandığı Genetik ve Moleküler Biyoloji alanında en yüksek etki değerine sahip olan bu saygın bilim dergisinde ilk kez Türk bilim insanları ve Türk üniversitesi adresli olarak bir makale yayınlandı. Bu buluşun, bir Türk bilimadamından çok bir Türk Üniversitesi adresli yayınlanması beni daha çok mutlu etti.”
     Prof. Dr. Topaloğlu, Cambridge Üniversitesi’nde başlattığı çalışmaya daha sonra TÜBİTAK ve Çukurova Üniversitesi bilimsel araştırmalar fonundan destek sağlandığını kaydetti.
    
     -BULUŞ-
    
     Prof. Dr. A. Kemal Topaloğlu ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmaya göre, insan beyninde ergenlik sürecinin başlatılmasında rol alan bir sinyal sistemi ve bu sistemde yer alan iki genin rolleri ilk kez ortaya çıkarıldı. Bu ileti sisteminin adı neurokinin sinyal sistemi ve burada rol alan genlerin adı TAC3 ve TCR3. TAC3, neurokinin B adlı bir beyin hormonunu ve TACR3 ise bunun alıcısını (reseptörünü, NK3R) kotluyor. Bu iki genden biri bozuk olduğunda insanlar ergenlik sürecine giremiyor, kendi cinslerine ait fiziksel ve cinsel özelliklere sahip olamıyorlar ve ileride ancak çok özel tedavi yöntemleriyle çocuk sahibi olma şansına sahip olabiliyorlar. Bu hastalığa hipogonadotropik hipogonadizm deniyor.
     Araştırmada, bu hastalığı olan kişilerde, söz konusu genlerde bozukluklar (mutasyonlar) saptandı.
     Cambridge Üniversitesi’nden Dr. Stephen O’Rahilly ve Dr. Robert K. Semple ve arkadaşları ile yapılan işbirliği çerçevesinde bu mutasyonların kotlandıkları proteinlerin fonksiyonlarını bozduğu deneysel olarak da doğrulandı

Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkisi

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Medicana International İstanbul Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Hülya Bingöl, fazla televizyon seyretmenin, çocukların boş zamanlarını değerlendirmede yaratıcılıklarını azaltabileceğini bildirdi.
     Bingöl, yaptığı yazılı açıklamada, televizyonun çocuklar üzerinde birçok olumsuz etkisinin olabileceğini ve çocukların hiçbir zaman aktif oyun ve hareket zamanından çalarak televizyona fazla yönelmemeleri gerektiğini kaydetti.
     Çocukların televizyon izlerken çoğu zaman gerçek ile bilimkurguyu ayırt edemediklerini ve kendilerini televizyonda izledikleri hikayenin bir parçası sanabildiklerini anlatan Bingöl, izlettirilen programların dikkatle seçilmesinin önemine dikkati çekti.
     Bingöl, televizyonda çocuklar için yayınlanan çizgi filmlerde bile şiddet unsurunu görmenin mümkün olduğunu, bunun da çocukların gelişiminde bazı tehlikeler yaratabileceğini dile getirdi.
     Beğendikleri çizgi film kahramanlarının şiddet uyguladığını gören çocukların zamanla benzer davranışlar sergileyebileceğine işaret eden Bingöl, televizyondaki bu tarz gizli mesajların zamanla çocuğun bilincine yerleşebileceği uyarısında bulundu.
     ”Boş vakitlerini sürekli televizyon karşısında geçiren çocuklar, pasif bir tüketim şekli geliştirmeye başlar ve zamanla boş zamanlarını değerlendirme ile ilgili yaratıcılıkları sıfıra iner” diyen Bingöl, çocukların televizyon konusunda bilinçli ve seçici yetiştirilmesini önerdi. Hülya Bingöl, çocukların en fazla bir saat televizyon karşısında kalmasının daha uygun olabileceğini kaydetti. (AA

Bol Su İçip Sık İdrara Çıkan Bebeklere Dikkat

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Uzmanlar, akraba evliliğinden dolayı Türkiye’de diğer ülkelere göre daha sık rastlanan, bebeklerde bol su tüketimi, sık idrara çıkma, iştahsızlık ve büyüme geriliğiyle bulgu veren sistinozis hastalığı konusunda aileleri uyardı.
     Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Pediatrik Nefroloji ve Romatoloji Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rezan Topaloğlu, genetik bir hastalık olan sistinozisin, ”sistin” adı verilen maddenin vücutta birikmesi sonucu meydana geldiğini, hastalığın önce böbrekleri sonra da gözleri vurduğunu bildirdi.
     Dünyada 2 bin, Türkiye’de ise 100 dolayında tanı konulan sistinozis hastası bulunduğunu, sayının çok yüksek olmamasına rağmen hastalığın aileleri derinden etkilediğini anlatan Topaloğlu, şunları söyledi:
     ”Hastalık, bebeklerde ilk 6 aydan sonra bulgu vermeye başlar. Bol su içip, sık idrara çıkan, iştahsız ve büyüme sorunu yaşayan çocuklara dikkat edilmelidir. Hastalığın tanısı 1.5 yaşındaki bebeklerin göz muayenesinde, korneada biriken sistin kristalleri ile mümkündür. Daha erken yaşlarda gözden muayene ile tanı konulamaz.”
     Çocuklarda zamanında teşhis konulmaması halinde sistinin böbreklerde birikmesi sonucu aşırı su kaybı meydana geldiğini, bunun da hastanın yaşamını tehlikeye soktuğunu kaydeden Topaloğlu, hastalığın diğer böbrek hastalıklarıyla karıştırılabileceğini, en iyi tanının, şüphelenilen hastalarda lökosit sistin düzeyine bakılmasıyla konulabileceğini bildirdi.
     Lökosit sistin düzeyine bakılmasının, hastalığın tanısında ve izleminde önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Topaloğlu, şunları kaydetti:
     ”Ülkemizde bu teste çok düzgün bakılmıyor. Neticeleri zor değerlendirilen bir test. Üniversite hastanelerinde yapılabiliyor. Aile öyküsü olan hastalara bu test yapılmalı. Hastalığın erken dönemde teşhisi konulduğu takdirde ilaç tedavisi uygulanıyor. İlacın düzgün kullanımı sonucu hastaların büyümeleri düzeliyor. Böylece böbrek yetmezliği 8-10 yaşında değil, daha ileriki yaşlarda ortaya çıkıyor. Ancak sistinozis sürekli takip gerektiren bir hastalık. Başarılı tedaviyle 50 yaşına kadar yaşayan hastalar dahi var. Böbrek nakli ve ilaç tedavisi ile hastaların yaşam süresi uzatılıyor.”
     Hastalık tüm dünyada gözükse de akraba evliliklerinden dolayı Türkiye’de daha sık karşılaşıldığını vurgulayan Topaloğlu, ”Hastalık dünyada 100 binde bir çocukta görülürken, ülkemizde daha yaygın olduğu düşünülüyor” dedi.
     Türkiye’deki hastaların büyük bölümünün, geçtiğimiz aylarda Ankara’da düzenlenen 1. Doğu Akdeniz Bölgesi Uluslararası Sistinozis Konferansı’nda bir araya geldiğini belirten Topaloğlu, toplantının, ailelerin hastalığı daha yakından tanıması açısından çok yararlı geçtiğini söyledi

Çocuklarda Büyük Bademcik

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlık

Çocuklarda bademciklerin normalden büyük olmasının, özellikle gece uykusunda hava yolunun tıkanmasına ve ”geçici solunumun duraksamasına” yol açabileceği belirtildi.
     Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilm Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uslu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özellikle çocukluk döneminde bademciğe bağlı sorunların sık görüldüğünü ve bu nedenle bademciklerin alınmasının söz konusu olabildiğini söyledi.
     Her bademcik rahatsızlığında cerrahi müdahalenin şart olmadığını anlatan Uslu,bademciklerin görevinin çocukluk döneminde çok önemli olduğunu ve korunması gerektiğini dile getirdi. Uslu, ”Bademciklerin antijen denilen yapıları vücuda tanıtması gerekir. Çocuk büyüdükçe tanıma fazlalaşır. Bademcikler, vücudun mikroplara karşı muhafızıdır. Mikrop ve virüslere karşı tanıtım ve tepkiyi başlatma görevi vardır. Tedbiren 4-5 yaştan önce alınmamaya özen gösterilmelidir. Ancak, istisnai olarak, ameliyatın gerekli olduğu konusunda yeterli belirti ve bulgu olduğunda, yaş sınırı daha alta çekilebilir” diye konuştu.
     Tıp dilinde ”akut tonsillit” denilen yeni başlamış bademcik iltihabında durumunda boğaz ağrısının yanı sıra üşüme, titreme, ateş, halsizlik, yoğun boğaz ağrısı ve bademciklerin üzerinde beyaz beneklerin görülmesi gibi başka kriterlerin arandığını anlatan Uslu, ”Yıl içerisinde 5 kezden fazla akut tonsillit görülmesi halinde cerrahi operasyon düşünülebilir” dedi.
    
     -”KALP VE AKCİĞER SİSTEMİNE YÜK BİNDİRİR”-
    
     Uslu, bademcik ameliyatının gerekçesinin sadece bu olmadığını da ifade ederek, şunları kaydetti:
     ”Hiçbir enfeksiyon olmadan iri bademcik yapısı nedeniyle uyku sorunu yaşanması ve hatta solunum durması gibi sıkıntılı hallerde cerrahi operasyon gereklidir. Bazı çocukların bademcikleri normalden büyüktür. Bademcikler iri olduğu için özellikle gece uykusunda hava yolunun tıkanmasına bağlı olarak vücut da bu tıkanıklığı aşma gayreti ile birlikte yorulma olur. Yorulma sonrasında vücut kendini dinlenmeye aldığından uykuda solunumun duraksamasına yol açar. Çocuk, vücudunun komutuyla birlikte tekrar nefes almaya başlar. Bu sorunu yaşayan çocuk, belli bir tempoda nefes alırken birden solunumu durur, ardından birkaç saniye sonra tekrar solunuma başlar.”
     Bu durumun çocuğun uyku düzeninde bozulmalara yol açtığını belirten Uslu, ”Çocuk uyuyor gözükse bile uykunun dinlendiren aşamalarını tam olarak yaşayamaz. Dolayısıyla gelişimi ve diğer sistemleri olumsuz etkilenir. Kalp ve akciğer sistemine yük bindirir. Eğer bu durum çok uzun sürer ve şiddetli seyrederse ilave sorunlar çıkabilir” uyarısında bulundu.
     Uslu, ”Bu sorunu yaşayan çocukların, diğerlerine oranla daha yorgun ve bitkin görüldüğüne, hırçın olduğuna, yatarken ağzı açık ve dili dışarda durduğuna” dikkati çekerek, anne babaların bunlara karşı duyarlı olması gerektiğini söyledi. Uslu, ”Burun tıkanıklığı, geniz eti sorunu ve bademcik büyüklüğü nedeniyle solunum bozukluğu ortaya çıktığında, yüz gelişimi de olumsuz etkilenebilir. Örneğin dişler kötü gelişir, dişler daha küçük ve orantısız olabilir. Alt ve üst çene birbirini kapatmaz, çene yapısı daha küçük kalabilir” diye konuştu.
     Uslu, bademcik enfeksiyonuna bağlı havale geçirilmiş olması halinde de operasyonun yapılmasının uygun olabileceğini de söyledi. (AA)

Sonraki Yazılar »