farzet ki öldün!!!!

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini BilgiLer, Dini HikayeLer

FARZET Kİ ÖLDÜN

İstersen gel bir beş dakika ölümü düşünelim… Ama senin ölümünü nasıl mı? Şöyle:

Düşün ki hiç hesapta olmayan, hep ertelediğin, ölüm; sana genç yaşta geldi… Eve haber saldılar; çocuğunuz hakkın rahmetine kavuştu… Aldılar seni sana özel tek kişilik odaya ağırladılar… Morgdasın… Buz gibi bir mekân… Birazdan sevdiklerin başına üşüşüp ağlayacaklar…

Beyaz kefenin başucu en yakının tarafından açılıyor… Seni gören fenalık geçiriyor… Sana can veremiyorlar… Sen morgda bir kişilik yeri işgal ederken boyuna göre küçük yatağın (kabrin) çoktan hazırlanmış… O geceyi tüyleri diken diken eden yerde geçirirken sıcacık yatağın korku salacak evdekilere… Rahmetlinin yatağıydı diyecekler… O odan korku salacak…Ölümün birçok kişiye kısa zamanda unutacakları önemli dersler verir… Ölümünle kimi dul kalacak, kimi yetim… Kimine evlat acısı tattıracaksın, kimine adını koyamadığımız acılar…

Sen hala o soğuk yerdeyken cenazenin kılınacağı camii ve kılınacak namaz vakti belirlenmiş ve kısa bir zaman diliminde yakın çevrene bildirilmiştir… Cepten arayanlara şu ses ne güzel mesaj verirdi:

“Aradığınız kişiye ulaşılamıyor… Lütfen tekrar denemeyiniz. Ona artık ulaşamazsınız… O artık dünyalı değil… Lütfen numarasını silin…”
Numaran anında silinir… Telefonlardaki numaran ölüm kokar… Sen morgdayken ölüm ve ölümün konuşulacak evlerde… Ne kabare programları güldürür ne de savaş görüntüleri üzer… Gündemde sen varsın… Ölümün var…
Şu konuşmalar çok işitildi:

_ Acaba sıra kimde?
_ Senden sonra acaba kimin adı okunacak?
_ Daha dün görüşmüştüm!
_ Hala inanamıyorum!
_ Demek ki ölümün yaşı yok!
_ Bir gün biz de öleceğiz…

Ve sabah olur…
Dünyada bir gün bile kalmana razı olmazlar… İlk kez varlığın sıkıntı verir… Sen hala oracıktayken ğasilhane kapısına adın yazılır… Orası ne hamamdır ne de evindeki banyo… Ömürde bir defa yıkanılan bir yerdir orası…
Buz tutmuş bedenin sıcak sular altında çözülürken tenine dokunanlara unutamayacakları bir ürperti verirsin… Ve ölümünden sonra ikinci durağın olan tahtadan yapılmış bir binek kapı önünde seni bekliyor… Ömürde bir defa binilen tek binektir o… Ve iki üç kişinin yardımıyla cansız bedenin tabuta koyulurken kılını dahi kıpır tadamayacaksın…

Yine ömründe ilk ve son kez bineceğin bir araba sana özel kiralanmış… Ve yola koyuluyorsun… Canlılar arasında kıvrıla kıvrıla ölüm dansı yaparak en azından Cuma kıldığın camiye geliyorsun… Daha doğusu getiriyorlar…
O kalabalıkta tek ölü sensin… Ve sana ölü muamelesi yapacaklar… Çünkü sen ölmüşsün… Musalla taşı… Taşların en ürperteni! Taşların en acımasızı! Taşların en soğuğu!

Senin için toplanan kalabalık, öne geçmen için yol açıyor… Ve o taş kim bilir kaçıncı konuğunu ağırlıyor! Ne ölüler geçti o tezgâhtan!

Senin oradaki varlığın bir sünnet namazına vesile… Kılınan namazdan sonra; Rahmetliyi nasıl bilirdiniz? Sorusuna seni tanıyan da tanımayanda iyi bilirdik derler. İşlediğin günahları gözlerinin önüne getirdiğinde iyi ki bilmiyorlar dersin…
Ürperttiysem bana kızma! Bu, senin, dünya hayatına yeni bir bakış açısı yakalaman içindi… Çünkü ölümü düşünmek az hata yapmanı sağlar

NİYE BEN?” DİYEN HERKES İÇİN….

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini BilgiLer, Dini HikayeLer

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.

Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karsılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, İpi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu.. Orada asili dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek İpi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.

Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca..

Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et.”

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mi?” diye bağırdı. Branda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:

“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır.
Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım…”

 

Rabbim bir karıncanın bağlılığına ulaşabilmeyi,fani alemdeki imtihanlarımızı sorgusuz sualsiz, yalnızca “O” istediği için sırtlanabilmeyi,şükredebilmeyi cümlemize nasib  etsin inşaALLAH    Sustum! Birikti yanaklarımda alfabe…
Ya ilahi,sükûtumu en güzel dua’m eyle…

Yakışıklı AZRAİL-Yaşanmış ve İbretlik Bir Olay

19 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini BilgiLer, Dini HikayeLer

Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum. Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı.

Serap’ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da ALLAH (c.c)’in izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak Serap’ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.

Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir’e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış.

Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

”Doktor bey,” dedi. ”Ben .. size…dargınım.”

”Niçin?” diye sordum.

–”Siz…dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH (c.c)’ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?”

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O’nu üzmemeye çalışarak:

–”Doktora ulaşmak kolaydır” dedim. ”Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın…”

Konuşmaya mecali olmadığından “Ben o isteği duyuyorum” manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yaşayan Serap için bu dersler “hızlandırılmalı öğretime” dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla mecz ediyor ve arada bir soru soruyordu. Vefatına bir hafta kala:

–”Doktor bey,” dedi. ”Ben ölürken ne söylemeliyim?”

–”Senin durumun çok özel” dedim. ”Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O ani fark edince ”Muhammed” (s.a.v) sana yeter.”

O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap’a sürekli morfin yapıyor ve O’nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek:

–”Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor.” dedi. “Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor.

Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hâla unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.

-”Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste “Muhammed” diyemezsem?.

İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap’ın acizliği hürmetine olacak ki Salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim. Ertesi gün O’na:

–”Hiç korkma!” dedim. “İğneyi vurdurabilirsin. Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:

–”Doktor bey…Azrail bana nasıl görünecek?”

–”Kızım,” dedim. “O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir.”

Salı günü Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:

–”Doktor bey, biliyor musunuz , bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!” dedi ve devam etti:

–Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve “yataktan kalkması imkansız” denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:

–”Doktor bey’e söyleyin, dedi. Azrail, O’nun söylediğinden de güzelmiş

Sıkıntıdan kurtulmak için okunacak duâlar nelerdir?

13 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini HikayeLer

Soru: (Bir sinir hastamız var. Hep sıkıntılı ve huzursuzdur. Asabiyeciye gittik. Ona “Açık yerlerde gez! Teselli edici kimselerle konuş! Ruhî tedâvi için nasihat çok faydalıdır. Tıpta telkinle tedâvi vardır. Böyle psikolojik hastalıklar için ilâçların yanı sıra duâ okumak faydalıdır.” dedi. İlaçlardan başka ne yapmalıyız? Cevap: Mütehassıs doktorların tavsiyelerine uymak lâzımdır. Psikolojik hastalıklar için telkin iyi gelmektedir. Telkinle sağlam insana sıkıntı vermek mümkün olduğu gibi, sıkıntılı insanı da tedâvi etmek mümkündür. Psikolojik hastalara, bir şeyler söyleyip, (Artık bir şeyin kalmaz, biraz gez.) dendiğinde hastanın daha huzurlu olduğu görülmüştür.
Vücudumuz, bize emânettir. Dinimiz onu iyi korumamızı emrediyor. Hastayı tedavi ettirmek lâzımdır. Tedâvinin, hastalığın durumuna göre, ilâç ile sadaka vermek ile ve duâ ile yapılacağı bildirilmiştir. Tecrübe ile te’sirleri kat’i olan, aşı, serum ve mikrop öldürücü ilâçları kullanmak farzdır. Yâni Allahü teâlâ’nın emridir. Te’siri kat’i olan ilâçlar, gıda gibi olup, ilâç almayıp ölmek günâhtır. Peygamber aleyhisselâm üç türlü ilâç kullanmıştır. Kur’ân-ı kerîm veya duâ okurdu. Fen ile bulunan ilâçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı. (Mevâhib)
Duânın te’sîr etmesi

Kur’ân-ı kerîmin ve duânın te’sir etmesi için ba’zı şartların gözetilmesi lâzımdır. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilâçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması lâzımdır. Okuyanın, itikadının bozuk olmaması, harâm işlemekten, kul hakkından sakınması, harâm ve habîs şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır.
Duâ ilâç gibidir. Allahü teâlâ dilerse te’sir eder. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Duâ mü’minin silâhıdır, dinin de direğidir.) [İbni Ebiddünya]
(Duâ belâyı önler.) [Ebuşşeyh]
(Allahü teâlayı unutarak, gafletle edilen duâ kabûl olmaz.) [Tirmizî]
(Allahü teâlâ, kendisinden istemeyene, duâ etmeyene gazab eder.) [İ. Mâce]
(Dert belâ gelince, Yûnus peygamberin duâsını okuyun! Allahü teâlâ, o belâdan kurtarır. Duâ şudur: “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke, innî küntü minez-zâlimin.”) [Hâkim]
(Sabah-akşam İhlâs ve Muavvizeteyni [iki kuleûzüyü] üçer defa oku! Bunlar, bütün belâları, âfetleri, sıkıntıları ve istemediğin şeyleri giderir.) [Tirmizî]
(Sabah-akşam, 3 kere “Bismillahillezî lâ yedurru me’asmihî şey’ün fil erdi velâ fissemâi ve hüvessemî’ül’alîm” okuyana bir şey zarar veremez.) [İ. Mâce]
(Allahü teâlâ, hergün sabah-akşam yedi kerre, “Hasbiyallahü lâ ilâhe illâhü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azîm” diyenin dünya ve âhıret işlerine kâfidir.) (Beyhekî)
Bismillâhirrahmânirrahîm ve lâ havle ve lâ-kuvvete illâ billâhil’ aliyyil’azîm okumak, sinir hastalığına ve bütün hastalıklara iyi gelir. Peygamber efendimiz, sıkıntıyı gidermek için, (Lâ ilâhe illallâhül’azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü Rabbül-Arş-il’azîm lâ ilâhe illallâhü Rabbüs, semâvâti ve Rabbül-Erdı Rabbül Arşil-kerîm) okurdu. (Müslim)
Lâ havle söylemek
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün beş yüz kerre “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” okurdu. Okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüzer kerre “Salevât” getirirdi. (T. Mazherî)
Korkulu yerlerde ve düşman karşısında ve emîn ve rahat olmak için Li îlâfi’yi okumalıdır. Tecrübe edilmiştir. Hergün ve her gece hiç olmazsa, onbirer defâ okumalıdır. Hadîs-i şerîfte, (Bir yere gelen kimse, Eûzü bikelimâtillâhi-ttâmmâti min şerri mâ haleka okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez) buyuruldu. (Müslim)
Bir dileği olan, yatarken abdest almalı. Temiz bir yere oturup, 3 salevât okumalı. Sonra Besmele ile 10 Fâtiha ve sonra 11 İhlâs okumalı. Sonra 3 salevât okumalı. Sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı ve sağ elini, sağ yanağının altına koyup yatmalıdır. niyyet ettiği şeyin nasıl olacağını bi-iznillah rü’yâda görür. (Fetâvâ-i kâri-ül-hidâye)
Dileklere kavuşmak için, iki rek’at namaz kılıp, sevâbını silsile-i âliyye denilen âlimlerin rûhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diyerek duâ etmelidir. Meselâ, “Yâ Rabbî, filân yere sağ-sâlim gidip gelmek nasîb eyle, filân sıkıntıdan beni kurtar” gibi duâ ettikten sonra, “Bu duâmı silsile-i âliyye büyükleri hürmetine kabûl eyle” demelidir. (Mekâtîb-i şerîfe)
Fâtiha, Âyet-el kürsî ve Dört kul, yâni Kulyâ, Kulhüvallahü, Felâk ve Nâs yedişer kerre okunur, Allahü teâlâya sığınılırsa, âfetlerden, belâlardan hastalıklardan korunmuş olur

Hz.Ömer hassasiyeti

06 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini HikayeLer

yine,bir ömürlük zaman dilimine,ömürlere sýðmayacak hayýrlý iþler sýðdýran Hz.Ömer (ra) döneminde,o Ýslam halifesininhuzuruna bir sofra getirilipte herkesin oturup,Yamame Savaþý nda sað kolunu kaybeden Hz.Amir in bütün ýsrarlara raðmen uzak durmasý ve bunu gören Hz.Ömer in þu sözleri,inceliðin harikulade incileri deðilmidir:
      ”senin sofraya oturmayýþýnýn sebebini biliðimi sanýyorum.sað elinin olmadýðý için,sol elinle yemek zorunda kalacaksýn.bu yüzden sofradan uzak duruyorsun!
      þunu iyi bilki,içimizde senden baþka bir uzvu kendisinden önce cennete gitmiþ kimse yoktur.senin oturmadýðýn sofraya oturmak bizim için çok acý olur.oturduðun sofraya oturmak ise þereflerin en yücesidir.Gel aramýza katýl.Bizi,bir organý kendisinden önce cennete gitmiþ bir büyük insanla yemek yeme þerefine kavuþtur.hiç olmazsa bizde böyle teselli olalým.Diyelimki:”Ey Rabbimiz! Biz,Senin yolunda bir organýmýzý feda edemedik ama,feda eden bir kardeþimizle bir sofrada oturduk.Onun hürmetine bizi affeyle!

Yakmaz

06 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini HikayeLer

yaþlý kadýn yolda aðýr adýmlarla yürümektedir.
      Arkadan gelen biri soluk soluða….”Ana” der,”sizin mahalle yanýyor,ateþ her yaný sardý.senin eve doðru geliyor.”
      kadýn hiç istifini bozmaz.aðýr aðýr yürümeye devam eder.
      haberi getiren ”herhalde anlamadý” der.
      ve felaket haberini bir kez daha tekrar eder….Halbuki yaþlý kadýn herþeyi çok iyi anlamýþtýr….ve o bir ALLAH dostudur.
      Sakin ve herþeyden emin bir yüz ifadesiyle,heyacanlý haberciye döner,tane tane konuþur:
      ”Meraklanma evladým! Benim eve hiç bir þey olmaz.Çünkü O gönlünü yaktýðý kulunun bir de evini yakmaz….

PEYGAMBERÝMÝZE (S.A.V) BENZÝYORDU

06 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini HikayeLer

 Mus’ab bin Umeyr, Müslüman olan Medîneli müslümanlar ile ikinci Akabe bîatýnda bulundu. Bedr savaþýnda sancaktâr olup, büyük gayret ve kahramanlýk gösterdi. Süveyd bin Harmale ile birlikte Abdüddâroðullarýndan Bedir savaþýna katýlan iki kiþiden biri idi. Mus’ab, Uhud savaþýna da katýldý. Yine sancaðý o taþýyordu.
     
      Bu savaþta Peygamberimizin yanýndan ayrýlmayarak saldýranlara karþý koyuyordu. Ýki zýrh giyinmiþti. Bu hâliyle Peygamberimize benziyordu.
     
      Peygamberimize benziyordu
     
      Müþrik ordusundan Ýbn-i Kâmia adýnda biri Peygamberimize saldýrýrken, Mus’ab bin Umeyr onun karþýsýna çýktý. Bu müþrik, bir kýlýç darbesiyle Mus’ab bin Umeyr’in sað kolunu kesti. Mus’ab bunun üzerine sancaðý derhâl sol eline aldý.
     
      Mus’ab o esnâda; “Muhammed (aleyhisselâm) ancak resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiþtir” meâlindeki Al-i Ýmrân sûresinin 144. âyet-i kerîmesini okuyordu. Ýkinci bir darbe ile sol kolu da kesilince, sancaðý kesik kollarýyla tutup göðsüne bastýrdý ve yine ayný âyet-i kerîmeyi okudu. Bu hâliyle kendini Peygamberimize siper yapan Mus’ab bin Umeyr’in üzerine hücum eden Ýbn-i Kâmia, vücûduna bir mýzrak sapladý ve Mus’ab bin Umeyr yere yýkýlýp þehîd oldu.
     
      Mus’ab bin Umeyr zýrh giydiði zaman, Peygaberimize benzediði için müþrikler onu þehîd edince Peygamberimizi ödürdüklerini zannetmiþlerdi.
     
      Hz. Mus’ab þehîd olunca; onun sûretinde bir melek, sancaðý aldý. Mus’ab’ýn þehîd düþtüðünden Resûlullahýn henüz haberi olmamýþtý. “Ýleri ey Mus’ab ileri!” diye sesleniyordu. Bunun üzerine bayraðý elinde tutan melek, geri dönüp Resûlullah efendimize; “Ben Mus’ab deðilim” diye cevap verince, Resûlullah sancaðý elinde tutanýn melek olduðunu anladý. Bundan sonra Peygamberimiz sancaðý Hz. Ali’ye verdi.
     
      Resûlullah efendimiz, Mus’ab bin Umeyr’i þehîd olmuþ görünce, baþý ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden:
     
      “Mü’minlerden öyle yiðitler vardýr ki, onlar Allah’a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzýlarý þehîd oluncaya kadar çarpýþacaðýna dâir yaptýðý adaðýný yerine getirdi. Kimisi de þehîd olmayý bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ deðiþtirmediler” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra þöyle buyurdu:
     
      – Allah’ýn Resûlü de þâhittir ki, siz kýyâmet günü Allah’ýn huzûrunda þehîd olarak haþrolunacaksýnýz.
     
      Selâm vereceklerdir
     
      Daha sonra yanýndakilere dönüp;
     
      – Bunlarý ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kýyâmette bu aziz þehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir, buyurdu.
     
      Daha sonra Mus’ab bin Umeyr’e kefen olarak bir þey bulunamamýþtý. Mekke’nin en zengin iki ailesinden birinin çocuðu olan Mus’ab bin Umeyr’in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftaný ile ve ayak tarafý da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.
     
      Habbâb bin Eret der ki:
     
      Mus’ab bin Umeyr, Uhud’da þehid edilince, kendisini saracak kýsa bir hýrkadan baþka bir þey bulunamadý. Hýrkayý baþ tarafýna çektik, ayaklarý açýldý. Ayaklarýna çektik, baþ tarafý açýldý. Resûlullah bize:
     
      – Onu baþ tarafýna çekiniz! Ayaklarýný otlarla kapatýnýz! buyurdu

MÜMÝN YENÝLÝKLERDEN HABERDAR OLMALIDIR

06 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini HikayeLer

    Birgün bir tüccar sahabi Þamdaki hristiyanlardan aldýðý içi zeytinyaðý dolu bir kandili getirip mescide asmýþ.
     
      .o günlerde Müslümanlar medinede böyle bir kandili hiç yakmamýþlar.
      Gelen cemaat bunun þamdaki hristiyanlardan alýndýðýný öðrenince ,Müslümanlarýn mescidine hristiyanlarýn yaptýðý kandilimi asýyorsun? Demiþler rasulullah gelince seni azarlar gibi þeyler söylemiþler.
      az sonra efendimiz s.v.s. gelip dumansýz külsüz yanan ýþýk veren kandili görünce kim getirdi bunu diye sormuþ.ordakilerde suçlu gösterir gibi getireni göstererek ;þamdan hristiyandan alýp getirmiþ demiþler.
      bunun üzerine peygamberimiz kandili getiren sahabeye tebessümle bakarak þöyle dua etmiþ;sen bizim mescidimizi aydýnlattýn Allah ta senin kalbini aydýnlatsýn.insanlýða faydalý þeyler müminin kaybettiði malý gibidir.nerde ve kimde bulursa bulsun hemen sahip çýkýp almalýdýr..buyurmuþlar.müslümanlar olarak yeniliklerden uzak kalmamamýz gerektiði düþüncesindeyim…

NE KADAR ÝHLASLIYIZ

06 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini HikayeLer

Köyün birinde pek namazýnda niyazýnda olmayan bi adam yaþarmýþ.köyün imamý da cemaati de bu adamdan pek hoþnut deðillermiþ.derken bigün bu adam ölmüþ
      köyün imamý ben bu adamýn cenazesini kýldýrmam diye diretmiþ.köy haklý da bizde zaten bu adamýn ne namazýný kýlarýz ne de gömeriz diye tutturmuþlar. durumu gören yaþlý bi kadýn köyün dýþýndaki tepede yaþayan bi köylüye haber vermiþ.o da köye gitmiþ cenazeyi almýþ ve kendi evinin yanýna gömmüþ.
      o akþam imam ve diðer köylüler ayný rüyayý görmüþler.rüyalarýnda ölen kiþi çok güzel bi mertebede imiþ.ve keyif yapýyormuþ.sabah herkes birbirine rüyayý anlatmýþ ve hemen yola koyulup tek baþýna yaþayan köylünün yanýna gitmiþler
      imam sormuþ kardeþim hayýrdýr bu ne iþ biz bundan hiçbiþey anlamadýk sence bunun sebebi nedir demiþ.o köylüde;valla bilmiyorum ben sadece o köylüyü gömdüm.sonrada þöyle dua ettim
      Allahým soðuk kýþ gecelerine ,sýcak yaz günlerinde insanlar kapýmý çaldý ve biz Allah misafiriyz dediler.ben de senin hürmetine onlarý en iyi þekilde aðýrladým.misafirleri güvenip bana gönderdiðin için elimde ne var ne yoksa onlara ikram ettim.ben sana ilk defa misafir gönderiyorum.sende benim güvenimi boþa çýkarma olurmu ALLAHIM…..BÝZLER NE KADAR SAMÝMÝ OLURSAK RABBÝMÝZ DE BÝZE KARÞI O KADAR SAMÝMÝ OLUR..

EFENDÝMÝZ S.V.S. HOÞGÖRÜSÜ

06 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Dini HikayeLer

Bedevînin biri, Peygamber Aleyhisselâm’ý ziyarete gelmiþ, mescid avlusunda devesini çöktürdükten sonra içeriye girmiþti. Ashabdan birileri de, çok þakacý bir kiþi olan Nuayman Ýbn-i Amr (R.A.)’a latife olsun diye þöyle bir teklifte bulundu:
     
      Sen þu deveyi kesiversen de onu yesek! Çünkü gerçekten et yemeyi çok özledik. Nasýlsa Rasulullah Aleyhisselâm onun bedelini öder..
      Nuayman da kalkýp deveyi kesiverdi! Adamcaðýz dýþarý çýkýnca, devesinin kesildiðini gördü ve feryadý bastý:
     
      Eyvah, devem kesilmiþ
      Nebi Aleyhisselâm da dýþarý çýktý ve sordu;Kim yaptý bu iþi?
      Nuayman yaptý, dediler.
      Peygamber Aleyhisselâm, Nuayman’ýn peþine düþerek onu aramaya baþladý. Nihayet bir evde saklandýðýný öðrendi.
      Nuayman bir hendeðin içinde gizlenmiþ, üstüne hurma dallarý ve yapraklarý örtmüþtü.
      Adamýn biri, onun saklandýðý yere doðru iþaret ederek, yüksek sesle þöyle baðýrýyordu;Ben onu görmedim, ya Rasulallah
      Rasulullah (A.S.) onu buldu, tutup hendekten çýkardý. Bulaþan toz ve topraktan yüzünün rengi deðiþmiþti. Sordu ona:
      Bu yaptýðýný sana yaptýran nedir?
      Nuayman boynunu büktü;Benim yerimi sana gösterenler var ya, ey Allah’ýn Rasulü! Ýþte onlar bu iþi bana yaptýrdýlar
      Allah Rasulü Aleyhisselâm, bir yandan þakacý Nuayman’ýn yüzündeki tozlarý siliyor, bir yandan da gülüyordu. Sonra deve sahibini çaðýrarak devesinin bedelini ödedi.
     
      O na binler salat binler selam olsun….s.v.s.

« Önceki YazılarSonraki yazılar »