Yüz Göz ve Kulak Temizliği
Çoğu zaman görme keskinliğinin kaybedildiği farkedilmeyebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılmalıdır. Görme bozukluğu olanların gözlük yerine kontakt lens kullanması oldukça yaygındır. Bazı kişiler sadece göz rengini değiştirmek için estetik amaçlı kontakt lens kullanırlar. Kontakt lens kullanımında temizlik çok büyük önem taşımaktadır. Bu temizliğe ilk gün nasıl uyuluyorsa kontakt lens kullanıldığı sürece de aynı titizlikle uyulması gerekmektedir.
Bazen güzelliği daha belirgin hale getirmek için başta göz çevresi ve kirpikler olmak üzere makyaj amacıyla yüze sürülen çeşitli maddeler kullanmaktadır. Öncelikle bu maddelerin kaliteli olması çok önemlidir. Buna rağmen göz çevresinde ve yüzde mikrobik ya da allerjik sorunlarla karşılaşılabilir. Makyaj yapılıyorsa her akşam yatmadan önce muhakkak göz çevresinde ve yüzde kullanılan makyaj artıkları uygun krem ve solüsyonlar kullanılarak ya da su ve sabunla temizlenmelidir. Makyaj temizliğinde kullanılan malzemelerin niteliği de en az makyaj malzemeleri kadar önemlidir. Bu tür malzemeler yeterince kaliteli olmadığında cildin yıpranmasına, sivilce ve siyah noktaların oluşmasına hatta lekelenmelere yol açabilir.
Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği unutulmamalıdır. Kulak içine herhangi bir cisim sokulmamalıdır. Dış kulak yolunun zedelenmesi tehlikeli iltihaplanmalara neden olabilir.
Kulağa küpe takarken bunun kulakta allerji yapabileceği bilinmelidir. Bu nedenle kullanılacak küpelerin allerji yapma özelliği çok az olan altın ya da gümüşten yapılanları tercih edilmelidir.
Klipsi olmayan küpe kullananlar kulak memesinde delik açtırmaktadırlar. Bu deliği açarken kullanılan delici aracın ve peşi sıra takılan ip ya da halkanın mutlaka mikropsuz olması gerekir. Aksi takdirde kulak memesinde çok tehlikeli durumlara yol açabilecek iltihaplanmalar görülebilir. Ayrıca kulak memesine delik açılırken tek kullanımlık aletler kullanılmadığı taktirde bugün için çok yaygın hale gelmiş kan yolu ile bulaşabilen sarılık (hepatit B), AIDS (HIV) gibi, mikropların yol açtığı hastalıklara yakalanma tehlikesi vardır. Doğal olarak bu riskler kulak gibi vücudun başka yerlerine de takılan cildi delici takıların ve işlemlerin (dövme gibi) tümü için geçerlidir
Ağız Kuruluğu

Dişhekimliğinde bu hal için “xerostomia” terimi kullanılır. Tükürük bezlerinin tükürük salgılama fonksiyonlarının azalması sonucunda oluşur. Tükürük salgısındaki azalma ağızda oldukça ciddi sorunların oluşmasına yol açabilmektedir.
Ağız Kuruluğunun Sebepleri:
- Biyolojik yaşlılık: Bu etkili bir faktördür, tek başına etkili değildir.
- Sistemik hastalıklar: Romatizmal hastalıklar(Sjogren’s sendromu), Bağışklık sistemi hasarı (AIDS), Hormonal bozukluklar (Şeker hatalığı), Nörolojik bozukluklar (Parkinson)
- Çiğneme kabiliyetinin azalması: Eğer beslenmealışkanlıklarınızda sıvı ve yumuşak gıdalar ağırlıktaysa çiğneme fonksiyonu azalır.
- Tükürük bezlerinin cerrahi olarak çıkarılması
- Radyoterapi (Radyasyon tükürük bezlerinde kalıcı hasar yapar.
- İlaçlar (400′ün üstünde ilaç türü ağız kuruluğu yapar: deconjestanlar, diüretikler, tansiyon ilaçları,antidepresanlar, antihistaminikler,…)
- kafein ve alkol tüketimi
Ağız Kuruluğunun Belirtileri:
- dilde yanma hissi
- özellikle kuru yiyecekler için yeme zorluğu
- konuşma zorluğu
- sık susama
- protez kullanmada zorluk
- dudaklarda çatlaklar ve kuruluk
- tat bozukluğu
- kötü ağız kokusu
Ağız kuruluğu nelere yol açar?
- tükürüğün az olması ciddi problemleri de beraberinde getirebilir.
- bakteri plağı ve yiyecek artıkları kolayca birikir. bu, dişeti hastalıkları ve çürüğü hızlandırır. tükürüğün kendi başına yıkama-temizleme mekanizması diş yüzeylerini temiz tutmaya yardımcıdır.
- tükürük çürükleri önler, diş yüzeyini temizler ve asitleri nötralize eder. böylece çürük önlenir.
Ağız kuruluğu nasıl kontrol altına alınır? nasıl tedavi edilir?
- sık sık yudum yudum su içilmeli. gece yatarken yanında sıvı içecek, su bulundurulmalı
- şekersiz sakız çiğnenmeli
- sigara,alkol,şekerli yiyeceklerden uzak durulmalı
- yaşanılan mekanın nemi ayarlanmalı
- gerekirse eczanelerden temin edilebilen yapay tükürük tabletleri kullanılmalı
- bakteri plağı kontrol altına alınmalı
- floridli diş macunu, jel, gargara kullanılmalı
- C vitamini kullanılmalı
- bileşiminde alkol ve sodyum lauryl sülfat bulunan ağız ve diş bakım ürünlerini kullanmamalı.
Ağız kuruluğuna sebep olan ilaçlar ve hastalıklar:
Ağız Kuruluğuna Ve Oral Komplikasyonlara Sebep Olan Başlıca İlaçlar;
Claritin Lipidor Prilosec
Hydrocodone/APAP Preacid Zoloft
Celebrex Norvasc Premarin
Ağız Kuruluğuna Sebep Olan Başlıca Hastalıklar;
Astım Kemik İliği Transplantasyonu
Ağızdan Nefes Alanlar Nörolojik Rahatsızlıklar
Diyabet Sjogren Sendromu
Böbrek Yetmezliği Radyoterapi
Hipertansiyon Sistemik Lupus Eritematosus
Kemoterapi Tiroid Bozukluğu
Ağız vücudumuza hastalıkların giriş yollarında bir tanesidir. Tükürüğün antibakteriyel ve fizyolojik aktivitesinden dolayı birçok hastalık engellenmekte hem de ağız ve diş bakımı sağlanmaktadır. Ayrıca tükürük ağız içinin nemli kalmasını ve pH dengesinin ayarlanmasında etkilidir. Tükürük az salgılandığında en zayıf mikropların bile üreyeceği ortam hazırlanmış olur. Böylece kısa sürede dişlerin kaybına sebep olmakta ve genel sağlığımızda problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu tür problemleri giderebilmek için özel bir bakım uygulanmalıdır.
Ağız içi Hijyen Nasıl Sağlanır?
Kuru ağız yapısına sahipseniz günlük ağız bakımı için içerisinde sodyum laurel sulfate (SLS) içermeyen diş macunlarını tercih edin. Her öğünden sonra dişleri, dişetlerini ve dil üzerini ekstra yumuşakdiş fırçasıyla temizleyin. Ağızın normal florasına zarar vermeyecek, ferahlık sağlayan ve alkol içermeyen ağız yıkama solusyonlarından kullanın. Eğer diş fırçanız yeterli yumuşaklıkta değil ise kullanmadan önce sıcak suda ıslatın. Sert şekerlemelerden ve karbonatlı soda içmekten sakının. Uzun süre ağız içini nemlendirebilen jellerden kullanın. Takma dişlerinizi takmadan önce tahrişi engellemek ve daha rahat kullanım için nemlendirici jel kullanın. Size uygun olan ürün için mutlaka diş hekiminizebaşvurun
Okul çocukları nasıl beslenmeli?
NEDEN OKUL ÇAĞI?
Bu dönem; başta fiziksel büyüme ve gelişmenin arttığı, kemik oluşumunun hızlandığı, yaşam boyu sürecek davranışların kazanıldığı, beslenmeye bağlı ortaya çıkabilecek bazı kronik hastalıkların temelinin atıldığı ve besin öğelerine gereksinimin yükseldiği dönemdir.
Çoğu zaman ebeveynler çocuklarını okula gönderdikleri zaman beslenme konusunda daha rahatladıklarını düşünürler. Oysaki okula başlayan çocuğun dersleri kadar beslenmesi de ailenin denetimi altında olmalıdır. Öğün atlayıp atlamadığı, çıkan yemeklerden ne seçtiği, kantin tüketiminin olup olmadığı, arkadaşlarından etkilenip etkilenmediği, su içip içmediği gibi beslenme ile ilgili tüm ayrıntıların konuşulması gerekmektedir.
OBEZİTE RİSKİ ARTIYOR
Eğer çocuk okuldan gelince aile evde olamıyorsa evdeki besin tüketimi bile okul çağı beslenmesinde önemlidir. Okulların yemekhane ve kantinlerinde sunulan yemek alternatiflerinin genellikle yağ içeriği yüksektir. Yapılan bir araştırmada çocukların günlük beslenmesinin %37’ sini okuldan karşıladıklarını bunun bile çocuklardaki obezite riskini arttırdığı göstermiştir.
Altın öğün KAHVALTI atlanmamalı!
Kahvaltı uzun süren açlık sonrasında alınan ilk öğündür ve tüm günü etkileyen altın değerinde bir ana öğündür. Güne zinde bir şekilde başlamak ve gün içersinde içinde bulunduğumuz faaliyetlerde; anlama, algılama, anımsama ve verimli bir şekilde çalışmak için kahvaltının önemi çok büyüktür. Yapılan birçok çalışmada kahvaltı öğününün en çok atlanan öğün olduğu görülmüştür. Sebep olarak sabah açlık hissetmeme, zaman darlığı ve kilo verme kaygısı gibi durumlar öne sürülmektedirler.
Özellikle erken saatlerde okula giden öğrenciler incelendiğinde güne kahvaltı ile başlamayanların okul başarılarında azalma olduğu görülmüştür. Aynı zamanda çocuklarda da görülebilecek bazı hastalıkların kontrolünü sağlamada da kahvaltının önemi oldukça fazladır. Glisemik yükün azalması, insülin direncinin oluşmaması ve kalp hastalığının oluşmaması için her gün mutlaka düzenli olarak kahvaltı yapmak gerekmektedir.
Kahvaltıda olmazsa olmazlar:
· Süt, peynir, yumurta çocukların büyüme ve gelişmesinde en iyi kalite proteinleri içeren besinlerdir. Aynı zamanda içeriğindeki kalsiyum ile çocukların boy gelişimini sağlar.
· Yağlı tohumlardan ceviz kahvaltılarda olması gereken içeriğindeki yağ asitleri ile beyin gelişimine yardımcı bir besindir. Çocukların kahvaltılarında 2- 3 tam ceviz koymayı alışkanlık haline getirmek gerekir. Başlıca badem, fındık, ceviz olmak üzere yağlı tohumlar çocukların ara öğünlerinde kolaylıkla tüketilebilecek gıdalardır.
· Pekmez, bal, fındık ezmesi veya reçel de çocukların günlük enerjilerine katkıda bulunabilecek karbonhidratlı besinlerdir. Anemi oluşumunu önlerler, konsantrasyonu arttırırlar.
· Sabah kahvaltısında içecek olarak yapılması gereken 2 sağlıklı tercih vardır. Bunlar taze sıkılmış meyve suları ve süt. Çocuklarınıza kahvaltıda çay içme alışkanlığı kazandırmayın.
· Çiğ sebzelerden domates, salatalık, maydanoz, biber gibi yeşillikler ile dilimlenmiş taze meyveler muhakkak kahvaltıda mevsimine uygun olarak bulundurulmalıdır. Vitamin ve minerallerin en önemli kaynakları sebze ve meyvelerdir.
· Kahvaltı öğününde her çocuğun 2- 3 dilim ekmek tüketmesi gerekir. Tahıllı ekmekler, cevizli, zeytinli ekmekler de çocukların büyümesine katkı sağlayan lif içeriğine sahip olup sağlıklı seçimler olarak tercih edilebilir.
· Bazen daha pratik ve aperatif olması açısından aynı zamanda çeşitlilik de sağlayarak çocuklara kahvaltılık gevrekler de verilebilir. Yanında taze sıkılmış meyve suyu veya taze dilimlenmiş meyve ya da ceviz fındık koyulursa kahvaltı daha yeterli hale gelir.
· Sıkılmamaları ve çeşitlilik açısından çocuklara bazen kahvaltıda peynirli veya sebzeli gözleme, börek veya simit de verilebilir.
Ara öğünler de olmazsa olmazlar:
Çocuğunuzun beslenme çantasına okulda verilmiyorsa kahvaltıdan öğle yemeğine kadar ve öğleden akşam yemeğine kadar ara öğün koyma alışkanlığı kazandırın. Yapılan çalışmalar ara öğün yapmayan çocukların atıştırmaları daha çok tükettiğini ana öğünleri de kimi zaman atladığını göstermiştir. Özellikle öğleden sonra eve erken gelen çocuklarda genellikle sık atıştırmalar yapar. Doğru ara öğün yapan çocuk ana öğününü atlamaz ve düzenli yer. Yapılabilecek en güzel tercihler; taze veya kuru meyveler, fındık, ceviz, badem, 1 kutu süt veya ayran, 1 dilim evde yapılmış kek veya kurabiye olabilir.
Akşamdan sonra 1-2 porsiyon meyve veya sütlü tatlılar veya süt ihmal edilmemelidir.
Akşam yemeğinde neler olmalı?
Her güne farklı alternatifler koymakta yarar vardır. Et yemekleri ( ızgara, fırında pişmiş veya sulu yemek şeklinde ), kurubaklagil yemekleri, kıymalı veya tavuklu sebze yemekleri ana yemek olarak tercih edilebilir.
Bu yemeklerden herhangi birinin yanına çorba veya zeytinyağlılar da eklenebilir.
Akşam öğünlerinde çok yemek çeşidi olmasındansa her güne farklı çeşit koymakta yarar vardır. Önemli olan akşam öğününde et grubunu, sebze grubunu, süt yoğurt grubunu ve tahıl grubunu bulundurmaktır. Pilav makarna çocukların çoğu zaman öğle öğünlerinde bulunduğu için daha az sıklıkta pişirilebilir. Salatalara vitaminlerin emilimi için 1 tatlı kaşığı zeytinyağı koyulmalıdır. Haftada en az 2 -3 gün balık tüketimine özen gösterilmelidir.
Ailelere pratik öneriler:
Çocuğun bilişsel gelişimi için iyot tüketimine özen gösterilmelidir. İyot tüketimi IQ seviyesini 13.5 puan etkilemektedir. En iyi iyot kaynağı iyotlu tuzdur. Yemeklere pişmeye yakın tuz eklenirse günlük yeterli iyot sağlanır.
Oluşabilecek kansızlık büyümeyi etkiler, dikkat ve algılamayı azaltır. Hastalık oluşma riskini arttırır. Demirden zengin gıdalar çocukların beslenmesinde muhakkak olmalıdır. Bunlar; et, tavuk, balık, yumurta, kurubaklagiller, pekmez, tahin, kuru meyveler, koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. Bu besinleri C vitamininden zengin turunçgiller, domates, biber ve sebzelerle beraber tüketirsek daha iyi emilim sağlanır..
Yemek zamanlarını aynı saatlerde olmasına özen gösterilmelidir.
Çocukların yemek tabaklarının ayrı olmasına özen gösterilmelidir. Bu hem çocuğun özgüvenini sağlar hem de ne kadar yediğini kontrol edebilmede aileye yardımcı olur.
Yemeğin görünümü kokusu ve sunumu çocuk için seçici bir özelliktir. Hiç sevmediği gıdaları bazen sevdiklerinin arasına karıştırıp güzel bir sunumla yedirebilirsiniz.
Zorlamadan sakin ve rahat bir ortamda yemek yemelerine ayrı bir özen gösterilmelidir. Çocuk oluşabilecek sıkıntılardan daha çok etkilenir ve iştahta azalma ile sonuçlanabilir.
Çocukların aktivitesini arttırmak amacı ile haftalık düzenli egzersizler yapmaya yönlendirilmeleri gerekir. Çağın hastalığı obezitenin çocukluk çağında başladığı ve bu dönemde yağ hücrelerinin oluştuğu unutulmamalıdır. Düzenli spor yapmaya alışmış çocukların obez olma riski daha düşüktür. aaaabolizmalarını hızlandırır ve psikolojik açıdan çocuklara daha iyi gelir.
Çocukların sıvı alımını da takip etmek gerekir. Özellikle hazır meyve sularının çok tüketildiği şu dönemde çocuklarınızı taze sıkılmış meyve suyuna, süte, ayrana ve en başta suya alıştırmak en sağlıklısıdır. Yemek masasında asitli içecekleri gören çocuk ileriki dönemde bunu kendisine alışkanlık haline getirir. Unutmayın sizin beslenme tarzınız ileriki dönemde çocuğunuzun beslenme tarzına muhakkak yansır.
Son olarak çocuğunuza olan sevginizi şekerleme, tatlı ve çikolatalarla göstermek yerine onlara vakit ayırarak, onlarla spor yaparak, alışverişe giderek, yürüyüş yaparak, bowling vb. zevkli oyunlar oynayarak yapınız. Elbette ki çocuklar çikolata, tatlı ve fast food tüketebilirler fakat önemli olan bunları ara sıra alışkanlık haline dönüştürmeden ödül olarak vermektir
Kan basıncı
Kan basıncı
Kan basıncının yüksek olduğunu hissedemeyiz, çünkü ağrısı sızısı yoktur. Davranışlarınızdaki küçük değişikliklerin kan basıncınızın yükselmesiyle ortaya çıktığını tahmin edemezsiniz. Eğer kan basıncının yüksek olması önlenemezse, zamanla damarlarda kalınlaşmaya ve sertleşmeye yol açar. Yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor.
Öldürmeye karar veren katil, niyetini kimseye belli etmez ve işini sessizce bitirmeye bakar. Tıp dünyasında, yüksek tansiyona da sessiz bir katil gözüyle bakılıyor. Pekçok hastalık önceden bazı belirtilerle tehlikeyi haber verir ama yüksek tansiyonun genellikle hiçbir belirtisi olmaz. Hele çok ani yükselmelerde hasta neye uğradığını anlamaz. Tıp merkezlerinde yapılan araştırmalar on yüksek tansiyon hastasından dokuzunun durumunu bilmediğini ortaya çıkardı. Düzenli aralarla kan basıncının ölçtürülmesi bu tabloyu değiştirir. Yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor.
Ancak hemen karamsarlığa kapılmayın. Dikkatli bir kontrol ve doktor tavsiyeleriyle yüksek tansiyon sorunu giderilebilir.
Kan basıncının yüksek olduğunu hissedemeyiz, çünkü ağrısı sızısı yoktur. Davranışlarınızdaki küçük değişikliklerin kan basıncınızın yükselmesiyle ortaya çıktığını tahmin edemezsiniz.
Sakin bir ortamda dinlenirken bile kan basıncınız yükselebilir. Eğer kan basıncının yüksek olması önlenemezse, zamanla damarlarda kalınlaşmaya ve sertleşmeye yol açar.
Kan basıncınız ölçüldüğünde normal sayılan rakamlardan daha yüksek bir sonuç çıkarsa, doktorlar hemen ilaç tedavisine başlamıyorlar. Beslenme düzeninde yapılacak bazı değişikliklerle kan basıncı düşürülmek isteniyor. Eğer alınan önlemler bir sonuç vermezse, o zaman ilaç tedavisi gerekiyor. Tabii kan basıncı çok fazla yüksek olursa, ilaç tedavisine hemen başlanıyor. Tıpkı kolesterolde olduğu gibi, rakamlar ne kadar düşük ise kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski de o kadar azalıyor.
Kan basıncını düşürmek için neler yapabiliriz?
Eskisinden daha hareketli olun. Daha önce belirttiğim gibi vücut egzersizi yapmayı asla ihmal etmeyin.
Kilo verin. Şişmanlık, özellikle aşırı şişmanlık, kan basıncının yükselmesinde en önemli rolü oynar.
Alkol tüketimini normal ölçülerle sınırlayın. Eğer yüksek tansiyon hastası olursanız, doktorunuz alkollü içki içmenizi tamamen yasaklayacaktır. Bu aşamaya gelmemek için alkollü içki tüketimini en aza indirin.
Sigara içme alışkanlığını bırakın. Ben eskiden sigara tiryakisi olduğum için, sigarasız yaşamaya alışmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Fakat milyonlarca tiryakinin zor olanı başardığı da bir gerçek. Başkaları yapabildiğine göre, neden siz de sigara alışkanlığından kurtulmayasınız?
Stresinizi kontrol altında tutun. Hepimiz günlük hayatımızda stres yaratacak olaylar yaşıyoruz. Ancak bazı kadın ve erkekler, stres ile mücadele etmeyi başarıyorlar. Stresten kurtulmanın pek çok yolu var. Bunrlardan en önemlisi sizi oyalayıp, sorunları zihninizin bir köşesine atmanızı sağlayacak meraklar edinmektir.
Evde bir hayvan besleyin. Ya da evinde zaten beslediğiniz ev hayvanınızla daha fazla ilgilenin. Psikologlar, bir kediyi ya da köpeği biraz okşamanın kan basıncını düşürdüğünü örnekler göstererek kanıtladılar.
Beslenme düzeninizde bazı değişiklikler yapın. Eskisine göre daha fazla meyve ve sebze yiyin. Özellikle potasyum içeren meyve ve sebzeleri tercih edin. Yağlı besinlerden uzak durun. Kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük, stresli bir günün sonunda fazla yağlı yiyeceklerle karnınızı tıka basa doyurmanızdır. Sıkıntınızı gidermek için yemek yemekten sakının.
Kan basıncı nedir?
Kan basıncının ne anlama geldiğini hatırlatalım. Kan basıncı, kalbin damarlara kan pompalayabilmesi için gerekli olan basınçtır. Vücut karmaşık bazı sistemlerden yararlanarak kan basıncını dengeler. Kan basıncı iki bölümdür. Birincisi sistolik basınçtır. Bu da kalp çarparken kanın damar duvarlarına çarpma hızıdır. ikincisi diyastolik basınçtır. Bu da kalp dinlenirkenkalp atışları arasındaki zaman içinde ölçülen basınçtır kan basıncı ölçüldüğünde 120/80 sonucu alınırsa, sistolik basınç 120, diyastolik basınç da 80′dir. Ve bu ölçüm ideal kan basıncı sayılır.
Birkaç yıl öncesine kadar doktorlar, özellikle diyastolik basınca önem veriyorlardı. Sistolik basınç dikkate alınmıyordu. Bugün ise iki basınç ölçümünün de aynı derecede önemli olduğunu biliyoruz.
Tuzsuz rejim zararlı mı?
Tıp dünyasında her gün büyük gelişmeler yaşıyoruz. Ama ne yazık ki hala insan vücudunun sırları tam olarak çözülmüş sayılmaz. Örneğin tuzsuz rejimi ele alalım. Bazı hastalara tuz yasağı konduğu zaman, kan basınçları daha da fazla yükseliyor. Oysa tuzun kan basıncını tetiklediği de bir gerçek. Amerika’da yapılan çalışmalarda yüksek kan basıncından yakınan hastaların yüzde ellisinin tuz yasağından yarar görmediği saptandı. Hatta bazı hastalar tuz yasağını uygulamaya başladıktan sonra kan basınçlarının daha da yükseldiği gözlendi. Bazı çalışmalarda da tuz yasağının kalp krizi tehlikesini artırdığı görüldü. Şimdi, vur deyince öldürmeyelim. Tuz yasağının yarar sağlamadığına hemen inanıp dudaklarımız beyazlanıncaya kadar tuzlu yiyeceklerle beslenmeyelim. Tuz konusunu doktorunuz düzenlemeli. Siz her şeye rağmen sofrada eliniz tuzluğa giderken biraz daha düşünün. Ve sakın öfkenizi tuzluktan çıkarıp, eliniz yoruluncaya kadar tabağa tuz serpmeyin
Kansızlık kadınlarda en sık görülen hastalık
Uzmanlar, doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen hastalığın Kansızlık olduğunu ifade etti. Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, kansızlığın en çok kadınlarda görüldüğünü belirterek, “Her 100 kadından 70-90′ında demir, B-12 ve folik Asit eksikliğine bağlı kansızlık görülmektedir’ dedi.
Özcan, kansızlığın doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen hastalık olduğunu, tedavi edilmediğinde ciddi Sağlık problemlerine yol açabileceğini bildirdi.
Belirtisi çabuk yorulma
Kansızlığın, genel olarak kan üretimine katkıda bulunan demir, B-12 vitamini ve folik asit eksikliğine bağlı nedenlerden ötürü meydana geldiğini anlatan Özcan, kansızlığın en belirgin olarak “çabuk yorulma’ ile kendini gösterdiğini söyledi.
Özcan, “Bir kişi daha önceleri yarım Saat yürüdüğünde yorulmazken 10 Dakika içinde yoruluyorsa kan değerlerine bakılması gerekir. nefes darlığı, konsantrasyon güçlüğü, üşüme, uykuya eğilim, soğuktan hoşlanmama, Saç Dökülmesive tırnak kırılması da kansızlığın yaygın belirtileridir’ diye konuştu.
Demir eksikliğinin en çok kan kaybıyla söz konusu olduğunu ve kansızlığın ençok kadınlarda görüldüğünü belirten Özcan, şunları kaydetti:
“Her 100 kadından 70-90′ında, demir, B-12 ve folik asit eksikliğine bağlı kansızlık görülmektedir.
Demir eksikliği, kadınlarda erkeklerden çok daha fazladır. Kadınlarda ortalama 13 yaşından itibaren menopoz dönemine kadar geçen süre içinde, her Ay regl dönemlerinde kan kaybı olduğundan, doğurganlık çağındaki kadınlar, genellikle yaşamlarının bir döneminde bu sorunla karşılaşmaktadırlar.
Erkekte varsa iyi araştırılmalı
Erkeklerde ise bu oran kadınlara oranla azdır. Erkeklerde görülen kansızlığın nedenleri de iyi sorgulanmalı, başka hastalıklara ilişkin bulgu olabileceği düşünülerek incelenmelidir.’
Özcan, kansızlığın bir diğer nedeni olan B-12 vitamini eksikliğinin ise en çok vejetaryenlerde görüldüğünü ifade ederek, “Özellikle kırmızı et yemeyen kişilerde ya da sosyo-ekonomik koşullara bağlı olarak et tüketemeyenlerde sıklıkla görülmektedir’ dedi. B-12′nin mideden emilen bir vitamin olduğunu belirten Özcan, gastrit gibi bazı özel mide hastalıklarında bu vitaminin eksikliğiyle karşılaşıldığını söyledi.
Özcan, folik asit eksikliğinin ise taze yeşil sebze ve yeşillik tüketmeyen kişilerde ve çok Alkol alanlarda sık görüldüğünü ifade ederek, vücudun gelişim dönemlerinde ve gebelikte folik asik gereksiniminin arttığını bildirdi.
“Ispanaktaki demir hemen hemen hiçbir işe yaramaz’
Demirin gıdalarla temin edilmesinin çok zor olduğunu belirten Özcan, halk arasında demir deposu olarak bilinen kimi gıdaların demir verimliliğin sanılanın aksine çok az olduğunu söyledi. Özcan, “Örneğin ıspanaktaki ve pekmezdeki demir hemen hemen hiçbir işe yaramaz. Tonlarca ıspanak yeseniz 1 kutu haptan elde ettiğiniz başarıyı elde edemezsiniz. Kilolarca pekmez yeseniz de yeterli düzeyde kan yapıcı olmaz’ dedi.
Bu tür gıda desteklerinin ancak kansızlık sorunu yaşamayan sağlıklı bireyler için uygun olabileceğini ifade eden Özcan, hastalık halinde besin takviyeleri yerine hekim kontrolünde ilaç tedavisi uygulanması gerektiğini vurguladı.
Özcan, bazı kan kanserlerinin de Kansızlığa neden olabildiği için doğru tanı konulmasının çok önemli olduğunu, kansızlığın nedenlerinin yaşa, cinsiyete, mevcut hastalıklara göre kapsamlı olarak irdelenmesi gerektiğini kaydetti.
Demir eksikliğinin en az 6 ay boyunca ağızdan alınacak haplarla tedavi edildiğini anlatan Özcan, “B-12 eksikliği için de ilk yüklemenin ardından Ayda bir ömür boyu kalçadan iğne yapılmaktadır’ dedi.
Özcan, folik asit eksikliğinin de hekim kontrolünde düzenli kullanılacak haplarla tedavi edildiğini kaydetti.
Kansızlığın tedavi edilmediğinde, kişinin yaşam kalitesinin düşmesine neden olabildiğini belirten Özcan, “Uzun süren Kansızlık, vücudun tüm sistemlerini bozacaktır. Zekadan cinsel yaşama kadar Negatif etki edebilen kansızlık, özellikle, kalp ve böbrek yetmezliğinin gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle mutlaka tedavi edilmelidir’ diye konuştu.
Kansızlık kadınlarda en sık görülen hastalık
Kansızlığa karşı dikkatli olun
Toplumda Kansızlık olarak da bilinen Anemi hastalığı, bazı durumlarda sağlığımızı tehlike edici boyutlara ulaşabiliyor. Bu durumlardan biri adet kanaması, diğeri de Hemoroid kanamasıdır. Kansızlık hastalarında bu tür kanamalar varsa mutlaka tedavi edilmelidir.
Alınan gıdalara dikkat etmeli
Fazla miktarda çay, kahve, kola, sigara, Alkol tüketimi Kansızlığa neden olabilmektedir. Gıdalarla birlikte içilen çay, besinlerdeki demir ve C vitamininin vücut tarafından emilmeden idrar ile atılmasına sebep olabilmektedir. Çayı yemekten yaklaşık 1 Saat sonra içmek daha yararlıdır.
Kansızlığı yenmek için özellikle B12, C vitamini ve demir içeren gıdalar almak gerekir. Karaciğer ve tüm kırmızı etler, yumurta, kuru baklagiller, pekmez, yeşil sebzeler, Domates, tere, roka, kuruyemiş, süt ve ürünleri, iyi B12 kaynaklarıdır.
Demir, sebzelerin kabuğuna yakın yerlerde daha çok bulunduğundan patates gibi sebzelerin kabuğu içinde pişirilmesi daha çok demir alınmasını sağlar. Gıdaların haşlama Suyunun (ıspanakta olduğu gibi) atılması demir kaybına neden olur.
Kansızlıkta saf Arı poleni de mutlaka kullanılmalıdır. İçeriğinde birçok vitamin (özellikle B grubu vitaminleri), Mineraller ve aminoasit bulunmaktadır.
Kansızlığa DİKKAT

Kansızlığa DİKKAT … !
Kansızlığa DİKKAT … ! Haberi
İnönü Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmet Aydoğdu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kansızlık hastalığının demir eksikliğine bağlı olarak yaygınlaştığını kaydetti.
Demir eksikliğinin ise ekonomik sıkıntılar nedeniyle et ve et ürünlerinin daha az tüketilmesinden kaynaklandığını belirten Prof. Dr.
Aydoğdu, kansızlık rahatsızlığı ile mücadele sürecinde toplumda son derece yanlış davranışların sergilendiğini ifade etti.
Prof. Dr. Aydoğdu, şunları söyledi: “Toplumda gözlediğimiz en büyük yanlışlıkların başında, kansızlıkla mücadelede hiçbir tedavi yapılmadan kan ilacı kullanılması geliyor. Doğru olan, rahatsızlığın nedenini bulup ortadan kaldırmak, bu süreçte kan ilacı kullanmaktır. Hiçbir tedavi yapılmadan kan ilacı kullanmak kanı belirli süre artırabilir, ama belli bir süre sonra rahatsızlık yeniden ortaya çıkacaktır. Vatandaşlar Sağlık kuruluşlarına gider gitmez tedavi yapılmadan kapıdan kan ilacı verilirse, itibar etmesin. Önemli olan kansızlık sebebinin bulunup rahatsızlığın ortadan kaldırılmasıdır. Hele hele kansızlığın giderilmesi için kan verilmesi ise çok yanlıştır.”
KANSER TEHLİKESİ
Prof. Dr. İsmet Aydoğdu, kansızlıkta tedavi sürecinin özellikle büyük hastalıkların önlenmesinde önem taşıdığını ifade etti.
Kansızlık hastalığının bağırsak, mide ve yemek borusu kanseri gibi rahatsızlıkların habercisi olabileceğine işaret eden Prof. Dr. Aydoğdu, şöyle dedi: “Kansızlık, kanserin habercisi olabilir. Bunun için kansızlıkta tedavi büyük önem taşıyor. Mesela hasta kalın Bağırsak Kanseri oluyor ve ortaya kansızlık belirtisi çıkıyor. Hastaya kan ilacı veriliyor, kanı yükseliyor ama belli süre sonra yeniden düşüyor. Ne zaman ki kalbi çarpmaya başlıyor, nefesi daralıyor, o zaman tedaviye geliyor. Ama ne yazık ki hastalık bünyeye yerleşmiş oluyor. Tüm bu olumsuzluklar yaşanmadan kansızlık rahatsızlığı olan vatandaşların mutlaka tedavi olmaları büyük önem taşıyor. Kansızlık nedeni bulunmadan kesinlikle kan ilaçları kullanılmamalıdır.”
kansızlık dikkate alınmalı
Ortaya çıkmasında pek çok faktörün etkili olduğu kansızlık; vücudumuzun doku ve organlarına Oksijen ve diğer Maddeleri ulaştırmakla görevli kırmızı hücrelerin, kabul edilen miktarın Altına inmesi sonucu ortaya çıkıyor. Kan hücrelerinde gözlenen bu azalma sonucunda şikayetler oluşmaya başlıyor. Acıbadem Bakırköy Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Saruç, özellikle üreme çağındaki kadınların hastalığı olarak anlaşılmasının kansızlığın hafife alınmasına neden olduğunu söyleyerek, sorunun bunun tam tersine ciddiyetle karşılanması gerektiğine işaret ediyor. Sadece Kansızlığı tedavi edilmeye çalışılan ve farklı ilaç tedavilerinin ardından altta yatan nedeninin kalın barsak kanseri olarak belirlendiği birçok hasta ile karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Dr. Saruç, uygulama hatalarına ilişkin şunları anlatıyor: “Kansızlık genellikle bir hastalıkmış gibi görülüyor ve eksik olan demirin yerine konarak kansızlığın giderilmesine çalışılıyor. Kansızlık aslında bir bulgu. Vücudunuzda imdat isteyen bir duruma karşı açılan bir bayrak var ve tedavi ederek siz bu bayrağı yok etmeye çalışıyorsunuz ve artık imdat isteyemiyor. Hastaların da çok dikkatli olması ve hekimlerine kansızlıklarının nedenlerini sormaları gerekiyor. Kansızlık genellikle masum sebeplerle ortaya çıkmıyor. Bu nedenle toplumun dikkatinin bu konuya çekilmesi gerekiyor.”
Belirti ve bulguları neler oluyor?
Kansızlık çabuk yorulma, halsizlik, nefes darlığı, göğüs ağrısı ile kendini gösteriyor. Hastanın muayenesinde ciltte solukluk, kalp yetmezliği, nefes darlığı ve kalp ritm bozukluğu saptanabiliyor. Bazen ise Kansızlığa yol açan altta yatan hastalığa ait belirtilerin bu tabloya hakim olabileceğini söyleyen Doç. Dr. Saruç şu bilgileri aktarıyor: “Dışkıda kan görülmesi, kahve telvesi şeklinde kusma, siyah dışkılama, ishal, dilde yara, sinir sistemini ilgilendiren belirtiler, eklem ağrıları, kolay kanama, kabızlık, karın ağrısı, kilo kaybı, bulantı bu belirtiler arasında yer alıyor. Ayrıca, hastanın kullandığı ağrı kesiciler, diğer ilaçlar ve geçirdiği Ameliyatlar da bize ek bilgi sağlayabiliyor.”
Kansızlığın en sık karşılaşılan nedeni demir eksikliği. Bunun yanında kronik bazı hastalıklarda, diğer vitamin eksikliklerinde, kemik iliğinin hastalıkları ve genetik kırmızı hücre yapısal hastalıkları da kansızlığa neden olabiliyor. Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen kansızlığın demir eksikliğinden kaynaklandığını hatırlatan Doç. Dr. Saruç, kansızlığın diğer nedenlerine ilişkin şu bilgileri veriyor: “Adet kanamalarında çok miktarda kan kaybedilmesi asıl nedeni oluşturuyor. Bundan başka mide- barsak sisteminin hastalıklarında ve kanserlerinde de Demir Eksikliğisık görüldüğü için bu olasılığın da mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Mide ve oniki parmak barsağı ülserleri, gastrit, iltihabi barsak hastalıkları da en sık rastlanan nedenler arasında gözleniyor. Ağrı kesici kullanmak, demirden yoksun bir diyetle beslenmek, barsak parazitleri, demir emilim bozukluğuna neden olan barsak hastalıkları da demir eksikliğine ve kansızlığa yol açabilir.”
Kansızlıkta tüm olasılıklar değerlendirilmeli !
Kansızlığın tanısı tam kan sayımı denilen kan tetkiki ile hemoglobin düzeyi ve kırmızı hücre sayımı düşük bulunduğunda kolaylıkla konabiliyor. Yapılacak ek incelemelerde ise kırmızı kan hücrelerinin şekillerine bakılarak kansızlığın nedeni hakkında bilgi alınıyor. “Kansızlık teşhisi konduğunda tüm olasılıklar değerlendirilmelidir. Örneğin çölyak hastası bir kişide demir eksikliği anemisi bulur ve onu tamamen glutensiz bir diyetle beslerseniz tamamen iyileştirebilirsiniz. Mide Kanseri ya da kalın barsak kanseri bulursanız da erken teşhis edildiği taktirde tam tedavi edilerek o hastalıktan kurtulmak mümkün” diye konuşan Doç. Dr. Saruç, tüm hastaların mide, ince ve kalın barsak incelemeleri ile bu bölgelerden kanamaya neden olabilen hastalıkları bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini söylüyor. Kadınların ise kadın hastalıkları yönünden ayrıca araştırılması gerekiyor. Sorunun nedeni tespit edildikten sonra nedene yönelik uygulanacak tedaviler de farklılaşıyor.
Bir çok hekimin hastalığın nedenini araştırmadan demir ilaçları vererek tedavi ettiğini söyleyen Doç. Dr. Saruç, sözlerini şöyle noktalıyor: “Demir eksikliği ve ona bağlı olarak ortaya çıkan kansızlık hastalığın kendisi değil işaretidir. Demir eksikliğini demir vererek tedavi etmeye çalışmak sireni açık olarak hastaneye hasta yetiştirmeye çalışan bir ambulansın sirenini kapatmak gibidir. Halbuki onun bir an önce hastaneye yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Bu nedenle alarm dikkate alınarak hareket edilmeli. Öncelikle kansızlığa yol açan kaybın nedeni bulunmalı
Altın Çilek Nedir ?
26 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Sağlık, SifaLi BitkiLer
Son zamanlarda şarkıcı, siyasetçi gibi ünlülerin sağlık ve zayıflama sırrı olarak gündeme gelan altın çileğin faydaları saymakla bitmiyor. Yaz henüz gelmemişken ve fazla kilolardan kurtulmak için henüz vakit varken yarım bıraktığınız diyetler işe yaramıyor ne yesem yarıyor diyorsanız %100 Bitkisel Altın Çilek Kapsülleri tam sizin için…
Altın Çiçek Bitkisi, en yüksek lif oranına sahip faydaları saymakla bitmeyen bir tür meyvedir. Altın Çilek ile Papaya meyvesi karışımında sadece Altın Çilek ve Papaya bitkilerini barındıran Altın Çilek Hapı; zayıflamaya yardımcı ürünümüz, en yavaş metabolizmalarda bile etkisini hızla gösterip vücut bünyesinde yer edinmiş yağların yakımı sayesinde kilo kontrolü sağlamaktadır. Altın Çilek Kullananlar, Kullandıktan sonra İdeal kiloya ulaşıldıktan sonra verdiğiniz kiloların geri alınma riski asla yoktur.

Altın Çilek Hapı İçerisinde Ne Var ?
Altın Çilek Kapsüllerinin içerisinde Altın Çilek meyvesi ve Papaya bulunmaktadır.
Altın Çilek & Papaya Mucizesi
Özellikle son yıllarda sosyetenin ve ünlülerin zayıflama yöntemi olarak adından bir hayli bahsedilmeye başlanan Altın Çilek, başbakan Tayyip Erdoğan’ın da altın çilek tükettiğini belirtmesinden sonra, gerçek anlamda hak ettiği değeri bulmaya başladı.
Altın Çilek, bilinen bitkiler arasında lif oranı en yüksek olan bitkilerden biridir. Lif olarak yoğunluğu bilinen ve insanlar tarafından tüketilen birçok “ünlü” meyveden ortalama 3 kat daha fazla lif içeren Altın Çilek, bu özelliği sayesinde uzun süre ve gerçek bir tokluk hissi uyandırır ve yağları yakarken de su kaybına neden olmaz. Su kaybının olmaması demek, yağlarla birlikte kasların da erimesine engel olmak, sadece yağların erimesini sağlamak demektir.
Birçok Ünlü Sanatçı Altın Çilekle Kilosunu Koruyor
İşte onlardan bazıları ?

- Tarkan
- Seda Sayan
- Saba Tümer
- Başbakan Recep Tayyip Erdogan
Altın Çilek Dünya’ nın en yüksek lif oranına sahip olan meyveleri arasında yer alan bir meyvedir. Papaya bitkisi ile özleştirilip karışımında sadece Altın Çilek ve Papaya bitkilerini barındıran Altın Çilek zayıflamaya yardımcı ürünümüz, en yavaş metabolizmalarda bile etkisini hızla gösterip vücut bünyesinde yer edinmiş yağların yakımı sayesinde kilo kontrolü sağlamaktadır.
Altın Çileğin Faydaları
|
![]() |
Altın Çilek Hapı mı Altın Çilek Meyvesi mi Daha Etkili?
Piyasada satılmakta olan Altın Çilek meyvesi ve bu Altın Çilek kurusu, doğrudan tüketildiğinde, vücut tarafından sadece %30′luk kısmı sindirilmektedir. Geriye kalan kısmı ise vücuttan atılmaktadır. Oysa ki Altın Çilek Hapı, özel içeriği ve yapısı sayesinde sindirilme oranını %85′e kadar çıkarmakta ve meyvesine göre neredeyse 3 kat daha fazla fayda sağlamaktadır
İYİ BİR YAŞAM İYİ BİR DİYET
Yaşamımız boyunca belli bir yaşam biçimi bile ilerleriz. Alışkın olduğumuz bir yaşama biçimi bir yemek yeme şekli uyuma gibi gezme gibi her şekilde tarzlarımız alışkanlıklarımız mevcuttur. Bunlar bizim ailemizden ve çevremizden kendi öğrendiklerimizden gelen bir süreç sonucunda doğar oluşur. Kendimiz ne kadar çok b alışkanlıklara bağlı yaşarsak o kadar da çok mtlu olacağız şeklide düşünürüz. Ve bu süreçler biz bir sorun yaşamadıkça biz mutsuz olmadıkça devam eder.
Alışkanlıklarımız bizim onlara bağlılığımız onların bize verdikleri getiriler sayesinde güçlenir. Süreçlerimiz diyet gibi durumlarda değişebiliyor ya da değişmesi gerekiyor. Yediklerimiz ve içtiklerimiz uykumuz sporumuz herşey değişmesi gerekebiiyor. Hayatımızın standartlarını yükseltmek daha sağlıklı besinlere yönelmek onları tüketmek bunları alışkanlık haline getirmek kendimizi buna ve bundan sonar böyle olması konusunda karar kıldırmak çok büyük bir zaman dilimidir. Kolay olmayabilir ya da sizin zannettiğiniz zamanda bitmeyebilir.
Isteklere dur demek doğru olanı seçmek!
Isteklerimiz anlık arzularımız yemek yeme içgüdülerimiz her zaman doğru olmayabilir. Her canımızın çektiğini yemek demek ve her öğünde de yediklerimizi tıka basa karnımıza sokmak doğru değildir sağlıklı değildir. Yanlış olanı da arzuladığımız yemememiz gereken sağlıksız olan şeylerde vardır. Bunalr bizim ve çoğu kadının hayır diyemediği arzuladığı belki de diyet sürelerinde gizli kapaklı tükettiği besinlerdir. Abur cuburdur bunların çoğu. Abur cubur denen şey diyetin bir biti olarak tanımlayabiliriz. Size kemirir durur. Yaptıklarınız hep içten içe geriye doğru ilerler. Olduğumuzdan ileri gidemez hallere geliriz. Ne zaman ki yemek yeme saatlerimiz belli yemek yememe aralıklarımız belli olursa sporlarımız düzenli olursa iyi bir yaşama iyi de bir diyete sahip olabiliriz. Sporlarımız da çok büyük önem arz eder. Farkında olmazsınız belki ama günde bir sat yürümenin ya da koşmanın bile vücudumuza ne kadar çok yararu vardır.
Yemeklerde ağır şeylerden uzak duramamak
Yemeklerimizde her zaman canımız ağır şeyler çeker. Ağır şeyler tatlılar mı dersiniz tuzlular mı dersiniz hamur işleri mi dersiniz artık hepsinin bu grupta toplayabiliriz. Bunların yerine normal seviyelerde seyiren besinleri tercih etmeliyiz. Özellikle meyve tüketimlerimizi yüksek tutmalı sebze tüketimlerimizde de çok bonkör olup hiçbir sebzeyi ayırt etmeden tüketmeliyiz.




